Çevreciler isyanda. Köylü, üretici, toprağını seven kim varsa ayakta, öfkeli. 13 Haziran 2025'te TBMM'ye sunulan 'Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ gündeme bomba gibi düştü. Açıklamalar art arda geldi. Torba yasa teklifinin anayasaya aykırı olduğunu ifade eden çevreciler, yasayı toprak gaspı yasası olarak değerlendirdi. 

İklim Adaleti Koalisyonu (istanbul), Ekoloji Birliği, Avdan avukatları, Aydın Çevre Platformu, Aydın Kurtuluş Köyü, Büyük Menderes İnisiyatifi, Çanakkale Merkez, Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu, Eskişehir Çevre Derneği, Hatay Kurtdere, İzmir Seferihisar Orhanlı Köyü, Kazdağları Ekoloji Platformu, Hacıbekirler ve Yanıklar köylüleri, Muğla Milas köylüleri, Murat Dağıma Dokunma Platformu, Munzur Koruma Kurulu, Tema gönüllüleri- Ankara çevresi illerden, Tokat Aydoğdu, Günçalı ve çevre köyleri, Tokat Dernekler Federasyonu Meclis önünde bir araya geldi. Türkiye'nin 11’den fazla ilinden 200’ü aşkın kişi, şu açıklamayı yaptı: "Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) mevzuatı etkisiz hale getiriliyor. Şirketlere kolaylık olsun diye ÇED süreçleri kısaltılıyor. ÇED süreçleri şirketler yerine Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından yürütülüyor. ÇED kararı olmadan diğer izin ve ruhsatlar için başvuru yapılabiliyor.
Ormanların şirketlere devri daha da kolaylaşıyor. Maden alanlarındaki ormanlar MAPEGʼne ücretsiz olarak devrediliyor.

Milli Parklar, korunan alanlar, sit alanları, sulak alanlar, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları enerji ve madencilik yatırımlarına açılıyor.

Zeytinlikler maden ve enerji şirketleri için kamulaştırılarak köylünün elinden alınıyor. Yatağan Termik Santralini işleten Yatağan Termik Enerji Üretim A.Ş. ile Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerini işleten Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. 'ye özel adrese teslim kanun çıkartılıyor. Koordinatları belirtilmek suretiyle Yatağan ve Akbelen bölgesindeki zeytinlikler yok edilerek, saha linyit madenciliğine açılıyor.

 Zeytinciliğin Korunması ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkındaki Kanun'un değiştirilmesinin yolu açılıyor ve ülkedeki tüm zeytinlikler tehlike altına giriyor. 
Meralar enerji şirketlerine tahsis ediliyor.
Acele kamulaştırma kararları ile özel mülkiyet hakkı ihlal ediliyor, köylünün tapusu gasp ediliyor.
Kaçak enerji yatırımlarına imar affı getiriliyor.
Şirketlere indirim kıyağına süre uzatımı getiriliyor.
Kritik ve stratejik madenler için Cumhurbaşkanlığıʼna ve özel bir kurula yetki veriliyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na imar planı yapma ve inşaat ruhsatı verme yetkisi veriliyor.

Ormancılık ve çevre korumadan sorumlu kurumlar yetkisiz kılınıyor, koruma sağlayan kanunlar etkisiz hale getiriliyor. 
Yurttaşların tapularına rahatça el konulabilecek bir kara neoliberal düzenleme yapılıyor. Yerle bir edilen mülkiyet hakkıyla yasalar önündeki eşit yurttaşlık, tebalık seviyesine indiriliyor. Bu açıkça bir işgal yasasıdır. 

“Süper İzin Yasası” olarak lanse edilen kanun teklifi ile ÇED ve diğer izin süreçlerinin kısaltılmasının arkasında yatan amaçlardan birinin de, yerli şirketler için olduğu kadar, iktidarın Birleşik Arap Emirliği, Çin gibi ülkelerle yaptığı enerji anlaşmaları doğrultusunda bu ülkelerin şirketlerine verilmiş taahhütler olduğu anlaşılıyor.  
Kanun teklifinin gerekçesinde “yerli ve milli” yatırımlara destek olunacağı belirtilse de aslında emperyalist bir sömürü yasası olduğu gerçeği de ortadadır. 
İktidar bu kanun teklifi ile yurttaşa, en temel insan haklarına ve doğaya adeta savaş ilan etmiştir.

Kanun teklifinin tek bir maddesi bile kabul edilemez. Kesinlikle geçit vermeyeceğiz! İşgal, talan ve sömürü kanun teklifini geri çektireceğiz! Toprağımızı vermeyeceğiz!"

Milletin toprağına, zeytinine, havasına, suyuna sahip çıkması gurur verici. Sanatçılar da bu tepkilere destek veriyor. Yazar Sunay Akın, zeytin ağaçlarının bir kültür ürünü olduğunu, Kültür Bakanlığına bağlanması gerektiğini savunuyor.

Siyasiler, vahşi madencilik yüzünden toprağından, suyundan, zeytininden olan insanların çığlığını duymalı. Dünyayı izlemeli, gelişmiş ülkeler yeraltı ve yerüstü zenginliklerini nasıl dengeliyor, öğrenmeli. Dünün yanlışlarından ders çıkarmalı, yarın için doğayla, kültürle, kadim medeniyetlerle iç içe bir Türkiye için çalışmalı.