Ayvalık ve adalarının kültür mirası, tabiatın kucağında unutulmuş bir hazine gibi duruyor. Ancak bu cennet ilçenin kültür varlıkları deprem ve tsunami nedeniyle ne yazık ki tehdit altında
Kuzey Ege’nin berrak sularına uzanan zeytin ağaçlarıyla bezeli Ayvalık sahası ve doğal vasıfları ile koruma altındaki irili ufaklı adaları, ilk bakışta romantik bir peyzaj sunuyor. Ancak bu büyüleyici manzaranın ardında, kırsal alanda, yaşanmışlık hafızasının son temsilleriyken ortak kaderlerindeki terk edilmişlikle birbirlerini kucaklayan antik ve yakın dönemlerin kalıntıları yatıyor. Bir zamanlar yaşamın yer ettiği manastırlar, şapeller, tarım endüstrisine ait yapılar bugün rüzgârla savrulan toz ve çalılar arasında ayakta kalma mücadelesi veriyor.

Yeterince belgelenmeden, öz bilgisi kayda geçmeksizin kendi haline bırakılan bu kültür varlıkları, insan müdahalesinin ötesinde doğal erozyondan depreme kadar pek çok tehditle de karşı karşıya. Ayvalık’ın masalsı coğrafyası içinde kırsal sahada unutulmuş bir mirasın trajedisi, her geçen gün daha da derinleşiyor.
Adramytteion Araştırmaları Heyeti olarak 2015’ten bu yana Edremit Körfezi’nde sürdürdüğümüz yüzey araştırmaları kapsamında, Ayvalık ve adalarının kültürel varlıklarının her geçen yıl daha fazla görünmez hale geldiğine tanıklık ettik. Bu buruk tanıklık literatür odaklı üretimin yanı sıra kamu kurum ve kuruluşlarıyla iş birliği içerisinde atılması gereken adımlara bizi yönlendirirken, farkındalık odaklı bir takım çabanın da içine soktu.

Elde edilen verilerle Ayvalık kırsalı ve adaların bu kültürel boyutunun, farklı ortamlarda başta yerel olmak üzere halka sunulması da bu çabalar arasında olmaktadır.
Kültür varlıklarından somut örnekler
Ayvalık ve adaları, antik çağlardan Osmanlı dönemine uzanan çok katmanlı bir mirasa ev sahipliği yapıyor. Antik dönemde Hekatonnesoi (“Yüz Adalar”) adıyla anılan bu takımada, Pordoselene / Nasos ve Khalkis gibi yerleşimlere ev sahipliği yapmıştır. Bugün bu antik yerleşimlerin izleri ve fazlası başlıca olarak Alibey (Cunda) (Moskhonisi) , Çıplak (Gymnos), Güneş (Leios), Büyük Maden (Pyrgos) ve Yumurta (Daskaleio) gibi adalarda görülmekte olup; yakın zamanlı yüzey araştırmalarımız Hellenistik’ten Bizans’a uzanan bir kültürel sürece tanımlanan bu kalıntıların tespit ve belgelenmesine odaklandı.
Örneğin, Çıplak Ada’da Geç Klasik – Hellenistik Dönem’de kullanılmış bir teras yerleşimi ile kıyıda bir Erken Bizans Dönemi bazilikası tespit arasındadır. Yumurta Adası’nda ise Orta–Geç Bizans Dönemi’ne tarihlenen, adayı çepeçevre saran surlarla güçlendirilmiş bir deniz kalesi belgelendi. Bu bulgular, adaların binlerce yıldır aralıksız bir insan etkinliği sahnesi olduğuna işaret ediyor.
Osmanlı döneminde, özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda Ayvalık adaları tekrar canlanarak yoğun bir yerleşim ve üretim alanına dönüşmüştür. 1923’teki nüfus mübadelesine dek büyük oranda Rum nüfusun yaşadığı bu coğrafyada, Rum sivil mimarisinin özgün örnekleri, dini yapılar ve tarımsal altyapılar inşa edildi. Adalar genelinde çok sayıda manastır ve şapel, tarım bahçeleri ve haneler deniz rotaları üzerinde konumlanmış halde günlük hayatın aktif parçalarıydı.

Yüzlerce yıllık geçmişe sahip kiliseler, manastırlar, taş ocakları, şapeller ve Rum sivil mimarisi örnekleri, artık rüzgârın, yağmurun, bitkilerin ve en çok da ihmalkârlığın insafına kalmış durumda. Bazıları ayakta, bazıları çökmüş. Ancak neredeyse tamamı, belgelenmeden, bir plan dahilinde korunmadan kendi haline bırakılmış. Doğal erozyonun, depremlerin ve tsunami tehdidinin yanı sıra ilgisizlik ve sahipsizlik de bu yapıların kaderini belirliyor.
Alibey (Cunda) Adası’nda da geniş bir alana yayılmış manastırlar ve kiliseler dikkat çekiyor: Örneğin adanın Pateriça mevkii dolaylarında terkinden sonra yakın zamanda tespit ettiğimiz Agioi Apostoloi Manastırı ile yazılı kaynaklarda adı geçen Agios Basileios Şapeli (Birinci Köy) ve Agios Dimitrios Şapeli (İkinci Köy) kalıntıları, bu dönemin kırsal inanç hayatına ışık tutuyor.
Yine Cunda’da Dalyan Boğazı kıyısında Agia Paraskevi Şapeli ile Dolap mevkiindeki isimsiz bir şapel de yüzey araştırmaları vasıtasıyla ilk kez kayıt altına alınanlar durumunda. Küçük adalarda da benzer biçimde dini ve sivil yapılar var: Güvercin Adası’nda yüksek duvarlı avlusu, şapeli, sarnıcı ve yaşam alanlarıyla Agios Georgios to Psifi Manastırı’nın harabesi duruyor; Hasır Adası’nda Agios Georgios sto Seferi Şapeli kalıntısı ile eski tuzla düzenlemeleri gibi.
Dolap Adası’nda antik dönemden kalma bir taş ocağı da tespitlerimiz arasında; ilginç şekilde aynı yerde geç Osmanlı döneminde bölgeye gelen ziyaretçilerin kayaya kazıdığı rölyefler de bulunuyor. Öte yandan, adalardaki zengin tarımsal peyzaj unsurları da bu mirasın parçası olup ada yamaçlarını sarmalayan kuru taş tarım terası duvarları, küçük ölçekli bağ-bahçe izleri görülüyor. 19. yüzyılda faaliyet göstermiş tuzlalar (örneğin Hacı Apostol Tuzlası), dalyanlar ile yel değirmenleri de bu kültürel peyzajın unsurları olarak belgelenmiş durumda.
Adalarda ve kırsalda, örneğine Çıplak Ada’da mübadele öncesi ziraatle uğraşan bir kırsal yerleşimin harabelerinde gördüğümüz gibi, bir asır önce zeytin ve hububat ilgisinde tarımla ilişkili işlevsel durumda olan taş evler ve çiftlik yapıları da bulunuyor. Bununla birlikte Çıplak ve Güneş adalarında birer 19. yüzyıl deniz feneri yerleşkesi bulunmakta olup; bunlar günümüzde de işlevsel olup, birçok evreli lojman yapıları ve bileşenleri ise harap durumdadır. Tüm bu örnekler ve fazlası, Ayvalık ve adalarının zengin bir kültürel peyzaj mozaiği barındırdığını gösteriyor. Ne var ki, bugün bu mozaiğin parçaları birer birer siliniyor.
Miras neden ve nasıl tehdit altında?
Bu değerli kültür varlıkları, bir dizi doğal ve beşerî tehdidin kıskacında hızla yok olma riskiyle karşı karşıya. Zaman ve doğal erozyon, en başta gelen tehlike. Antikite ilgisindeki varlıklar daha durağan, 1920’lerdeki mübadele ile boşaltıldıktan sonra neredeyse bir asırdır bakımsız kalan yapılar, rüzgâr, yağmur ve bitki örtüsünün tahribatıyla her yıl biraz daha çöküyor. Örneğin yüzey araştırmalarında 2016 yılında üst örtüsü ve duvarları halen sağlam biçimde belgelediğimiz Alibey Adası’ndaki Profitis Ilias Manastırı’nın şapeli, aradan geçen birkaç yıl içinde hızla çökmüş ve 2021’e gelindiğinde yalnızca apsis duvarı kalacak şekilde tamamen yıkılmış durumdadır. Yapının basına yansıyan cenazesinde bile genel tanımsızlık başrol oynamış, ismi doğruyu yansıtılamamıştır.
Deprem ve tsunami riski, Ayvalık çevresindeki kültür mirası için bir başka ciddi tehdit. Bölge, aktif fay hatlarına yakınlığıyla biliniyor. Geçmişte yaşanan büyük depremler, Ayvalık’ta ağır hasarlara yol açtı; örneğin 6 Ekim 1944’te Edremit Körfezi merkezli 6,8 büyüklüğündeki depremde 73 kişi yaşamını yitirmiş, en az 2.200 bina ağır hasar görmüştü. Böylesi bir sarsıntının, halihazırda kırılgan durumda olan tarihi yapıların ayakta kalan son kısımlarını da yıkıma uğratacağı ortada. Tarih boyunca Ege’de defalarca örneği görülen depremsellik ve deniz taşkınları, hazırlıksız yakalanan miras değerlerini bir anda silebilir.
Mirasın bugün tehdit altında olmasının önemli bir nedeni de belgeleme eksikliği. Uzun yıllar boyunca Ayvalık ve çevresindeki kültür varlıklarına gereken profesyonel ilgi gösterilmediği, bilimsel araştırmaların ihmal edildiği görülüyor. 2015’ten bu yana bölgede sistemli yüzey araştırmaları yürüten Adramytteion Araştırmaları Platfomumuz’un Ayvalık raporları, yerleşim merkezleri dışında pek çok kalıntının araştırmalar öncesinde hiçbir envantere kayıtlı olmadığını ortaya koydu. Bir başka deyişle, onlarca manastır, şapel, antik yerleşim kalıntısı bugüne dek “yok” hükmünde idi; ne tescilli eser sayılıyor ne de koruma planlarında yer alıyordu. Bu durum, kültür varlıklarının resmen “meçhul” kalmasına yol açmıştır.
Sevindirici olan, son yıllarda bu ihmalkârlığı gidermeye dönük adımların atılmaya başlanması. Adramytteion Araştırmaları Platformumuzun, 2015’ten itibaren kırsal alanlarda gerçekleştirdiği kapsamlı yüzey taramalarıyla bir envanter seferberliği başlatmış oldu. Sekiz yılı aşkın süredir Edemit Körfezi genelinde devam eden çalışmalarda, Ayvalık çevresinde daha önce kayıt altına alınmamış çok sayıda kültür varlığı ilk kez belgelenip haritalandı. Ekibimiz, bu bulguları kullanarak Balıkesir Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ile iş birliği içinde tescil programı yürütmekte.
Son iki yılda kurul, programına alınan önerilerin bir kısmını tescil etmiş durumda; ancak bu durum tüm kültür varlıklarının henüz bir kısmını kapsıyor. Yani daha yapılacak çok iş var. Öte yandan çalışmalarımızda hazırladığımız veri setlerini Ayvalık Belediyesi ile paylaşarak mevcut UNESCO Dünya Mirası adaylık sürecine bu değerlerin dâhil edilmesi için girişimlerde bulunmuş durumdayız.
Bu çabalar sayesinde, yıllardır ihmal edilmiş belgelemelerin eksikleri yavaş yavaş kapanmaya başladığını umuyoruz. Gelgelelim, zaman daralıyor – her geçen gün, kurtarılabilecek bir yapı daha yıkılıyor veya izleri siliniyor. Bu nedenle, koruma çalışmalarının çok daha acil ve kapsamlı biçimde yürütülmesi gerekmekte.
Özellikle Ayvalık’ın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne “Ayvalık Endüstriyel Peyzajı” adıyla dahil edilmiş olması (2017), geniş kapsamlı bir koruma vizyonunun habercisi. UNESCO sürecinin gereği olarak oluşturulan Alan Başkanlığı, kültürel ve doğal değerlerin birlikte ele alındığı bir planlamayı hedefliyor. Bu sürece bölgedeki akademik araştırma ekipleri ve sivil inisiyatifler de katkı sunuyor, sunmalı. Nitekim alanın korunması ancak bütüncül bir yaklaşımla mümkün olabilir. Doğal ve kültürel mirası bir arada değerlendiren, her bir yapıyı “kendine özgü sorunları”yla ele alan planlama ve müdahale ilkeleri geliştirilmeli. Ayvalık adalarının sadece doğal güzellikleriyle değil, üzerlerindeki her nevi antik ve yakın dönem izleri, yerleşimleri, kaleleri, manastırları, kilise ve şapelleri, tarım ilişkili yapıları, tuzlaları ve taş ocakları ile de bir “karma değer” vasfı taşıdığı kabul edilmeli ve koruma politikaları bu çok yönlü değeri yansıtmalıdır. Seçilmiş örneklerle vurguladığı gibi, her geçen yıl izleri silinen bu kültür varlıklarının tanınması, eşsiz doğasına uygun koşullarda destinasyon değeri olarak ele alınması ve böylelikle yaşatılarak korunması büyük önem arz ediyor.
Koruma konusunda atılması gereken adımlar aciliyet sırasına göre şöyle özetlenebilir:
Detaylı belgeleme çalışması: Yakın dönem yüzey araştırmalarında, kırsal ve adalar sahası genelinde çoğu ilk tespit olmak üzere birçok belgeleme gerçekleştirilmiş, bir arşiv oluşturularak veriler coğrafi altlıklara işlemiştir. Nihayetinde başlayan tescil programı vasıtasıyla sahadaki kültür varlıklarının bir kısmının tescili gerçekleştirilmiştir. Ancak sahadaki tespiti ve sistemli belgelemesi ilk kez yapılan kültür varlıklarının kısmen de olsa ayakta olanlarının dijital taramaları vasıtasıyla rölövelerinin gerçekleştirilmesi, böylelikle tehdit karşısında korunan durumun öz bilgisinin kayda geçirilmesi elzemdir. Herhangi nedenle gerçekleşecek tahribatı geri döndürmek, ya da yapılar özelinde gerçekleştirilebilecek konservasyon ya da restorasyon çalışması bu varlıkların bilgisi detaylıca kayıt altına alınmadan mümkün değildir. Bu ilgide akademik çerçevede bir iş birliği ile arazi çalışmaları sürdürülebilir çerçeve ve detaylanan ölçekte devam ettirilebilir.
Hızlandırılmış tescil ve hukuki koruma: Belirlenen tüm kültür varlıkları, ivedilikle tescilli kültür varlığı statüsüne kavuşturulmalıdır. Tescil işlemleri, ilgili koruma kurullarının öncelikli gündemi olmalı; halihazırda süren program genişletilerek kayıt dışı kültür varlığı bırakılmamalıdır.
Acil durum müdahaleleri: Çatısı çökmek üzere olan bir kilise, duvarları ayrılmaya başlamış bir manastır gibi kritik durumdaki yapılar için ilk yardım müdahaleleri planlanmalıdır. Örneğin, yıkılma tehlikesi bulunan duvarlar için geçici destekleme (iskele kurulması), çatıları uçmuş yapılarda temel güçlendirmeleri gibi önlemler alınabilir. Bu sayede en azından ayakta kalan kısımlar daha fazla zarar görmeden stabil hale getirilebilir.
Bütüncül koruma planı ve alan yönetimi: Ayvalık Adaları Tabiat Parkı sınırları içinde veya dışında kalan tüm kültürel unsurları da içeren bütüncül bir koruma planı hazırlanmalıdır. Bu plan, doğal sit alanı statüsünü kültürel miras envanteriyle entegre etmeli, gelişigüzel uygulamaları engelleyerek bilimsel veriye dayalı koruma kararları içermelidir.
Toplum katılımı ve farkındalık: Yerel halkın ve paydaşların bu mirasın değerini anlaması, korunmasında aktif rol alması sağlanmalıdır. Ayvalık ve çevre sahasının kültürel sürecini aktaran sergi alanları, yürüyüş rotaları ve tabelalandırma ile bu görünmez miras görünür kılınabilir. Doğaya saygılı kültür turizmi rotaları geliştirilerek hem ekonomik fayda yaratılabilir hem de toplum sahiplenmesi artırılabilir. Unutulmamalıdır ki, halkın benimsemediği bir mirasın uzun vadede yaşatılması zordur.
UNESCO sürecinin desteklenmesi: Ayvalık’ın Dünya Mirası Listesi’ne adaylık yolculuğu, bölgeye uluslararası ilgi ve kaynak çekme potansiyeli taşıyor. Bu sürecin başarıyla ilerlemesi için bilimsel çalışmaların bulguları adaylık dosyasına entegre edilmeli, adalardaki kültür varlıkları da “endüstriyel peyzaj” anlatısının ayrılmaz parçası haline getirilmelidir. UNESCO kriterlerinin gerektirdiği uzun vadeli izleme, koruma ve yönetim mekanizmaları kurulurken, uzman ekiplerin danışmanlığı sürdürülmelidir. Dünya Mirası unvanı alınsa da alınmasa da, bu süreç bölge için bir koruma rehberi işlevi görmelidir.
Ayvalık ve adalarının mirası romantik peyzajdaki taş duvarlardan ibaret değil. Bu yapılar, bu toprakların geçmişine, hafızasına ve kimliğine dair sessiz anlatılardır. Onları korumak, aslında kendi geçmişimizi ve geleceğimizi korumaktır. Her geçen yıl biraz daha silinen bu izleri, ancak bugünden harekete geçerek yaşatabiliriz.
Ayvalık ve adalarının kültür mirası, tabiatın kucağında unutulmuş bir hazine gibi duruyor. Bu hazinenin parçaları birer birer yitip giderken, aslında yalnız tarihi yapılar değil, kolektif hafızamızın bir bölümü de yok oluyor. Oysa ki doğru planlama, farkındalık ve kararlılıkla hareket edildiğinde, doğal peyzaj ile kültürel mirasın iç içe geçtiği bu eşsiz coğrafya korunarak geleceğe aktarılabilir. Zeytin ağaçlarının gölgesinde harabeye dönmüş manastırlar, tekrar ayağa kalkmasa bile en azından belgelenmiş ve anlaşılmış olarak varlığını sürdürebilir; yeni nesiller, bu topraklarda yaşamış farklı kültürlerin izlerini görerek geçmişle bağ kurabilir.
Ayvalık’ta artık alarm zilleri çalıyor – kamuoyu, yerel yönetimler ve bilim insanları el ele vererek acilen harekete geçmezse, bir sonraki nesil bu adalarda sadece yıkıntı bile göremeyebilir. Romantik bir peyzajın unutulmuş emanetleri, hak ettiği değeri bulmalı; Ayvalık’ın kültürel mirası yok olmayla değil, koruma ve yaşatma hikâyeleriyle anılmalıdır. Bu bir çağrıdır: Ayvalık’ın sesini duyalım, tarihine sahip çıkalım, bu benzersiz mirası göz göre göre kaybetmeyelim.
Kaynak: Dr. Hüseyin Murat Özgen /MSGSÜ Arkeoloji Bölümü Öğr. üyesi Adramytteion Araştırmaları Platformu Bşk.