Son yıllarda hem ilişkiler üzerine düşünüyorum hem de ebeveynlik üzerine. Özellikle de telefonların hayatımıza nasıl sessizce yerleştiğini ve bizden neleri çaldığını fark ettikçe içimde bir sıkıntı büyüyor. Yakınlığın ne kadar emek istediğini biliyorum ama tam da bu emeği göstereceğimiz anlarda elimiz hep aynı yere gidiyor: Cebimizdeki telefona. Jonathan Haidt’in sık sık vurguladığı gibi telefonlar yalnızca zamanımızı değil, duygusal gelişimimizi, ilişkilerimizi, hatta ebeveynlikteki sezgilerimizi bile sessizce gölgede bırakıyor. Ve itiraf edeyim, bir anne olarak benim haber akışım da teknolojiyle ilgili uyarılarla dolu: “Çocukları koru, süreyi sınırla, mesajlarını oku… Ama aynı zamanda mahremiyetlerine saygı duy!” Ebeveyn olmak zaten zordu, telefon çağıyla birlikte bir bilmeceye döndü.

‘EKRAN GİRMESİN’

Bu karmaşanın içinde Haidt’in söylediği bir şey beni çok etkiledi: Eğer tek bir teknoloji kuralı koyacaksanız, bu olsun: Yatak odasına asla ekran girmesin. Bunu duyduğumda durup düşündüm. Ne kadar basit ama bir o kadar derin bir sınır… Gece olduğunda çocukların “durdurma frenleri” zayıflıyor, dürtüleri güçleniyor. O saatlerde bir ekranın ışığı sadece uykuyu değil, karar verme yetisini de delip geçen bir tünel açıyor. Uykusuzluğun, bilişsel performanstan bağışıklığa kadar nelere zarar verdiğini düşününce, bu kuralın neden bu kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılıyor. Bir diğer önemli bulgu da şu: Cihazlar yalnızca ortak alanlarda kullanıldığında, çocuklar hem daha güvende oluyor hem de yaptıkları şeyin “kamuya açık” olduğu hissiyle daha sağlıklı kararlar veriyor. Gece yarısı odasında yalnız kalıp tüm interneti elinde tutmakla, salonda hepimizin arasında ekran kullanmak aynı şey değil. Birinde çocuk yalnız, dürtüsel ve denetimsiz; diğerinde ise daha farkında ve daha önlemli. Tüm bunları düşününce şunu fark ettim: Biz ebeveynler bazen “geç kaldık” sanıyoruz. “Telefonu verdik bir kere, artık yapacak bir şey yok.” Oysa Haidt’in dediği gibi, karar değiştirmek mümkün. Yeni sınırlar koymak, çocukları zorlayabilir; hatta başlangıçta homurdanmalar duyabiliriz. Ama belki de yıllar sonra dönüp baktıklarında, koyduğumuz o küçücük sınır için bize teşekkür edecekler.

BÜTÜN MESELE ŞU

Bir ekranı bıraktığımızda, bir ilişkiyi geri kazanıyoruz.
Bir sınır koyduğumuzda, bir bağı güçlendiriyoruz.
Telefonları hayatımızdan çıkaramasak da yerlerini yeniden tanımlayabiliriz.
Ve belki de yakınlığımızı geri kazanmanın yolu, ekran ışığını kısmaktan değil; birbirimize yeniden bakmaktan geçiyor.