Gediz kirli, zehir akıtıyor... Büyük Menderes kirli, zehir akıtıyor... Bakırçay kirli etrafına zehir saçıyor... Küçük Menderes'te su kalmadı, olsa o da zehir akıtacaktı...

Yahu ne yaptık biz de, adlarını daha ilkokulda öğrendiğimiz bu büyük nehirlerimiz kaybettik... Ne olduğunu söyleyeyim mi size? Acımasızca katlettik, resmen doğamızın katili olduk. Katil mi, evet resmen ve alenen katliam yaptık nehirleriniz üzerinde...

Şimdi geriye dönüp baktığımızda tam bir enkaz duruyor karşımızda. Bu nehirler doğal olarak geçtikleri il ve ilçelerdeki sanayi tesislerinden pervasızca bırakılan kirli ve zehirli maddeler yüzünden kirlendi. Peki buna kim izin verdi. Elbette devletin koca koca kurumları. Onca baraj onca gölet inşa eden DSİ görmedi mi bu katliamı? Görmez mi? Neden uyarmadı, uyardı ise kaale mi alınmadı.

Büyüğünden küçüğüne belediyeler... Neredeler? Devreye siyaset mi girdi, ahbap-çavuş ilişkileri mi etkili oldu. Hangisi? Hani diyorlar ya, hiçbir şey olmasa da mutlaka bir şeyler olmuştur diye. Hah tam da o işte.

Önceki dönem Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tunç Soyer taaa Murat Dağı'na kadar gitmemiş miydi, Gediz'in doğduğu ve bir bebek gibi tertemiz olduğu o topraklara. Tunç Başkan, şov için mi yaptı şimdi o büyük yürüyüşü. O yürüyüşten bir müktesebat bir bilgi birikimi kalmadı mı hiç. Ben kaldığı düşüncesindeyim ama bakın sevgili okurlarım, dilim söylemek istemiyor ama inanın tribünlere oynamaktan başka bir iş göremiyorum ortalıkta.

YOLUN SONU

Bundan 15-20 yıl önce yolun sonu görünüyordu, işte şimdi o sona geldik. Yapacağımız tek şey kırıntıları toplamak. Sıcaklık, ormansızlık, yağmursuzluk sonucu kuraklık ve susuzluk. Kara kara düşünmeye başladık ama iş işten geçti.

Duydunuz mu "İzmir'in 40 günlük suyu kaldı" diye haber geçti ajanslar, gazeteler de bu haberleri kullanarak sözüm ona halkı uyardı. Ne oldu koca bir hiç. Hâlbuki o nehirleri kirletmeseydik, bugün denizden su arıtalım ama nasıl açmazına düşmezdik. Bir de dilimizden düşürmediğimiz şu "sürdürülebilirlik" yalanına kanmasak. Neyi sürdürebiliyoruz ki biz. Hangi sistemi koruyup geliştirdik, büyütüp güzelleştirdik ki? Yapmayın Allah aşkına.

Her gün milyonlarca para harcayarak arıttığımız İzmir'in atık suyunu hala denize vermiyor muyuz? Sal gitsin deryaya misali. Hâlbuki o sular bir boru hattı ile Menemen ve Çiğli ovalarına verilse, hem yeraltı sularını beslese, hem de tarıma can suyu olsa olmaz mı? Neymiş efendim tarıma uygun değilmiş. Yahu aklımızla alay mı ediyorsunuz. Gediz'in zehirli suyu tarıma zarar vermiyor da burada işlemden geçmiş arıtılmış sular mı verecek.

Sahi oynamaya davet edilen genç kızın uydurduğu hikayeyi bilir misiniz? Gelinlik yaşa gelmiş genç kıza düğünde "Oyna kızım" demişler. Önce "Yerim dar" demiş. Yerini genişletmişler bu kez, "Yenim (elbisem) dar" demiş. Geniş elbise bulup giydirmişler, bu defa da, "Ağam kızıyor" cevabını almışlar. Yani genç kızı bir türlü oynatamamışlar. Anlaşıldı mı şimdi.

Sizinki de o genç kız misali. Yeriniz var, imkanınız var ama Ağanız kızıyor.

O ağaları çok iyi biliyoruz biz.