Toplumlar değişir. Ekonomi değişir. Teknoloji değişir. Ama ilginçtir ki bazı beklentiler vardır; yıllar, hatta on yıllar geçse de yerinden pek kıpırdamaz. Özellikle konu kadın–erkek ilişkileri ve erkeklerden beklenen roller olduğunda, bu durağanlık daha da görünür hâle gelir. Bugün pek çok tartışmanın merkezinde şu sessiz ama güçlü soru var: Erkeklerden hâlâ aynı şeyleri bekliyoruz ama onlara bu beklentileri karşılayabilecek koşulları sunuyor muyuz?
NE BEKLENİRDİ?
Geleneksel olarak erkeklerden ne beklenirdi? Çalışması, para kazanması, ayakları üzerinde durması, mümkünse kendi evinin olması ve ilişkiye “hazır” bir noktada gelmesi. Bu beklentiler uzun yıllar boyunca ekonomik yapı tarafından da desteklendi. Tek maaşla ev geçindirmek mümkündü. Üniversite mezunu olmak ayrıcalıktı ama şart değildi. Konut fiyatları bugünkü kadar ulaşılmaz değildi.
YÜZDE 60’I KADIN
Ancak dünya değişti. Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde üniversiteye gidenlerin yaklaşık yüzda 60’ı kadın. Eğitim artık yalnızca bir avantaj değil, çoğu meslek için zorunluluk. Buna karşın üniversite eğitimi pahalı, mezuniyet sonrası borç yükü ağır ve iş piyasası istikrarsız. Öte yandan konut fiyatları ve kiralar, maaş artışlarının çok ötesine geçmiş durumda. 30 yaş altındaki bireylerin yaklaşık yarısının ailesiyle yaşaması ya da ev arkadaşlarıyla aynı evi paylaşması artık bir istisna değil, norm hâline gelmiş durumda. İşte tam bu noktada bir çelişki ortaya çıkıyor. Bir yanda “bağımsız, güçlü, kendi düzenini kurmuş” erkek beklentisi devam ediyor. Diğer yanda ise bu beklentiyi mümkün kılan ekonomik basamaklar giderek kayganlaşıyor. Merdiven hâlâ orada ama basamaklar arası mesafe açılmış durumda.
YAPISAL KIRILMA
Bu durum yalnızca erkekler için bir sorun değil; ilişkilerin tamamını etkileyen yapısal bir kırılma. Çünkü beklentiler güncellenmediğinde, hayal kırıklıkları kaçınılmaz oluyor. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: Bu, “kadınlar haksız beklentilere sahip” demek değil. Sorun bireylerde değil, sistemde. Sonuç olarak ortaya çıkan tablo şu: Eski roller tam olarak terk edilmedi, yeni roller ise tam olarak inşa edilmedi. Sorun erkekler değil. Sorun kadınlar da değil. Sorun, değişen dünyaya rağmen değişmeyen varsayımlarımız.