"DUM VIVIMUS, VIVAMUS”. Latince üç kelime...Yaşarken yaşayalım. Binlerce yıl önce yaşamların gerçekten yaşanması gerektiği uyarısı yapılmış.
Binlerce yıl sonra aynı uyarıyı teknoloji dünyasının vizyoner lideri Steve Jobs tekrarlamış: "Zamanınız sınırlı, bu yüzden onu başkasının hayatını yaşayarak harcamayın."

Benden size bir soru: Yaşarken yaşıyor musunuz yoksa sadece zaman mı dolduruyorsunuz? Yaşadığınızı ne zaman hissediyorsunuz?
Güneşin doğuşunu izlerken mi yoksa korna sesleri arasında bir yere yetişmeye çalışırken mi? Geçmişin gölgesinde mi yoksa keşfettiğiniz yeni anlarda mı? Yanıtınızı duymak isterdim.

Benim yanıtımı mı merak ediyorsunuz? Aslında istediğim geçmişi bırakıp her günü ilk kez yaşıyormuş gibi yaşamak ama...
"Ama" dediğim şey ne? Korkularımız. Kaygılarımız. Anılarımız? Alışkanlıklarımız. Öğrendiklerimiz ya da öğrenemediklerimiz. Sorumluluklarımız, başkalarının beklentileri, ekonomik kaygılar...

Tüm bu endişeleri, korkuları niye hissediyoruz? Bunun bilimsel bir açıklaması var mı? Evet, var.
Beynimiz hayatta kalmak için evrimleşti. Ve bu süreçte geçmiş deneyimlerden öğrenip gelecek tehlikeleri tahmin etmek becerimiz oldu. Ancak bu yeteneğimiz bizi şimdiki andan uzaklaştırdı, yeni keşiflerin önüne geçti.

Beynimizde Default Mode Network, yani otomatik pilot dinlenme anlarında aktifleşir ve sürekli geçmiş olayları analiz edip, senaryolar kurar: "Ya şöyle olursa." Otomatik pilot, yaşarken yaşamamızı, anı yakalamamızı engeller.
Anılarımızı sakladığımız hipokampüs, çocukluğumuzdan bu yana yaşadığımız her deneyimi biriktirir. Ve hayatta kalmamızı tehlikeye atacağını düşündüğü her yeniliği reddeder.

Otomatik pilot da hipokampüs de aslında bizi korumak için var. Sorun, modern dünyada bu korumanın gereğinden fazla olması. Beyin, bilinmeyeni potansiyel tehlike gibi algılar. Yani yeni bir şeye başlamadan önce yaşadığın tereddüt aslında “Güvendemiyiz?” diyen evrimsel bir alarm.

Peki çözüm ne? İlk adım, beynimizi suçlamak yerine farkında olmak. “Şu an geçmişteyim, ana dönmeliyim” diyebilmek bile“yaşarken yaşamamızın" önündeki engelleri kaldırabilir. Nasıl mı?

Beynimizin nöroplastisite yeteneğini hatırlayalım. Beynimizi yeniden şekillendirebiliriz. Eski zararlı düşünceleri silebilir, yeni nöral yollar oluşturabiliriz. Yani geçmişle olan ilişkimiz tamamen dönüştürebiliriz.

Geleceği tahmin eden, mantıklı kararlar vermemizi sağlayan prefrontal korteksimizi güçlendirebiliriz.Kendimizi “üçüncü kişi” perspektifinden görebiliriz, otomatik pilotu fark edip durdurabilir, bilinçli seçimler yapabiliriz.

Eğer bunları başarabilirsek, depresyon riskimiz azalır, stres hormonunun salgıladığı kortizoldan ve korkularımızdan kurtuluruz. Bağışıklığımız güçlenir, dikkatimiz artar, yaratıcılığımız gelişir ve karar verme kapasitemiz yükselir.
Şimdi sıra yöntemlere geldi.

1. Kendinizi “üçüncü kişi” gibi gözlemleyin. “Bu kişi şu anda ne hissediyor?” diye düşünün ve gözlemleyin.

2. " Dur" anları yaratın. Geçmişteyseniz şimdiye dönün.

3. Fiziksel farkındalık yaşayın. Tüm organlarınızı tek tek hissedin.

4. Sizi strese sokan bir olayda durun, nefes çalışın, beyninize oksijen gönderin ve kendinize" Bu durumu başka nasıl yorumlayabilirim?” sorusunu sorun ve en az üç seçenek bulun.

5. Mutlaka egzersiz yapın, en azından bol bol oksijen alacağınız yürüyüşe çıkın.
Evet geçmişi değiştiremeyiz ama onunla ilişkimizi değiştirebilir, şimdiki ana dönmeyi öğrenilebiliriz. Yaşarken yaşamak bir lüks değil, bir hak. Ve artık bunu nasıl yapacağımızı da biliyoruz.