İlişkilerde bazen en çok zorlandığımız şey, karşımızdaki insanın neden böyle davrandığını anlamak değil, onu anladığımız hâlde neden hâlâ incindiğimizi kabul etmek oluyor.
Çünkü çoğu zaman sevdiğimiz insanın davranışlarına bir açıklama bulmaya çalışıyoruz. Geçmişte neler yaşadığını, hangi konularda zorlandığını, neden bazen uzaklaştığını ya da neden öfkelendiğini düşünüyoruz. Hatta zaman zaman onun yerine bile kendimize açıklamalar yapıyoruz.
“Çocukluğu zordu.”
“Aslında kötü niyetli değil.”
“Beni kırmak istemedi.”
“Sevgisini göstermeyi bilmiyor.”
Belki de gerçekten öyle.
Ama burada gözden kaçırdığımız bir şey var. Birinin neden öyle davrandığını anlamamız, o davranışın bizi incitmediği anlamına gelmiyor.
Bazen karşımızdaki insanı anlamaya o kadar odaklanıyoruz ki kendimize dönüp “Peki ben bu ilişkinin içinde ne hissediyorum?” diye sormayı unutuyoruz.
Oysa bir ilişkide yalnızca karşımızdaki insanın yaşadıkları, korkuları ve ihtiyaçları yok. Bizim de duygularımız, beklentilerimiz, kırgınlıklarımız ve sınırlarımız var.
Üstelik her ilişkide mutlaka birinin iyi, diğerinin kötü olması gerekmiyor. Bazen iki insan da birbirini seviyor, ikisi de elinden geleni yapıyor ama yine de birbirini incitebiliyor.
Çünkü sevgi her zaman birbirimizi anlamaya yetmiyor. Anlamak da her zaman sağlıklı bir ilişki kurabildiğimiz anlamına gelmiyor.
Çift ilişkilerinde sıkça karşılaştığımız durumlardan biri de bu aslında. İnsanlar çoğu zaman kimin haklı, kimin haksız olduğunu bulmaya çalışırken birbirlerinin ne yaşadığını duymakta zorlanıyor.
Bir taraf “Ben öyle demek istemedim.” derken diğer taraf “Ama ben öyle hissettim.” diyor.
Ve aslında ikisi de kendi açısından doğru bir şey söylüyor olabilir.
İşte tam da burada önemli bir ayrım var: Niyet başka, yarattığımız etki başka.
Sağlıklı bir ilişkide önemli olan yalnızca birbirimizi neden incittiğimizi açıklamak değil, incittiğimizi fark ettiğimizde bunun sorumluluğunu da alabilmek.
Birini sevmek, her davranışını kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Birini anlamak, kendi ihtiyaçlarımızdan vazgeçmemizi gerektirmez. Sınır koymak da karşımızdaki insanı suçlamak demek değildir.
Belki de bazen kendimize hatırlatmamız gereken şey şu:
Bir insanın kötü biri olmaması, onunla kurduğumuz ilişkinin bize iyi geldiği anlamına gelmez.
Ve kendimizi korumak için karşımızdaki insanın kötü olduğunu kanıtlamak zorunda değiliz.
Çünkü bir ilişkide karşımızdakini anlamak kadar, kendimizi de duyabilmek önemli.
Sevgilerle…