Yakın ilişkilerde çoğu insanın en büyük korkularından biri tartışmadır. Sanki tartışmak, ilişkinin kötü gittiğinin ya da sevginin azaldığının bir göstergesiymiş gibi düşünülür. Oysa gerçek şu ki, hiçbir ilişki tartışmasız ilerlemez. İki farklı insanın, iki farklı geçmişin, iki farklı duygusal dünyanın bir araya geldiği bir yerde zaman zaman fikir ayrılıklarının olması son derece doğaldır. Asıl belirleyici olan tartışmanın kendisi değil, tartışmadan sonra nasıl davrandığımızdır.
Bir ilişkinin sağlıklı olup olmadığını çoğu zaman tartışmanın ortasında değil, tartışma bittikten sonra anlarız. Çünkü duyguların yükseldiği bir anda herkes kendini savunmaya geçebilir, yanlış kelimeler seçebilir ya da kırıcı bir ton kullanabilir. Ancak tartışma sonrasında sergilenen davranış, ilişkinin temelinde gerçekten saygı, sevgi ve empati olup olmadığını ortaya koyar.
Sağlıklı bir ilişkide taraflar, tartışmayı kazanılması gereken bir mücadele olarak görmezler. Amaç haklı çıkmak değil, birbirini anlamaktır. Ne yazık ki birçok ilişkide insanlar “kim haklı?” sorusuna odaklanır. Oysa doğru soru şudur: “Bu durumda partnerim ne hissediyor?” Bu soruyu sormaya başladığımızda ilişkideki iletişim de değişmeye başlar.
Tartışma sonrasında partnerini arayıp iyi olup olmadığını sormak, küçük gibi görünen ama oldukça anlamlı bir davranıştır. Bu, “Sana kızgın olabilirim ama sen benim için hâlâ değerlisin” mesajını verir. Birçok insan ilişkilerinde en çok bu duyguyu arar: Tartışma yaşansa bile bağın kopmaması.
Bazen de tartışma sırasında duygular o kadar yoğun olur ki insanlar geri çekilmeyi tercih eder. Bir süre sessiz kalmak, düşünmek ve sakinleşmek aslında sağlıklı bir yöntem olabilir. Ancak bu geri çekilme uzun süreli bir uzaklaşmaya dönüşüyorsa, karşı taraf kendini değersiz ve yalnız hissedebilir. Sağlıklı ilişkilerde mesafe bir cezalandırma yöntemi değildir; sadece duyguları düzenlemek için kullanılan kısa bir moladır.
İlişkilerde en güçlü davranışlardan biri de özür dileme becerisidir. Birçok kişi özür dilemeyi zayıflık olarak görür. Oysa tam tersine, özür dilemek duygusal olgunluğun bir göstergesidir. Çünkü özür dileyebilen bir kişi, kendi egosunun ötesine geçebilmeyi başarabilmiştir. “Haklı olabilirim ama seni incittiğimi görüyorum” diyebilmek, ilişkide güveni güçlendiren en önemli adımlardan biridir.
Bazı tartışmaların ortasında bir sarılma, bazen de sakin bir ses tonuyla söylenen “gel konuşalım” cümlesi, saatler sürebilecek bir kırgınlığı birkaç dakika içinde bitirebilir. Çünkü insanlar çoğu zaman çözümlerden önce anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Anlaşıldığını hisseden bir kişi savunma duvarlarını yavaş yavaş indirir.
Yakın ilişkilerde asıl mesele mükemmel olmak değildir. Hiç kimse her zaman doğru kelimeleri seçemez, her zaman sakin kalamaz ya da her zaman ideal davranamaz. Ancak önemli olan, hatadan sonra ilişkiyi onarma isteğinin var olmasıdır. Psikolojide buna “onarım çabası” denir. Bir ilişkinin uzun ömürlü olup olmadığını belirleyen en önemli faktörlerden biri de bu onarım çabasıdır.
Unutulmaması gereken bir gerçek vardır: Sağlıklı ilişkilerde egolar değil, bağ kazanır. Partnerler birbirlerini rakip gibi görmezler. Bir tarafın kaybettiği bir tartışmada aslında ilişki de kaybeder. Bu yüzden sağlıklı bir ilişkide “ben kazandım” duygusu değil, “biz çözdük” duygusu vardır.
Kısacası, bir ilişkinin kalitesini belirleyen şey tartışmaların olup olmaması değildir. Asıl belirleyici olan, o tartışmadan sonra partnerlerin birbirlerine nasıl yaklaştıklarıdır. Eğer insanlar tartışma sonrasında hâlâ birbirlerine ulaşmaya çalışıyor, anlamaya ve onarmaya niyet ediyorlarsa, o ilişkide güçlü bir bağ var demektir.
Çünkü sevgi yalnızca güzel anlarda değil, zor anlarda da birbirinin yanında kalabilmektir.