Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Rıza Kıraç, Marjinal Kültür Yayınları’ndan çıkan Türkiye’de Sinema Telif Hakları ve SETEM’in 20 Yıllık Tarihikitabı hakkında bilgi verdi. Aynı zamanda yönetmenlik ve senaristlik de yapan Kıraç, hak gaspına uğrayan sinemacılara yol gösterecek bir çalışmayı kaleme aldığını belirtti. Türkiye’de telif hakları ile ilgili yasalarının geçmişten günümüze nasıl ilerlediğini anlatan Kıraç, yapımcıların korunduğu ama filmin diğer yaratıcılarının yok sayıldığı bir tarihsel izlek olduğunu ifade etti. Kıraç, SETEM olarak son yıllarda uluslararası meslek birlikleriyle verdikleri mücadelenin sonuç alıcı olduğunu da kaydetti. Sözü Kıraç’a bırakıyoruz….
-Siz, sinemanın her alanında üretmiş bir sanatçısınız. Muhtemelen en azından bir hak gaspı yaşamışsınızdır. Bu kitabı hazırlamaya iten kişisel ve meslekî nedenleri bize anlatır mısınız?
-Türkiye’de Telif Sinema Hakları ve SETEM kitabını yazma fikri Mehmet Güleryüz’den geldi ve kararı yönetim kurul aldı. Sinema üzerine çalışmalarımı bildikleri için arkadaşlar telif haklarıyla ilgili benim yazmamı istedi. Elbette ben de hak gaspı yaşadım. Bunlarla ilgili davalar da açtım ve kazandım. Telif hakları konusunda yüzlerce sinemacı, yazar, yönetmen ve müzisyenin hakkını ararken en azından başvurabileceği temel bir kaynak olsun istedik. SETEM’deki arkadaşların büyük desteğiyle artık böyle bir kaynak var.
-Siz SETEM yönetim kurulu üyesisiniz aynı zamanda. SETEM’in güncel faaliyetlerinden söz eder misiniz? Sinemacılar nasıl bir yol izleyerek SETEM’den faydalanabilir?
-Biliyorsunuz, SETEM’in açılımı Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği. Sinema ve televizyon piyasasındaki diğer meslek birliklerinden farkı eser yaratıcılarının yani yönetmen, senarist, oyuncu ve sinema müziği yapan sanatçıların telif haklarını alabilmeleri için kurulmuş bir meslek birliği. Telif haklarının ulusal ve uluslararası boyutu var. SETEM ikisinde de özellikle son on yılda çok önemli çalışmalarda öncü oldu ve yapılan çalışmalara katkı verdi.Bunun yanı sıra üniversitelerdeki öğrencilerde telif hakları bilinci oluşturmak içinBenim Eserim başlığı altında konferanslar veriyor. Telif hakları konusunda öğrenciler için kısa film senaryo yarışması düzenliyor ve artık telif hakları bilinci oluşmaya başladı.

-Kitapta Türkiye’nin telif hakları konusunda imza attığı uluslararası sözleşmelere de değiniyorsunuz. Bu imzalar telif haklarının korunması konusunda belli bir düzey/kalite getirmiş midir?
-Elbette, SETEM bu konuda ciddi bir kalite getirmiştir ama bunu tek başına yapmadı. Türkiye’deki sinema meslek birlikleri (Belgesel Sinemacılar Birliği, SENARİSTBİR, SİNEBİR ve SETEM) kısa adı CISAC olan International Confederation of Societies of AuthorsandComposers üyesi. Yani uluslararası telif haklarını toplayabilecek bir federasyona sahibiz. Bu meslek birliklerinin kurduğu Sinema Eseri Sahipleri Federasyonu (SEF) uluslararası ilişkilerimizi sürdürüyor. Ve son dört yılda çok ciddi bir yol kat etti. Öyle ki sayı sürekli arttığı için şimdi yanılabilirim; on yediden fazla ülkeden televizyon, sinema alanında telif ödemeleri almak için sözleşmeler yaptık, çok ciddi telif ödemeleri geldi ve gelmeye devam ediyor. Bu meslek birlikleri yurtdışından gelen telif bedellerini üyelerine dağıtıyor. On yıl önce bunu hayal bile edemiyordum.
-Türkiye’de film üretiminin yoğunlaştığı 1948’den 1964’e kadar devletin sinema sanatıyla ilgili bir destek içinde olmadığını görüyoruz. Susuz Yaz filminin uluslararası başarısından sonra bir sinema şûrası toplanıyor. Bu geç kalmışlığın sinema telif haklarının kavranması ve korunması konusunda bir eksikliğe neden olduğunu düşünüyor musunuz?
-Türkiye Cumhuriyeti, telif haklarında uluslararası anlaşmalara uzun yıllar direndi. Kitapta bu süreç ayrıntı bir şekilde anlatılıyor. Bu bölümde Ali Özuyar’ın yazılarından yararlandım. Çünkü sinema tarihi konusunda gerçekten iyi bir arkeolog. Hukuki süreçle ilgili de SETEM’in ve SEF’in avukatı Eylem Akkayalı çok ciddi katkılarda bulundu. İkisine de tekrar teşekkür ederim. Sinema ve televizyon teliflerindeki adaletsizliğin devam etmesinde kuşkusuz Yeşilçam döneminin yapımcı kimlikleri ve yıldız oyuncuların kibrinin, benciliğinin önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Yapımcılar arasında özellikle bir iki isim var ki, devlet bürokrasisinde istediğini yaptırabilmiş, istediği yasaları geçirebilmiş. Yasalar yapımcıların lehine çıkmış.
-Kitaptan da takip ettiğimiz kadarıyla televizyon, video, internet gibi iletişim teknolojileri alanındaki gelişmeler sinema eserleri üzerinde bir hak gaspına sebep oluyor. Bu süreklilik içinde yapımcılar başta olmak üzere sinema camiası hukukî mücadele konusunda hızlı olabilmiş midir?
- Yeşilçam döneminde sinemaya dair hukuki bir altyapı oluşsaydı her türlü teknolojik gelişmeye karşı haklar korunabilirdi. 1995 yılında yayımlanan yasayla her şey değişiyor. Öncesinde, “Bir sinema eserinin sahibi onu imal ettirendir” diyerek yapımcıları işaret ediyordu. Oysa, 1995 yılında 4110 sayılı Kanunun değiştirilmesiyle, “Sinematografik eserlerde; yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarı, eserin birlikte sahibidirler. Eserin birlikte sahipleri, mali hakları, yapacakları bir sözleşmeyle ve uygun bir bedel karşılığında yapımcıya devredebilirler” diyor. Yani eserin yaratıcılarının artık eserin sahipleri olduğu belgeleniyor. Ancak yasaya öyle bir madde koymuşlar ki, 1995 öncesi üretilen filmleri kapsamıyor. Bu da tamamen bir hak ihlali ve bu yasayı tırpanlayanlar o yılların önemli yapımcılar.
KEMAL SUNAL’IN MÜCADELESİ
-Sorudan devamla, örneğin yapımcıların filmlerini videoya aktarıp haklarını video şirketlerine satmasından söz ediyorsunuz. Bu durumda eseri oluşturan diğer kişiler hiçbir hak elde edemiyor. Örneğin senaristlerin, oyuncuların o dönemde bir hak mücadelesi söz konusu mu?
-Sosyal güvenliği dahi olmayan sinema üreticileritelif haklarının farkına varması uzun bir süre alıyor. Bir yapımın üretiminden aldığımız bir nevi “işçilik ücreti” başka bir şey, telif ise bambaşka bir şey. Bir filmin farklı mecralarda yeniden ve yeniden gösterimi yaratıcılarına telif hakkı doğmasına neden oluyor. Sinema piyasasında çalışan birleşenler daha çok ücret, özlük hakları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesiyle ilgili mücadele veriyor. Telif hakları konusunda en bilinçli kişi sanırım Kemal Sunal’dı. O da yıllarca bunun mücadelesini verdi ama ömrü vefa etmedi.
YAPIMCILAR ÇOK GÜÇLÜ
-1990’lı yıllarda çıkan yasaların yine yapımcıdan yana yasalar olduğunu belirtiyorsunuz. Peki, bu çarkın içinde, filmin gerçek yaratıcıları ile ilgili söz söyleyen olumlu bir yapımcı örneği yok mu?
-Böyle bir yapımcı varsa bile ben duymadım. Bize, filmin sahibi yapımcılardır,diyeöğretildi. Senarist, yönetmen, müzisyen ve oyuncular komşu haklarına sahipti. Çünkü parayı koyanlar yapımcılardı. Ama uluslararası hukuk böyle demiyor; yaratıcılığı dikkate alıyor ve yapımcıyı komşu hakları olarak gösteriyor. Yapımcıya, sen yine satışlardan paranı al ama yaratıcıların telif haklarını öde ya da anlaşmaları öyle yap ki gösterim mecralarından gelen telifler doğrudan eserin yaratıcılarına gitsin, diyor.
YILDIZ OYUNCULARIN DURUMU
-Yer yer sinema dünyasından kişilerin milletvekili olduğunu gördük. TBMM üyesi olmuş sinemacıların bu alandaki mücadeleye bir katkısı oldu mu?
-Kitapta ayrıntılarıyla bazı sinema yasası hazırlama çalışmalarını anlattım. Sinemadan politikaya geçiş yapanların bir kısmı çaba gösterdiyse de sonuç alamadı. Ama zaten alamazdı da. Bir bütün olarak sinemacıların bu talepleri yükseltmesi gerekiyordu. Bununla birlikte Türkiye’de istikrarsız hükümetlerin kurulması kadar istikrarlı hükümetlerin de “patron sever” olmasının da katkısı var. Şimdi bir şeylerin değişmesi için özellikle televizyon kanallarına dizi üreten yönetmen, senarist ve özellikle yıldız oyuncuların ciddi bir örgütlenmeye gitmesi gerekiyor. Yıldız oyuncuların sinema, televizyon sektöründeki herhangi bir haksızlıkla ilgi ciddi bir eylemini gördünüz mü? Ben görmedim. Lordlar ve Leydiler gibi takılıyorlar. Kendi varoluşlarına ihanet ediyorlar.
-SETEM’in yakın vadede önüne koyduğu hedef nedir? Bu söyleşi vesilesiyle iletmek istediğiniz başka bir mesaj varsa seve seve yazarız.
-SETEM’in başlattığı, devam ettiği telif haklarıyla ilgili eğitim projeleri var. Bunlara devam ediyor. Yönetim kurulundaki arkadaşlar sektörle ilgili meslek birliğini ilgilendiren her konuda önce birbirini bilgilendiriyor, sonra da bu sorunlara dair çözüm yollarını araştırıyor. Ama şu anda en önemli sorun birçok ülkenin televizyonkanallarından telifleri toplarken Türkiye’deki televizyon kanallarından, dijital platformlardan, sosyal medyadan ve film festivallerinden telif toplamayı başaramadık. Bu sadece SETEM’in değil SEF’in işi. Bu konuda çalışmalar devam ediyor. Bazı televizyon kanallarıyla, dijital platformlarla görüşmeler yapılıyor ve bazılarına telif haklarıyla ilgili davalar açıldı. Uzun ve zahmetli bir süreç bu ama CISAC da bu konuda SEF’e rehberlik ediyor. SEF’inTürkiye’deki gösterimlerde yabancı yapımların da teliflerini toplayıp ilgili ülkeler dağıtmak gibi bir sorumluluğu var. Bütün bunları yapabilmemiz için telif hakları konusunda bilinçlenmemiz ve birlikte hareket etmemiz gerekiyor.
Rıza Kıraç, Türkiye’de Sinema Telif Hakları ve SETEM’in 20 Yıllık Tarihi, Marjinal Kültür Yayınları, 2026