Geçmişe özlem sadece sobada kestane pişirmekte değil. Bazen sokaktaki merhabada, bazen otobüsteki nezakette, bazen işyerindeki insanlıkta...

Bulmak zor elbette bugünlerde, mesela bir yemeğin tadında hissedilen nostalji fiyat listesiyle uzaklaşıyor mekanlardan. Lüks işletmeler, "Bakın bakın, ben nereye geldim!" cilerin uğrak yeri iken, esnaf lokantaları ensesi kalın dayıları ve dostlarını ağırlıyor. Adının esnaf olması yanıltmasın yani.

Zeytinyağlılarıyla, güveci, sarması hatta geleneksel tatlılarıyla küçük, temiz, sıcak, emekçinin bütçesine dost bir mekan değil artık esnaf lokantaları; adeta bir konsept, bir tema "esnaf lolantası" adı.

"Bakın bakın, ben neredeyim" cilerin geleneksel versiyonu, "Bakın biz hep buradayızcılar"ın meskeni. İş görüşmelerinin balık restoranları gerektirmeyecek samimiyetteki; ancak güç gösterisi isteyen ilişkisinin tercihi.

İsmi esnaf lokantası, müşterileri içinde esnaf yok. Çırak söz konusu bile değil ama büyük patronlar, oda başkanları, vekiller var. İş bağlantıları kurup tüm müdavimcilikleriyle yemeğin üstüne çaylarını yudumluyorlar.

Esnaf mı, sulu ve acılı ev yemeğine hasret, ekmek arasıyla öğün geçiştiriyorlar, çoğu öğün saatinden 2-3 saat sonra. Bazen çırakla bazen çoluk çocuk gidilen eski esnaf lokantalarına, buradaki samimiyete, doğallığa, haftada birkaç kez gidilebilen ekonomiye özlem duymaya devam ediyorlar.