“Eline, diline, beline sahip ol” sözü, Anadolu irfanının en güçlü öğretilerinden biridir. Hacı Bektaş-ı Veli tarafından dile getirilen bu ilke, bireyin hem kendine hem de topluma karşı sorumluluklarını belirleyen bir ahlak pusulasıdır. Yüzyıllardır aktarılan bu öğüt, insanın davranışlarını kontrol etmesini, ölçülü ve erdemli bir yaşam sürmesini öğütler.
Bu öğreti üç temel başlıkta şekillenir. “Eline sahip ol” başkasının hakkına uzanmamayı, haksız kazançtan kaçınmayı ve adaletli olmayı ifade eder. “Diline sahip ol” yalan, iftira ve dedikodudan uzak durmayı; sözün yapıcı ve doğru kullanılmasını öğütler. “Beline sahip ol” ise bireyin ahlaki sınırlarını korumasını, iffetli ve sorumlu davranmasını kapsar. Bu üç ilke, yalnızca bireysel değil, toplumsal düzenin de temelidir.

Bu sözün kökeninin Orta Asya’ya kadar uzandığını savunan görüşler de vardır. “El” vatanı, “dil” kültürü ve kimliği, “bel” ise neslin devamını temsil eder. Ancak genel kabul, bu öğretinin insanı yozlaşmadan koruyan evrensel bir ahlak sistemi olduğu yönündedir.

Günümüz siyasetinde bu kadim öğretilerin ne kadar karşılık bulduğu tartışma konusudur. Son dönemde ortaya çıkan bazı iddialar, kamu gücünü kullanan isimlerin ahlaki sorumluluklarını yeniden gündeme taşımaktadır.

Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım hakkında yürütülen soruşturma kapsamında ortaya çıkan yeni belgeler, siyaset ve etik ilişkisini yeniden tartışmaya açtı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından rüşvet, irtikap ve ihaleye fesat karıştırma suçlamalarıyla yürütülen soruşturmada, dosyaya giren detaylar kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
İddialara göre; Yalım’ın özel ilişkileri üzerinden maddi imkanlar sağladığı, sevgililerine ev alındığı, lüks araçlar temin edildiği ve yurt dışı geziler düzenlendiği öne sürülüyor. Belgelerde yer alan IBAN transferleri ve harcama kalemleri, kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin ciddi soru işaretleri doğuruyor. Soruşturma süreci devam ederken, iddiaların yargı süreciyle netlik kazanacağı belirtiliyor.

Benzer şekilde Mutlu Işıksu hakkında ortaya atılan iddialar sonrası gelen istifa kararı, siyasette etik sorumluluğun nasıl ele alındığına dair bir başka örnek oldu.
Türkiye siyasi tarihinde de bu tür olaylar ilk değil. Deniz Baykal kaset skandalı sonrası görevinden ayrılmış, Kamer Genç özel hayatıyla gündeme gelmişti. Yaşar Nuri Öztürk hakkında çıkan iddialar uzun süre tartışılmıştı.

Yolsuzluk ve etik ihlallerle anılan Ergun Göknel olayı ise kamu kaynaklarının kötüye kullanımının siyasi sonuçlarını gözler önüne sermişti. Hasan Fehmi Güneş ve Şükrü Sina Gürel gibi isimler de özel hayat tartışmalarıyla gündeme gelmişti.

Tuana Torun gibi olaylar ise yalnızca bireysel değil, toplumsal vicdanı da derinden etkileyen örnekler olarak hafızalara kazındı. Bu tür gelişmeler, gücün denetlenmesi ve etik sınırların korunmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Sonuç: Kadim Öğreti, Güncel Gerçek
“Eline, diline, beline sahip ol” sözü, yalnızca geçmişin değil, bugünün de en güçlü ahlak rehberlerinden biridir. Siyaset, güven üzerine kurulur ve bu güven ancak etik değerlerle korunabilir.

Bugün yaşanan tartışmalar ve iddialar, bu kadim öğretinin hâlâ ne kadar gerekli olduğunu açıkça gösteriyor. Asıl mesele ise nettir:
Kamu gücünü elinde bulunduranlar, bu öğretilere ne kadar sadık kalıyor?