Aile terapisi yaptığım yıllar boyunca ebeveynlerden en sık duyduğum duygulardan biri suçluluk oldu. Özellikle çocukların ekran kullanımı söz konusu olduğunda… Ne kadar çabalasalar da, ne kadar bilinçli olmaya çalışsalar da pek çok anne baba içten içe aynı cümleyi kuruyor:
“Sanırım yine yanlış yapıyorum.”
Oysa tabloya biraz daha yakından baktığımızda şunu görmek mümkün: Bu suçluluk, çoğu zaman bireysel bir yetersizlikten değil, ebeveynleri zorlayan bir sistemden besleniyor. Danışanlarımın büyük kısmı ekran sürelerini sınırlandırmaya çalışıyor, çocuklarıyla konuşuyor, ebeveyn denetimlerini kullanıyor. Yani “hiçbir şey yapmayan” ebeveynlerden bahsetmiyoruz. Buna rağmen içlerinde bitmeyen bir huzursuzluk var. Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar yeterli olmadığını hissediyorlar. Burada önemli bir gerçek var: Günümüz dijital platformları, çocukların ve yetişkinlerin dikkatini mümkün olduğunca uzun süre tutmak üzere tasarlanıyor. Sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, bildirimler, sosyal onay mekanizmaları ve kaçırma korkusu… Bunların hiçbiri tesadüf değil. Tüm bu özellikler, insan psikolojisinin zayıf noktalarına hitap eden bilinçli tasarım tercihleri. Ebeveynler ise bu sistemin tam karşısında, çoğu zaman yalnız bırakılıyor. Farklı cihazlar, farklı uygulamalar, karmaşık ayarlar… Üstelik ebeveyn kontrolleri çoğu zaman ya fazla sert ya da yetersiz. Gerçek aile hayatına ve çocuğun gelişim düzeyine uymayan “ya hep ya hiç” seçenekler sunuluyor. Anne babalardan hem birer teknoloji uzmanı hem de her an sakin, tutarlı ve ideal rehberler olmaları bekleniyor. Bu beklenti gerçekçi değil.
DİJİTAL BAĞIMLILIK
Bir de ebeveynlerin yaşadığı büyük çelişki var. Bir yandan “ekranı sınırla” deniyor; diğer yandan okul, ödevler, arkadaşlıklar ve sosyal hayat ekranlar üzerinden ilerliyor. “Çocuğunla daha çok vakit geçir” çağrısı yapılırken, ebeveynlerin kendileri de yoğun, yorgun ve dijital hayata bağımlı bir yaşamın içinde. Bu koşullarda hangi kararı alırsanız alın, suçluluk kapıyı çalıyor. Araştırmalar gösteriyor ki ebeveynlerin yarısından fazlası çocuklarının medya kullanımı konusunda kendini yetersiz hissediyor. Bu kadar yaygın bir duygudan söz ediyorsak, burada bireysel bir ebeveynlik hatasından değil, toplumsal ve tasarımsal bir sorundan bahsetmek gerekir. Şunu açıkça söylemek isterim: Bu yazı “sınır koymayın” demiyor. “Ekranlar kötüdür” de demiyor. Ebeveynlerin sorumluluğunu yok saymıyor. Ama şunu söylüyor: Ebeveynler, kendilerine karşı optimize edilmiş bir sistemle mücadele ediyor. Bu yüzden zorlanmak çok insani. Bu yüzden kararsızlık yaşamak anlaşılır. Ve bu yüzden kendinizi başarısız hissetmeniz, sizin yetersizliğiniz değil. Bazen yapılabilecek en sağlıklı şey, suçluluğu biraz kenara bırakıp şu soruyu sormaktır:
“Bu kadar zor hissettiren şey gerçekten sadece benim sorunum mu?”
Cevap çoğu zaman hayırdır.