Şu an neredesiniz? Bu kelimeleri okurken aklınız nerelere gitti? Yarın yapacaklarınızı mı düşünüyorsunuz? Yoksa dün söylenen bir söz hâlâ içinizde dönüp duruyor mu? Gözünüz pencereden dışarı mı takıldı? Yağmur yağıyor, işe nasıl mı gideceksiniz?
Gözleriniz kelimelerde ama zihniniz bambaşka bir yerde. Şimdi, sadece bir anlığına… Dikkatinizi buraya verin. Çünkü anlatacaklarım, tam da bu zihin dağınıklığının hayatınızdan neler çaldığını gösterecek.
Beyin geleceği planlamak, geçmişten ders çıkarmak, hayal kurmak için "şimdiden" ayrılmaya ihtiyaç duyuyor. Bizi korumak, hazırlamak, geliştirmek istiyor. Bu yüzden zihnimiz hiç durmadan geziyor çünkü beynimiz bunu yapmak için tasarlanmış.
VARSAYILAN MOD AĞI
Beyin bilimciler buna Varsayılan Mod Ağı diyor. Bir göreve odaklanmadığımızda otomatik olarak devreye giren bu ağ, bizi geçmişe götürüyor, geleceği planlatıyor, hayal kurduruyor. Dinlenme halindeyken bile beyin aslında hep çalışıyor sadece farklı bir modda.
Ama bir şey değişti. Artık zihin seçerek değil, otomatik olarak kaçıyor. Telefon bildirimi, haber akışı, ödenecek faturalar, bitmek bilmeyen yapılacaklar listesi… Beynimiz o kadar çok uyarıcıyla karşı karşıya kalıyor ki "şimdi" artık yeterince ilgi çekici gelmiyor. Ne geleceği planlıyor ne geçmişten ders çıkarıyor. Sadece gürültünün içinde savruluyor.
Sorun şu: Bu artık bir seçim değil, bir alışkanlık. Zihnimiz öylesine kaçmaya alışmış ki şimdide durmak neredeyse imkansız. Birisi bir şey anlatıyor, siz başka bir şey düşünüyorsunuz. Güzel bir an yaşanıyor, siz camdaki lekeye takılıyorsunuz. Hayat akıyor, siz ise sadece onu düşünüyorsunuz.
Harvard araştırmacıları bunu ölçmek için binlerce kişiyle gün boyu iletişime geçti. Sonuç şaşırtıcıydı: İnsanların zamanlarının neredeyse yarısında zihinleri yaptıkları şeyin dışında bir yerdeydi.
KİLOMETRELERCE UZAKTA
Yarısı. Hayatımızın yarısı.
Ve daha da dikkat çekici olan şuydu: Zihinleri kaçanlar, kaçmayanlardan daha mutsuzdu. Üstelik konu fark etmiyordu: Geçmişe ya da geleceğe gitmek, neşeli güzel bir hayal kurmak bile tek başına mutsuzluk yaratmaya yetiyordu. Sorun o "anda, şimdide" olamamaktı.
Günlük yaşamımıza bakalım: Yemek yerken yarınki toplantıyı düşünüyoruz. Çocuklarımızla oynarken ödemeleri planlıyoruz. Zihinlerimiz kilometrelerce uzakta. Orada değiliz, burada da değiliz. Bir yerden bir yere geçiş halindeyiz ama hiçbir yere varamıyoruz.
Şimdi size bir soru sormak istiyorum. Dürüstçe cevaplayın.
Bugün sevdiğiniz biriyle konuşurken zihniniz gerçekten orada mıydı? Kahvaltı yaparken o kahvenin tadını aldınız mı? Yoksa o an bile zihniniz bir sonraki işe, bir endişeye, yarım kalan bir düşünceye kaçmış mıydı?
Çoğumuz bu soruyu duyduğunda duraksıyor. Çünkü güzel anlar yaşanıyor ama tam olarak hissedilmiyor. Sanki camın arkasından izliyormuşuz gibi. Bedenimiz orada ama biz değiliz. Biz buna "düşünmek" deriz. Oysa çoğu zaman sadece sürükleniyoruz.
Bu, dikkat kasının egzersiz görmemiş olmasının sonucu. Tıpkı uzun süre kullanılmayan bir kas gibi, dikkat de zamanla zayıflıyor. Ama kaslar güçlendirilebilir. Dikkat da öyle.
Hayatınızın yarısında orada olmadıysanız, o yarıyı kaçırdınız demektir. Ama diğer yarı hâlâ önünüzde. Ve o yarı için geç değil.
NOT: Dikkat kası nasıl güçlendirilir? Gelecek Cuma, bilimin önerdiği etkili pratiklerle buluşuyoruz.