Bir çocuğun özgüvenli olması deyince çoğumuzun aklına kendini rahat ifade eden, kalabalık içinde konuşmaktan çekinmeyen, hakkını savunabilen çocuk geliyor. Oysa özgüven sadece yüksek sesle konuşmak ya da herkesin karşısında rahatça kendini göstermek değil. Bazen sessiz bir çocuk da çok özgüvenli olabilir.

Özgüven, çocuğun içinden “Ben bunu yapabilirim, yapamazsam da yeniden deneyebilirim” diyebilmesidir. Peki bu duygu çocuklarda nasıl gelişiyor? Aslında işin büyük kısmı evde başlıyor. Çocuğumuz bir şey yapmaya çalışırken hemen yardım etmek yerine biraz beklemek bile önemli. Ayakkabısının bağcığını bağlayamıyor diye hemen eğilip bizim bağlamamız, çantasını taşıyamıyor diye sürekli elimizden almamız, ödevini yaparken yanlışını görüp hemen düzeltmemiz ilk bakışta kolaylık gibi görünüyor. Ama çocuk zamanla “Ben yapamam, annem yapar” diye düşünmeye başlayabiliyor. Bırakalım biraz uğraşsın. Yanlış yapsın. Hatta bazen düşünsün, bozsun, yeniden yapsın. Çünkü bir işi kendi başına başarmanın verdiği mutluluk, dışarıdan gelen övgüden çok daha değerlidir. Bir başka önemli konu da çocuklarımızı başkalarıyla kıyaslamamak. “Bak arkadaşın ne güzel yapıyor.” “Abin senin yaşındayken bunları yapıyordu.” “Sen neden onun gibi değilsin?” Bu cümleler belki anlık olarak bizi rahatlatıyor ama çocuğun içinde bambaşka bir iz bırakabiliyor. Çocuk kendisini geliştirmek yerine sürekli başkalarıyla yarışmaya başlıyor. Oysa her çocuğun gelişme hızı farklı. Kiminin matematiği iyidir, kiminin resmi. Kimi sahnede rahat konuşur, kimi bir hayvanı saatlerce gözlemleyebilir. Birinin güçlü olduğu yerde diğerinin zorlanması çok normal.

Bizim görevimiz çocuğumuzun herkesten iyi olmasını sağlamak değil, kendi yapabildiklerini fark etmesine yardımcı olmak. Bir de kullandığımız kelimelere dikkat etmek gerekiyor. “Sen zaten çok zekisin” demek güzel gibi geliyor ama bazen çocuğu hata yapmaktan korkar hale getirebiliyor. Bunun yerine “Bu sefer olmadı ama tekrar denedin ve başardın” demek çok daha kıymetli. Çünkü çocuk şunu öğreniyor: Başarısızlık, vazgeçmek için bir sebep değil. Bir başka önemli nokta ise çocuklarımızı dinlemek. Bazen çocuğumuz bize bir şey anlatırken elimizde telefon oluyor, yemek yapıyoruz ya da bir yandan başka bir işle uğraşıyoruz. Oysa çocuk için bazen beş dakikalık gerçek bir dinleme bile çok şey ifade ediyor. Gözlerinin içine bakıp onu dinlemek, “Seni önemsiyorum” demenin en güzel yollarından biri. Ve tabii ki hata yapmasına izin vermek. Çocuğumuz hata yapacak. Yanlış cevap verecek, arkadaşına küsecek, bir işi beceremeyecek, bazen kötü bir karar verecek. Biz her hatasında devreye girip sorunu çözersek, hayatın zor taraflarıyla karşılaştığında ne yapacağını öğrenmesi zorlaşır. Bazen sadece yanında durmak yeterli. “Üzüldüğünü görüyorum. İstersen birlikte düşünelim, bunu nasıl düzeltebiliriz?” İşte özgüven biraz da böyle oluşuyor. Çocuğa her zaman kazanacağını söylemekle değil, kaybettiğinde de yanında olduğumuzu hissettirmekle…

Çünkü gerçek özgüven, her şeyi mükemmel yapmak değil. Yapamadığında yeniden deneyebilmek. Çocuğumuzun elinden tutalım ama onun yerine yürümeyelim. Hatalarını düzeltelim ama her hatasını biz yapmayalım. Onu destekleyelim ama sürekli övmek yerine çabasını fark edelim. Ve en önemlisi, ona şu duyguyu verelim: “Sen olduğun halinle değerlisin. Bir şeyi yapamadığında da, hata yaptığında da benim sevgim değişmez.” Belki de bir çocuğa verebileceğimiz en sağlam özgüven, tam olarak budur.