Havalar ısındı mı, soğudu mu? Kışlıkları kaldırmalı mı, yoksa biraz daha beklemeli mi? Sabah buz gibi olan hava öğlen güneşe dönüyor, akşam ise sinsi bir rüzgâr çıkıp “Seni gidi tişörtle dışarı çıkan cahil!” diyerek burun akıntısıyla cezalandırıyor. Mevsim geçişlerinde hastalanmamak, Survivor parkurunu geçmek kadar zor. Bir yandan virüsler dört bir yanda kol geziyor, diğer yandan insanlar, "Ben hasta olmam" diyerek bağışıklık sistemlerine gereksiz bir özgüven yüklüyorlar.
Peki, bu dönemi hasta olmadan atlatmak mümkün mü? Olabilir ama kesin bir formülü yok. Zira ne kadar önlem alırsanız alın, sizi köşede bekleyen bir hapşırık darbesiyle yere düşmeniz an meselesi. Gelin hep birlikte mevsim geçişlerinin getirdiği trajikomik hastalık mücadelesine göz atalım.
Her yıl aynı şey. İlkbahar gelir, insanlar sokaklara dökülür, enerjimiz yerine gelir ama bir şey unutulur: Mikroplar da uyanmıştır! Kış boyunca bir köşede sessiz sedasız bekleyen virüsler, baharın gelmesiyle festival alanına çıkmış gibi saldırıya geçer. Burun akıntıları başlar, boğazlar yanar ve her yıl "Bu sene farklı, kesin alerjidir" diyen insanlar kendilerini yine hasta yatağında bulur.
Ofiste veya toplu taşımada birisi hapşırdığı anda içimizdeki içgüdüsel kaçış refleksi devreye giriyor ama kaçamıyoruz. Ve tabii ki klasik cümle: “Yok ya ben hasta olmam.” Bu cümleyi kuran herkes bir hafta içinde yatak döşek yatar. Virüslerin kulakları varmış gibi, bu tür iddialı açıklamaları duyunca hemen harekete geçiyor.
Mevsim geçişlerinde giyim meselesi tam bir zeka testi. Sabah mont giyip çıkıyorsunuz, öğlene doğru ter içinde kalıyorsunuz. Tişört giyerseniz, akşam titreyerek eve dönüyorsunuz. Doğru kombini bulmak imkânsız.
İşin bir de dışarıda gördüğümüz "uyumsuzlar" kısmı var. Biz bunu İzmir’de çok yaşıyoruz. Sokakta biri şort giymiş, yanından atkılı biri geçiyor. Bir köşede kışlık montuyla titreyen biri var, diğer köşede kısa kollu ile dondurma yalayan biri. Kimin doğru giyindiğini anlamak mümkün değil. O yüzden soğan gibi kat kat giyinmek en akıllıca yöntem. Sabah üşürseniz kazak var, öğlen sıcak olursa t-shirt'e dönüş, akşam yine mont devreye girer. Lahana gibi giymek bizim memlekette candır!
Bu yüzden ellerinizi yıkayın. Ama gerçekten yıkayın! "Suya tutmak" değil, sabunla en az 20 saniye yıkamak. Bilim adamları, "Ellerinizi yıkarken bir şarkı mırıldanacak kadar uzun sürmeli" diyor. Tercih sizin ama bizce "Grip olacağım, grip olacağım" diye içinizden saymak da yeterli olabilir.
Uzatmadan veda edelim, mevsim geçişlerinde hasta olmamak için elimizden geleni yapalım ama abartmayalım. Kendimizi cam fanusa kapatamayız ama önlem almak mümkün. Sağlıklı beslenelim, su içelim, iyi uyuyalım ve giyinirken katmanları unutmayalım. Ve en önemlisi: Hapşırırken ağzınızı kapatın! Çünkü kimse istemeden hastalık hediyesi almak istemez!