Anne olmak, insanın hayatı boyunca devam eden bir yolculuk. Çocuğumuz dünyaya geldiği gün başlıyor her şey. İlk nefesini alışını izliyoruz, ilk gülüşünde dünyalar bizim oluyor.
İlk adımını attığında heyecanlanıyor, ilk kelimesini söylediğinde sanki dünyadaki en güzel sesi duyuyoruz. Sonra bir bakıyoruz, minicik ellerinden tuttuğumuz çocuk büyümeye başlamış. Bir zamanlar ayakkabısını biz giydirirken şimdi kendi başına hazırlanıyor. Elinden tutup okula götürdüğümüz günler geride kalıyor. Artık arkadaşlarıyla vakit geçirmek, kendi kararlarını vermek, bazen de odasının kapısını kapatıp yalnız kalmak istiyor. İşte annelik de tam bu noktada başka bir hale bürünüyor.
Çocuk küçükken onun her ihtiyacını karşılamak istiyoruz. Acıkmasın, üşümesin, düşmesin, üzülmesin diye elimizden geleni yapıyoruz. Bazen bir bakışıyla ne istediğini anlıyoruz, bazen daha ağlamadan neden huzursuz olduğunu tahmin ediyoruz. Ama çocuk büyüdükçe her şeyi onun yerine yapmanın doğru olmadığını öğreniyoruz. Çünkü bir zamanlar elimizden tutarak yürümeyi öğrettiğimiz çocuğun, bir gün kendi yolunu bulması gerekiyor. Kolay mı? Elbette değil. Özellikle anneler için çocuğun biraz uzaklaşması, kendi kararlarını vermeye başlaması, her şeyi eskisi gibi anlatmaması kolay kabul edilen bir durum değil. Küçükken peşimizden ayrılmayan çocuğumuzun büyüdükçe arkadaşlarına daha fazla zaman ayırması bazen içimizi burkabiliyor. Hatta bazen kendi kendimize soruyoruz: “Acaba eskisi kadar bana ihtiyacı yok mu?” Oysa mesele ihtiyacının azalması değil, şekil değiştirmesi. Küçükken düştüğünde onu kaldırmamızı bekleyen çocuk, büyüdüğünde yaşadığı bir sorunda kendisini yargılamadan dinlememizi bekliyor. Önceden bütün kararlarını bizim verdiğimiz çocuk, artık kendi kararlarını vermek istiyor. Bazen yanlış yapıyor, bazen yanılıyor, bazen de bizim hiç onaylamadığımız seçimler yapabiliyor. İşte anneliğin en zor taraflarından biri de burada başlıyor: Her şeyi kontrol etmeden yanında kalabilmek. Elbette tehlikelerden koruyacağız, yanlışlarını anlatacağız, gerektiğinde sınır koyacağız. Ama her sorununu onun yerine çözmeye çalışırsak kendi başına mücadele etmeyi öğrenmesi zorlaşabilir. Bazen susup dinlemek, hemen öğüt vermekten daha kıymetli.
Bazen bir çözüm sunmadan önce “Sen ne düşünüyorsun?” diye sormak, çocuğumuza kendisine güvendiğimizi hissettirebilir. Bir de çocuklarımızın büyümesiyle birlikte bizim de değiştiğimizi kabul etmek gerekiyor. Yıllarca günümüzü onların ihtiyaçlarına göre planlıyoruz. Okul saatleri, yemekler, ödevler, kurslar, hastalıklar derken kendi isteklerimizi çoğu zaman erteliyoruz. Çocuk biraz büyüyüp kendi ayakları üzerinde durmaya başladığında ise kendimize dönüp bakma fırsatımız oluyor. Belki uzun zamandır yapmak istediğimiz bir şey var. Belki arkadaşlarımızla daha fazla görüşmek, yürüyüşe çıkmak, bir hobi edinmek ya da sadece kendimize zaman ayırmak istiyoruz. Bunları yapmak için suçluluk duymamamız gerekiyor. Çünkü iyi bir anne olmak, hayatının bütününü yalnızca çocuğuna adamak demek değil. Kendi hayatını da sürdürebilen bir anne olmak, çocuğuna güzel bir örnek oluşturabilir. Unutmayalım ki çocuklarımız bizden sadece söylediklerimizi değil, yaşama biçimimizi de öğreniyor. Kendine değer veren, hatalarıyla yüzleşebilen, gerektiğinde yardım isteyen ve kendi ihtiyaçlarını da önemseyen bir annenin çocuğuna verebileceği çok şey var. Zaman geçiyor.
O küçük eller büyüyor, sesleri değişiyor, dünyaları genişliyor. Bir zamanlar bize sormadan hiçbir yere gitmeyen çocuklarımız, gün geliyor kendi yollarını çizmek istiyor. Bizim görevimiz de onların önündeki bütün engelleri kaldırmak değil, karşılarına çıkan engellerle baş edebileceklerine inanmalarını sağlamak. Ve ne olursa olsun, ihtiyaç duyduklarında dönebilecekleri güvenli bir liman olmak. Çünkü annelik, çocuğun elini hiç bırakmamak değil; bazen elini gevşetip kendi yolunda yürümesine izin vermektir. Çocuk büyüdükçe annelik bitmiyor, sadece biçim değiştiriyor. Belki de yıllar geçtikçe öğrendiğimiz en önemli şey şu: Çocuğumuzu ne kadar çok seversek sevelim, onun kendi hayatını yaşamasına da izin vermeliyiz. Bizim elimizden tutarak yürüdüğü günler geride kalabilir. Ama sevildiğini, anlaşıldığını ve ihtiyaç duyduğunda yanında olacağımızı bilmesi, hayatı boyunca onunla kalır.