Hayat, bazen gizemli şifrelerle dolu bir bulmaca gibi… Hele ki işin içinde insan varsa! Birinin senden hoşlanıp hoşlanmadığını anlamak bazen açık bir kitap okumak kadar kolay, bazense Mısır hiyerogliflerini çözmek kadar karmaşık. O yüzden bugün biraz insan ilişkilerinden yani senden ve benden bahsetmek istiyorum. Gerçekten samimi insan bulmak o kadar zor ki… Yıllardır yanında olup bir arada olduğum çoğu kişinin arkamdan nice kuyular kazdığını anlatmaya kalksam bırak bir köşeyi gazetenin bütün sayfalarını bana ayırmak zorunda kalırlar. Azizim! Ne zordur insanları anlamak ve ne zordur anlaşılmak…

Her insanın aynı yapıda olmadığını ve herkese saygı duymamız gerektiğini anlayabilecek yaşta ve olgunlukta olduğumu düşünüyorum. Artık elmalarla armutları aynı kefeye koymuyor, eskilerin argo tabiri ile ‘Adamına göre muamele’ ediyorum. Yeri geldiğinde az yeri geldiğinde ise çok konuşuyorum. E artık herkesi de yine eskisi kadar içime almıyorum. Bu topluma en çok ‘Ön yargılarınızı yıkın’ demişlerdir. Diyenler halt etsin, neden yıkacakmışız yargılarımızı? Bir insanı önceden yargılamadan samimiyet kuruyoruz ama sokak insan görünümlü çakallarla dolu. Yargılayın, yargılamaktan zarar gelmez! Üç büyük güçten biri de zaten yargı değil mi? Güvenin onun gücüne, öyle hemen herkese kanıp bağlanmayın. Herkesi de bir zahmet kendiniz gibi sanmayın!

Sen birini sevip beğendiğinde karşı taraftan da aynısını bekliyorsun. Birine ne kadar ilgi gösteriyorsan karşındakinden de onu bekliyorsun. Ama herkesin kapasitesi bir değil ki! İki samimi olduğum arkadaşım var. İkisinin de sevgisinden ve samimiyetinden asla şüphe etmem. Biri daha sert mizaçlı, dokunmayı sevmeyen ama her ihtiyaç duyduğunda yanında olacak biri. Diğeri ise tam bir pamuk şekeri. Günde beş kere arar sorar, yan yanayken kolundan ayrılmaz. İkisini de tanıyor ve çok seviyorum. Şimdi bu iki insandan nasıl aynı olmasını bekleyebiliriz ki?

En azından onlar, nasıl hissediyorlarsa öyle yaşıyorlar. Hayata karşı bir tavırları var. Bir de bunlardan yoksun ruhsuz, duygusuz, sadece kötülükten, dedikodudan, şerden beslenen, ne olursa olsun ben yaşayım ve kuyruğumu kurtarayım diyen bukalemunlar var. Bunlar, işine geldiğine iyi işine geldiğine kötü; işine geldiğinde ruhsuz işine geldiğinde şen şakrak! Duygudurumlarının değişim hızı gerçekten yeni nesil arabalarda dahi yok. Narsizmin kitabını yazmış bu vatandaş yeni çağın en tehlikeli varlığı. İşte, onlardan korkacaksın, onlara ön yargılı yaklaşacaksın; yani kısacası armutlarla bukalemunları ayıracaksın!

‘Yok, ben yapamam’ dersen üzülme ihtimalini de kabul edeceksin. O zaman üzüldüğünde de suçu dünyaya atmayıp bir güzel başına geleni kendin çekeceksin.

Yargı iyidir.

Ön yargı güzeldir.

Armutlar da güzeldir.

Bukalemunlar çirkin.