“Seven insan sevdiğini incitmez.”
Bu cümleyi çevremden yıllardır duyarım. Beynimde yer etmesinin sebebiyse tamamen doğru olduğuna inanmam. “Seven insan gerçekten sevdiğini incitmez.” İncitmek şöyle dursun, sevmelere bile kıyamaz.
Sevgililer günü yaklaşıyorken, sevildiğini hissetmek üzerine biraz düşünmek istedim.
Bazen, seni seviyorum cümlesini duymak, sevildiğimizi hissetmek için yeterli değildir. Çünkü insanların söyledikleriyle yaptıkları birbirinden farklı olabilir. “Ağzı başka, kalbi başka konuşuyor” derler ya, aynı o şekilde. 
Sevmek ve sevilmek, insanın ihtiyaç hissettiği duyguların başında gelir. Her insan, sevmek, sevilmek, sevildiğini hissetmek ister. Aslında sadece insan değil, çevremizdeki diğer canlılar da sevildiğini hissetmek ister. Saksıdaki çiçek, evdeki muhabbet kuşu… 
Hemen hemen tüm canlılar için adeta yaşam kaynağı olan, onları hayata bağlayan duygudur sevgi… Hâl böyle olunca, insan sevildiğini hangi durumlara hissetmek ister diye düşünmeden edemedim. 
Gözlemlediğim kadarıyla, en çok mutsuz olduğunda hissetmek ister. 
Bir gün, hava almak için dışarı çıktığımda, bir oyun parkının önünde durdum. Birbiriyle neşe içinde, gülerek oynayan çocukları görmek hoşuma gitti. Mavi kaydıraktan kahkaha atarak kayanlar, turuncu salıncaklarda havalarda uçanlar, renkli renkli tahterevallide aşağı yukarı hareket edenler… Ortalık adeta neşe topu gibiydi… O esnada, tek başına gözleri dolu dolu oturan bir kadın dikkatimi çekti. Üzerinde mor, siyah benekli, kalın askılı, kare  yaka bir elbise vardı. Kıvırcık saçları kısacıktı. Parktaki her bank neredeyse dolu olduğu için o kadının yakınındaki boş bir banka oturdum ve ara sıra gözüm ona takılsa da, neşe içinde oynayan çocukları izlemeye devam ettim. 
Kısa bir süre sonra gözünde gözlük, üzerinden çiçekli bir elbise olan, uzun, siyah saçlı bir kız çocuğu ellerinde parktan topladığı çiçeklerle o kadının yanına geldi. “Anne, seni çok seviyorum, bunları senin için topladım.” Dedi. Ardından da kadının gözlerine gözlerini kilitleyerek “anne, sen mutsuz musun?” dedi. Kadın, o an, mavi gözlerinden yağmur boşalırcasına ağlamaya başladı ve çocuğuna sıkı sıkı sarıldı. Çocuksa endişeli gözlerle annesine bakıyordu. İçimdeki merak duygusuna yenik düşerek yerimden kalktım ve yanlarına gittim…
-    “ Hanımefendi, iyi misiniz” dedim. 
Biraz tedirgin bir şekilde “iyiyim, teşekkür ederim” dedi. 
Belli bir süre aramızda sessizlik oldu… Sonra sessizliği o bozdu. “Boşanma sürecindeyim de…” diyerek
Daha sonra elindeki çiçekleri gösterdi. “İnanır mısınız bilmiyorum ama altı yaşındaki çocuk bile benim mutsuz olduğumu anladı ama eşim anlamadı. Halbuki istediğim tek şey, sevildiğimi hissetmekti.” Dedi. Biraz sohbet ettikten sonra çocuğunun elinden tutarak yanımdan uzaklaştı. Aramızdaki kısa sohbet o an sona ermişti ama benim içimde hâlâ devam ediyordu. 
“Halbuki ihtiyacım olan tek şey sevildiğimi hissetmekti…” bu cümleden o kadar etkilenmiştim ki, eve gidene kadar içimden tekrar ettim...