2024 yılının Ocak ayı, dünya tarihinde kayıtlı envantere geçen en sıcak Ocak ayı oldu. Şubat ayı da aynı şekilde kaygı uyandıran sıcaklık ortalama değerlerinin üzerinde seyretti. Ege Bölgesi’nde Şubat sonunda neredeyse tamamıyla bahar havası hissedilmeye devam ederken, bölgesel olarak Ardahan ve çevresinde Sibirya’dan gelen soğuk hava dalgası hayatı felç etti. Hem genel konjonktür verilerinin tümden şaştığı, hem de bölgesel farkların giderek daha fazla belirginleştiği tuhaf bir iklim sistemine girdiğimiz anlaşılıyor. Her halükarda bulunduğumuz enlemde iklim ısınıyor. Bölgede biyolojik yaşam bu ısı değerlerine adapte olabilecek mi? Pek çok canlı kış uykusuna yatamadı. Alışık olduğu dönemde filizlenemedi. Alışık olduğu dönemde polenlenemedi. Nisan’da çiçek açması gereken çoğu meyve narenciye ağacı çoktan çiçeklendi. Kış aylarında ortadan kaybolmaları gereken uçkunlar, çoğu zararlı böcekler, hava soğumadığı için ölmedi, hatta üremeye ve çoğalmaya devam etti. Değişen iklim şartları ile zirai üretim bölgeleri, ürün çeşitliliği hızla yer değiştirmek zorunda kalacak.
ESKİ MAHSULLER
Bazı yöreler artık eski mahsulleri yetiştiremeyecek. Meyve ağaçları sürekli baharı yazı yaşadıkları ve efor harcadıkları için, ya bu değişime ayak uyduracak ya da yok olup gidecek. Bilim insanları biyolojik rezervin içinde pek çok türün de bu değişime ayak uyduramayacağını ve yok olacağı öngörmekteler. Dünyamız sürekli bir değişim yaşarken, bizler halen nasıl çevremizi korumalıyız bilincinden çok uzakta, güncel hayatımızı sürdürmekteyiz. Topraktan sonra suda ve en son havada bulunduğu keşfedilen plastik partikülleri, bulutlarda ve yağmur damlalarıyla dünyanın en bakir köşelerine dahi ulaşabiliyor. Tek bir gezegenimiz var. Üzerinde yaşamın var olduğu tek planetin denklemlerini oldukça hızla bozmaya devam ediyoruz. Sekiz buçuk milyarı açan dünya nüfusu, yeryüzünü hızla tüketmekte ısrarcı gözüküyor. Doğayı, kaynaklarımızı, yaşamın devamlılığının bağlı olduğu toprağı, suyu havayı hızla yok ediyoruz. Bir yandan savaşlar, acımasızca birbirini katleden toplumlar, gelişmiş 21.ci yüzyıl medeniyetine kara leke düşürmeye devam ediyor. Diğer yanda, insanların hırsları ve tüketim toplumlarının gözü karalığı bambaşka bir savaşa doğru itiyor dünyamızı. Sürekli ve daha fazla betonlaşma, tarımsal arazileri, ormanları yok etme gayretindeyiz. Herkesin çevreyi koruma bilinci gelişmedikçe, insanlar ağaç dikmeyi hobi haline getirmedikçe bu denklem nasıl düzelecek bilinmez. En basit önlemleri almaktan dahi sakıtız. Tasarruf yapmıyoruz, sürekli tüketiyoruz. Dünya Gıda Örgütü’nün tespitleri insan olanın canını acıtıyor. Evrenimizin birçok bölgesinde açlık kıtlık devam ederken, üretilen gıdaların yüzde 30 ile yüzde 40’a varan oranda zayi edildiği gerçeği ile karşı karşıyayız. Bir yanda açlık, yokluk, diğer tarafta akıl almaz bir şekilde devam eden israf. Çevreyi korumak, bizden, bireyden başlıyor. Yaşamı korumak, yaşanabilir bir çevrede var olmak, yaşamı sürdürebilmek için her bir bireyin, hayatını tümden kontrol etmesi, yanlışlarından arınması şart. Kendimiz, evimiz, yaşam şeklimizdeki hatalar, israf etmemek, tasarrufu öğrenmek, karbon ayak izimizi kontrol altına almak ile bir ucunda başlamamız lazım. Sonra sokağımız, bahçemiz, mahallemiz. Nerede ne yanlış yapılıyorsa, mevcut yasalar çerçevesinde müdahale etmek, müdahale talep etmek, çevremiz dertlerinin bir parçası olmak, olan biten yanlışlardan kaygı duymak gerek.