Aklınıza hemen biri geldi değil mi?
Belki yıllarca birlikte çalıştığınız ortağınız, belki aynı çatı altında yaşadığınız biri. Belki de bir arkadaşınız. Aradan yıllar geçti. Ama duygularınız değişmedi. Çünkü o an ya da o kişi aklınıza geldiğinde hala içten içe aynı duygu yükseliyor: Öfke.
Harvard'dan psikolog Richard Cowden'ın 2026'da NPJ MentalHealthResearch dergisinde yayımlanan araştırması dikkat çekici. 22 ülkeden 200.000'den fazla kişiyi kapsayan bu çalışmada ülkelerin "affedicilik" düzeyi karşılaştırıldı. Türkiye yüzde 41 ile listenin en altında yer aldı. Yani 22 ülke arasında en az affeden ülke.
Affetmek kimin için?
Bu soruyu mutlaka sormak gerekir. Çünkü affetmenin en çok anlaşılmayan yanı burada. Affetmek yaşananı mazur görmek ya da unutmak değildir. Stanford Üniversitesi Affetme Projeleri'nin direktörü Fred Luskin bunu çok yalın bir cümleyle açıklar: "Affetmek, hayır kelimesiyle barış yapmaktır."
"Affetmemek" yalnızca zihinsel bir durum değildir; aynı zamanda bedensel bir yüktür. O kırgınlığı zihninizde tekrar tekrar canlandırdığınızda, o anı, o sözü, o yüzü hatırladığınızda beyin onu yıllar geçmiş olsa bile bugün oluyormuş gibi algılar ve gerçek bir tehdit tepkisi üretir. Beynin duygusal hafıza merkezi olan amigdala devreye girer.
Amigdala o anıyı yeni bir "tehlike" olarak etiketler ve hipotalamusa alarm gönderir. Ardından HPA ekseni devreye girer: hipofiz bezi tetiklenir, böbreküstü bezleri kortizol salgılar. Zamanla bu döngü kronik strese dönüşür. Kortizol seviyesi uzun süre yüksek kalır. Bunun bedeli sadece duygusal değildir: yüksek tansiyon, kalp hastalıkları riski, mide problemleri, bağışıklık sisteminin zayıflaması, kas gerginliği, cilt hastalıkları ve uyku bozuklukları.
Araştırma sonuçlarına göre affetmeye daha yatkın olanlar bir yıl sonra mutluluk, anlam duygusu ve psikolojik iyilik hali açısından belirgin biçimde daha iyi durumda.
Peki nasıl affedebiliriz?
Araştırmacılar affetmeyi bir karar değil, bir süreç olarak tanımlar. Bu süreç genellikle bir farkındalıkla başlar. Bir noktada kendi tepkinizden yorulduğunuzu, o ismi duyduğunuzda tansiyonunuzun yükseldiğini fark edersiniz.
Sonra yaşananı olduğu gibi kabul edersiniz, inkar etmeden ama ona hapsolmadan. Ardından daha geniş bir çerçeve oluşur: Dünya hem zarar hem iyilik barındırır. Ve siz bilinçli olarak iyiye odaklanmayı seçersiniz. Zamanla anlatınız değişir. Yaşadığınız olay geride kalır, artık ona farklı bir gözle bakarsınız.
Affetmek öğrenilebilir mi?
Affetmek bir karakter özelliği olmaktan çok, belki de öğrenilmiş bir beceridir. Araştırmacılar buna "eğilimsel affetme" diyor ve atölye çalışmalarıyla hatta okullarda eğitimle geliştirilebileceğini söylüyor. Harvard'dan Richard Cowden'a göre: "Affetme sürecini alışkanlık haline getirmek, hayatımızın pek çok boyutuna katkı sağlayabilir".
Bu yazıyı yazarken fark ettim: Benim de hala affetmediğim biri var. Eskisi kadar öfkelenmiyorum artık. Belki bu da bir başlangıç.
Öfkeyi taşımak yorucu. Ve bu yük en çok bize zarar veriyor. Belki de sorulması gereken soru 'Affetsem mi affetmesem mi?' değil, 'Bu ağırlığı ben taşımalı mıyım?"
Affetmek karşı tarafa verilen bir hediye değil, kendi sağlığımız için verdiğimiz bir karardır.