Bazen insanın içinde bir şeyler olur ama ne olduğunu tam olarak anlatamaz. Göğsümüzde bir ağırlık, içimizde huzursuzluk, boğazımızda bir düğüm… “Neyin var?” diye sorulduğunda ise çoğu zaman verebildiğimiz tek cevap, “Bir şeyim yok” olur.
Oysa vardır.
Belki kırılmışızdır. Belki korkmuşuzdur. Belki uzun zamandır taşıdığımız yüklerden yorulmuşuzdur. Belki de birinin söylediği küçücük bir söz, geçmişten kalan büyük bir yaraya dokunmuştur.
Fakat çoğumuz duygularımızı tanımaktan çok, onları saklamayı öğrendik.
“Güçlü ol.”
“Takma kafana.”
“Boş ver.”
“Geçer.”
“Belli etme.”
Bu cümleleri o kadar çok duyduk ki zamanla kendimize de söylemeye başladık. Üzüldüğümüzde hemen toparlanmaya, öfkelendiğimizde susmaya, korktuğumuzda güçlü görünmeye çalışıyoruz.
Oysa psikoloji alanındaki araştırmalar bize önemli bir şeyi hatırlatıyor: Bir duyguyu düzenlemenin yollarından biri, önce onun ne olduğunu fark etmek ve adını koymaktır.
“Kötü hissediyorum” demek yerine;
“Kaygılıyım.”
“Kırıldım.”
“Hayal kırıklığına uğradım.”
“Yetersiz hissettim.”
“Çok yoruldum.”
“Kaybetmekten korkuyorum” diyebilmek…
Basit görünüyor, değil mi?
Ama bazen insanın kendisine söylemekte en çok zorlandığı cümleler bunlardır.
Çünkü duygunun adını koyduğumuz anda onunla yüzleşmeye başlarız. Kaçmak yerine ona bakarız. Bastırmak yerine onu anlamaya çalışırız.
Sonra kendimize ikinci bir soru sorabiliriz:
“Bu yaşadığım duruma başka nasıl bakabilirim?”
Bu soru, acıyı yok saymak değildir. Her yaşadığımız olumsuzluğa zorla güzel bir anlam yüklemek hiç değildir.
Belki yaşadığımız gerçekten haksızlıktır.
Belki gerçekten kaybetmişizdir.
Belki gerçekten kırılmışızdır.
Ama aynı gerçeğin içinde başka bir bakış açısı da bulunabilir.
Bir başarısızlık, hayatımızın tamamının başarısız olduğu anlamına gelmez. Birinin bizi reddetmesi, değersiz olduğumuzu göstermez. Bugün baş edemediğimiz bir mesele, yarın da baş edemeyeceğimiz anlamına gelmez.
Belki de kendimize sürekli “Güçlü ol” demek yerine zaman zaman şunu söylemeliyiz:
“Ne hissediyorsan önce onu anla.”
Çünkü insan her duygusunu kontrol edemez. Zaten hayatın amacı da hiç üzülmemek, hiç korkmamak, hiç kırılmamak değildir.
Asıl mesele, o duygular geldiğinde kendimizi kaybetmeden onların içinden geçebilmektir.
Bazen iyileşmenin başlangıcı çok büyük değişiklikler değildir.
Sadece durmak…
Kendimize dönmek…
Ve içimizden geçen şeye dürüstçe bir isim vermektir.
Çünkü adını koyabildiğimiz duyguyu anlamaya, anladığımız duyguyla da daha sağlıklı yaşamaya başlarız.
Belki bugün kendimize sormamız gereken soru tam da budur:
“Ben şu anda gerçekten ne hissediyorum?”
Cevabı değiştirmeye çalışmadan önce, bir kez olsun dinleyelim.
Belki içimizde uzun zamandır duyulmayı bekleyen bir ses vardır.