Zona, tıbbi olarak Herpes Zoster adıyla tanımlanan ve Varisella Zoster Virüsü (VZV) kaynaklı bir hastalıktır. Çocukluk çağında geçirilen varisella (suçiçeği) sonrasında virüs dorsal kök ganglionlarına yerleşerek ömür boyu latent halde kalır. Bağışıklık sisteminde yaşla birlikte görülen immünosenesans veya immünsüpresif durumlar virüsün yeniden aktivasyonuna yol açar. Reaktivasyon sonucu, sinir lifleri boyunca ilerleyen virüs dermatomal dağılım gösteren ağrılı veziküler döküntüler oluşturur. Genellikle tek taraflı, dermatom sınırlarını aşmayan lezyonlarla seyreder. Hastalık prodromal dönemde nevraljik ağrı, yanma ve batma hissi ile başlar, ardından veziküler döküntüler gelişir. Lezyonlar çoğunlukla torakal dermatomlarda görülmekle birlikte, trigeminal sinir tutulumunda özellikle oftalmik dal etkilenirse kalıcı görme kaybına kadar ilerleyebilecek komplikasyonlar oluşabilir. En sık karşılaşılan uzun dönem komplikasyon ise Postherpetik Nevralji (PHN) olup, akut döküntüler kaybolsa bile aylarca süren inatçı nöropatik ağrı ile karakterizedir.
EPİDEMİYOLOJİK PERSPEKTİF
Zona insidansı yaşla birlikte artış gösterir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre toplumun yaklaşık üçte biri yaşam boyu en az bir kez zona geçirme riski taşımaktadır. Özellikle 50 yaş üzerindeki bireyler ve bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar en yüksek risk grubunu oluşturmaktadır. Ek olarak maligniteler, kronik kortikosteroid kullanımı ve yoğun psikolojik stres de reaktivasyon riskini artıran faktörlerdir. Bununla birlikte ileri yaşla birlikte azalan hücresel immünite, özellikle T lenfosit fonksiyonlarındaki gerileme, zona insidansının artışında belirleyici bir mekanizma olarak kabul edilmektedir. Gelişmiş ülkelerde ortalama yaşam süresinin uzaması, bu hastalığın toplum sağlığı üzerindeki yükünü giderek daha görünür hale getirmektedir.
TANI, TEDAVİ VE KORUNMA
Tanı çoğunlukla klinik bulgulara dayanır; dermatomal sınırlı veziküler döküntü ve eşlik eden nöropatik ağrı tipiktir. Şüpheli ya da atipik vakalarda polimeraz zincir reaksiyonu, viral kültür veya direkt floresan antikor testleri gibi laboratuvar yöntemleri kullanılabilir, ancak çoğu durumda ayrıntılı klinik değerlendirme yeterlidir. Hastalığın erken döneminde başlanan antiviral tedavi, özellikle ilk 72 saat içinde uygulandığında, lezyonların daha hızlı iyileşmesini sağlamakta, yeni döküntü oluşumunu sınırlamakta ve komplikasyon riskini azaltmaktadır. Bu amaçla asiklovir, valasiklovir ve famsiklovir en sık kullanılan ajanlardır. Ağrı kontrolü tedavinin diğer önemli boyutunu oluşturur; basit analjezikler, gabapentinoidler ve trisiklik antidepresanlar sık tercih edilen seçeneklerdir. Ağrının dirençli olduğu durumlarda opioid türevleri, topikal kapsaisin veya lidokain uygulamaları da gündeme gelebilmektedir. Günümüzde ise rekombinant zoster aşısı, hem ileri yaş popülasyonunda hem de immünsüpresif risk gruplarında yüksek etkinlik göstermesi nedeniyle zona insidansını ve postherpetik nevralji gelişimini önlemede en güvenilir korunma stratejisi olarak öne çıkmaktadır.