İzmir Milli Kütüphane Vakfı Başkanı Ulvi Puğ, İzmir’in geleceğinde yer tutacak, mevcut kütüphaneyi de yaşatacak bir projeye ihtiyaç olduğunu söyleyerek, ilgili mercilere çağrıda bulundu
İzmir Milli Kütüphane Vakfı Başkanı Ulvi Puğ, uzun süredir yaşadıkları yer sorununu gündeme getirerek, İzmir’in geleceğinde yer alacak kütüphane yapısı hakkında görüşlerini anlattı. Kısa vadede yerel yönetimlerin kütüphane olabilecek bina göstermeleri durumunda kitap desteği sağlayabileceklerini aktaran Puğ, “Ne kadar kitap alacak bina varsa katalog bilgilerini çıkaralım. Kitap mülkiyeti bizde, bina mülkiyeti belediyede kalsın. Okuyucularımızın ayağına götürelim. Burası bir prestij kütüphanesi olarak kalsın ama ne bileyim Tire'deki insanlar da kalkıp buraya gelmek zorunda kalmasınlar” dedi. Puğ, İzmir’in en az yüzyılını kurtaracak bir kütüphane projesine de ihtiyacı olduğunun altını çizdi.
Ulvi Bey, kütüphaneler şüphesiz önemli mekanlar. Ancak görsel metanın etkin olduğu bir çağda neden kütüphaneler önemli, anlatır mısınız?
İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya yerle bir edilmiş fakat çok kısa bir süre içerisinde bir Alman mucizesi olarak bilinen ekonomik kalkınmayı sağlamışlar. Yanlış hatırlamıyorsam bir Fransız gazetecisi o zamanki şansölyesi yani başbakanı Konrad'la röportaj yaparken ya böyle yerle bir olmuş bir ülkeyi nasıl kısa sürede böyle bir mucizeyle gerçekleştirdiniz bu ekonomi mucizesini şu cevabı verir. İşe tiyatro ve kütüphane binalarımızı onarmakla başladık. Yani kütüphaneler, tiyatro, sanat eserleri sadece kültür değil aslında ekonomiyi de destekler. Diğer yandan bir araya gelme alanları toplumsal bütünleşmeyi sağlar. Dayanışmayı artırır. Kütüphaneler aynı zamanda toplumların orak hafıza mekanlarıdır. Bu açıdan da önemlidir.
Türkiye tarihinde kütüphaneler ne şekilde toplumsal hayata dahil olmuş?
Matbaanın bize geç geldiğini anlatırız çocuklarımıza. Bu doğrudur ama aslında kütüphane kavramı da geç gelmiş. Tabii Osmanlı'da, Selçuklu'da da kütüphane var ama hep lütuf olarak yapılmış. Padişah lütfetmiş yapılmış, hayırseverler lütfetmiş yapılmış. Bizim devlet eliyle devletin de kütüphane yapma görevi 1869 tarihli Maarif Nizamnamesi'nde aklımıza gelmiş. Devletin görevleri arasında kütüphane yapmak da varsayılmış orada ve devlet eliyle yapılan ilk kütüphane İstanbul'daki Beyazıt Kütüphanesi. Yani 1884'te açılmış yanlış hatırlamıyorsam.
Sanırım sonrasında İzmir Milli Kütüphane’nin kuruluşu söz konusu….
Evet. O dönemin önemli siyasi gücü İttihat ve Terakki Selanik'teki olağan genel kurul toplantısında Türk aydınlatma hareketini başlatmak için her ilde bir milli kütüphane açma kararı almışlar. Tabii bu İzmir'de başarılmış. O zaman kurucularımız Celal Bayarlar, Celal Saygınlar, Küçük Tevratlar gibi bir avuç İzmirli gelmişler burada hem o kararın gereği olarak İzmir Milli Kütüphanemizi kurmuşlar ki burada da levantenlerin gittiği kitaplıklar filan var ama Türk halkının, Türk tebaasının gittiği kitaplıklar, kütüphaneler yok.
Yani Türk aydınlatma hareketini başlatmak için kurulmuş alınmış bir kararın ışığında kurulmuş. Tabii bu binada kurulmamış Milli Kütüphanemiz. Salepçioğlu Konağı vardır İkinci Beyler'de onun iki odası kiralanmış orada kurulmuş. İzmir'in kudretli valisi Rahmi Bey o zaman kentin başında. Bir patent sahası olarak ayrılmış burası. Yani İzmir'in aydınlığını anlatmak için bunu söylüyorum ama kütüphane kurulunca bize tahsis edilmiş.
ATATÜRK’ÜN ZİYARETLERİ
Kütüphanenin hususiyetleri hakkında bilgi verir misiniz?
Hem kütüphanenin hem Elhamra Sahnesi’nin bu sene 100. yılını kutluyoruz aslında kimse farkında değil. 100 yıldır hizmet veren Elhamra Sahnesi'ni de Mimar Tahsin Sermet yapmış. İzmir'in işgali, Kurtuluş Savaşı derken inşaatlar uzun sürmüş. Elhamra Sahnesi 1926 yılında ilk gösterimini yapmış. Burası da 1933 yılında açılmış. Atatürk'ün kitaba ne kadar önem verdiğini biliyorsunuz. 3 bin 997 kitap okumuş bir lider. İkisi inşaat aşamasında olmak üzere üç kere ziyaret etmiş kütüphanemizi.
İran Şahı Rıza Pehlevi'yi bir gurur eserleri olarak getirip buraya gezdirmiş. Bunların iki büyük önemli sonucu olmuş bizim için. Birincisi İzmir Milli Kütüphanesi Derneği olarak, cemiyeti olarak kurulmuşuz ama Cumhuriyet'ten sonra milli unvanını taşımak mümkün değil. Atatürk Bakanlar Kurulu kararıyla milli unvanımızı tescil ettirmiş bize. İkinci büyük şey de yazılı ve basılı eserleri derleme kanunu olarak bilinen bir kanun var.
Bu kanun gereğince Türkiye'de şu anda o zaman beş kütüphaneydi şimdi altı kütüphaneye çıkan bütün kitapların her baskısından birer tanesi ücretsiz olarak gönderiliyor. Bizim o kanundan yararlanmamızı da sağlamış. Bedelsiz olarak kütüphanecilik görevini yapan ve 125 yıldır hizmet üreten kendi yağıyla kavrulan bir kurumuz. Elhamra Sahnesi'nden aldığımız kirayla yapmışız bunu. Çok tıkanmaya geldiğimiz dönemde de bir depomuz vardı bizim. Onu özel idareye kat karşılığı olarak verdik. Cam mekân binanın da yüzde 65'i bizim. O da benim dönemimde tamamlanmış bir eserdir. Oradan aldığımız kirayla işte bir asırdan fazla bir süredir ücretsiz olarak halkımıza kütüphanecilik görevini, hizmetini sürdürmeye çalışıyoruz.
DÖRT BİN EL YAZMASI ESER
Biraz da özel koleksiyonlardan ve kitaplardan söz eder misiniz?
Derleme Kanunu'ndan yararlanan kütüphane olduğumuz için bir milyon 800 bin civarında kitap koleksiyonumuz var. Fakat bunların 4 bine yakını paha biçilmeyecek orijinal el yazması eserlerdir. Bu eserlerden en önemlileri Düsturname-i Enveri örneğin, Fatih Sultan Mehmet döneminde yazılmış bir eser. Üç bölümden oluşan bir eser. Bunun bir bölümü üç semavi dini anlatıyor. Bir bölümü Fatih Sultan Mehmet'e kadar olan Osmanlı tarihini anlatıyor. Tabii şiirsel bir dille manzum bir eser olarak yazılmış. Fakat tarih açısından en önemli kaynağı Osmanlı öncesi Aydınoğulları ile ilgili tek yazılı kaynak. Onun için çok paha biçilmez yani hem el yazması olması hem de tarihsel değeriyle çok paha biçilmez bir eser. Biz bunu şimdi Kalkınma Ajansımızla güncel Türkçeye çevirip bastırtıyoruz. İnşallah bir iki aya kadar da prestij kitabı olarak baskıya girecek. Cihannüma (Katip Çelebi’nin eseri) bizim matbaamızda basılmış 11. kitap. İbrahim Müteferrika matbaasında basılmış 11. kitap. Cihannüma'nın orijinal baskısı var elimizde. Tabii Katip Çelebi'nin Cihannüma'sı. Gutenberg matbaasında basılmış 1532 yaşında yılında basılmış kitabımız var. Yani dünyadaki ilk matbaada ve Türkiye'de ilk matbaada basılmış kitaplarımız var. Ama tabii bunların dışında paha biçilmeyecek o kadar çok eserimiz var ki. El yazmaları mesela 72 parça altın varaklı Kur'an-ı Kerim var. Selçuklulardan kalma Kur'an-ı Kerim'imiz var. Bin yaşına yakın bir Kur'an-ı Kerim'imiz var.
Yani 4 bine yakın birbirinden değerli el yazması eserimiz var. Sadece el yazmalarımızla değil. Fransızca, Osmanlı'da çok yaygındı biliyorsunuz. Orijinal Fransız yazarların neredeyse tamamının orijinal baskı kitapları var. Victor Hugo'nun katalog baskısı kitapları camekan içerisinde korunuyor.
KÜTÜPHANENİN ŞEREF DEFTERİ
Atatürk sonrası yöneticilerin kütüphaneye ilgisi nasıl olmuş?
Bizim şeref defterlerimiz var. 1912 yılında kurulduğumuz için henüz Latin alfabesine geçmeden gelenler var. Mesela süvari birliklerimizin başında 9 Eylül'de İzmir'e giren Fahrettin Altay Yüzbaşı Fahrettin Altay da eski Türkçe ile yazmış.O dönemin önemli yazarları eski Türkçe ile yazmış. Kurtuluş Savaşı'mızın neredeyse bütün kahramanları gelmiş. Atatürk'ün “ağabey” diye hitap ettiği Fevzi Çakmak gelmiş 1932 yılında. Kazım Karabekir, İsmet İnönü'den tutun Japon prensesine kadar dünyanın her yerinden insanlar gelmiş. Yahya Kemal Beyatlı gelmiş. Biraz kibirli bir insan olduğu yazılır. O bile gelip lütfedip yazmış defterimize. Sabahattin Âligelmiş yazmış. Bunun gibi birçok siyasi kişiler, edebiyatçılar da şeref defterimizi imzalayarak onurlandırmışlar.
YEREL YÖNETİMLERE ÇAĞRI
Uzun süredir bir yer problemi yaşadığınızı biliyoruz. Şu anda durum nedir?
Evet, bizim hem kitap koleksiyonlarımızda hem de binamızda en büyük sorunumuz yer problemi. Daha önce de kitap koyacak yerimiz yok diye bu derleme kanunundan bizi çıkarmak için kanun teklifleri filan verildi. Çok güzel iki salonumuz var. Bir tanesi hemen şu karşı salonumuz. Orası aslında küçük bir sinema salonuydu. Orayı kitaplık yaptık. Şu gördüğünüz küçük oda makine dairesi. Benim şimdi hukuk kitaplarım var orada. Alt katı kitaplık yaptık ama bu binaya artık daha fazla yük de bindiremeyiz. Taşıyamıyor. Hatta gelen kitapları açamıyoruz.
Depolama alanlarına koyuyoruz. 1912 yılında o zor koşullar altında bu kütüphaneyi kazandırdıysa İzmirli kendi bütçesinden yani artık 21. yüzyılda da bir kütüphane kazandırması lazım. Ama ülkenin koşulları da çok zor olduğu için belki bir mevcut binayı da kütüphaneye çevirebiliriz düşüncesiyle bunları söylüyoruz. İkincisi de şöyle bir ben teklifte bulunuyorum bütün belediye başkanlarımız. Biliyoruz, onlar da çok ciddi ekonomik koşullarla mücadele ediyorlar. Kütüphane binasını bulun biz size kitap verelim. Ne kadar kitap alacak bina varsa katalog bilgilerini çıkaralım.
Kitap mülkiyeti bizde, bina mülkiyeti belediyede kalsın. Okuyucularımızın ayağına götürelim. Burası bir prestij kütüphanesi olarak kalsın ama ne bileyim Tire'deki insanlar da kalkıp buraya gelmek zorunda kalmasınlar. Veya oradaki kitabı arayacaksa bizim katalog bilgilerimizden görüp gitsinler. Bizim bütün kitap yükümüzü alır. Bu tür projeler içerisinde bu sorunu da çözmeye gayret ediyoruz. Şu anda fuarda iki kütüphane açtı, Büyükşehir Belediyemiz. Sonra Kültür Bakanlığımız Sanat Fabrikası'nda açtı. Kültür Bakanlığımızın İl Halk Kütüphanesi açıldı. Bunlar bayağı bir rahatlık sağladılar.
Onlar da yokken tabii sıkıntı oluyordu. Yüzyıla yetebilecek birlikteyöneteceğimiz çağdaş bir kütüphane yapalım. Bunların içerisinde oyun alanlarıyla çocukların da ilgisini çekecek, gençlerimizin ayrı sohbet odaları olacak. Yani hem yeni nesil kütüphane dediğimiz bölümler olacak. Örneğin bir sinema bölümünde okuyan çocuklar bir odada bir filmi seyredip üzerinde tartışabilecekler ama kimseyi rahatsız etmeden. Çocuklara plastik kitaplarla oyun oynayarak kitabı sevdireceğiz. Çünkü ilk üç yaşta kitap kavramını sokmamız lazım çocukların dünyasına.