Hatalı olmak, kimsenin istemeyeceği ama zaman zaman herkesin yaşayabileceği bir durumdur. Hepimiz hayatımızın belirli dönemlerinde karşımızdaki insanı üzüp, kırabiliriz. 
Teknolojinin geliştiği modern dünyada hayatın stresi eskiye oranla üzerimizde daha baskın bir güç oluşturmaktadır. Özellikle stres altında almış olduğumuz kararlar ve vermiş olduğumuz tepkiler neticesinde bazen ikili ilişkilerde üzücü sonuçlarla karşılaşabiliriz. Bu durumla ister yakın arkadaşımız, ister iş arkadaşımız, ister aile üyelerimiz, ister sevdiğimiz insanla olsun her koşulda karşılaşabiliriz. 
Önemli olan, hata yapmak değildir. Hata yaptığının farkında olup yapılan hatadan geri dönebilecek cesareti, erdemi ve gücü gösterebilmektir. Kendimizi her zaman kalbini kırdığımız insanın yerine koymak, empati yapabilmek ve hayata onun penceresinden bakmaya çalışmak olaylara daha üst perdeden bakmayı sağlar ve insan ilişkilerini güçlendirir. 
Fakat ne yazık ki bazı insanlar hata yaptığının farkında olmalarına rağmen adeta suç bastırıp üste çıkmaya çalışmakta, “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” atasözünde olduğu gibi haksız olduğu halde kendini haklı göstermeye uğraşmaktadır. Belki, o an için kazanmış olarak görünseler de, aslında uzun vadede kaybetmektedirler ve itici olmaktadırlar. 
 İşin sosyal boyutuna gelecek olursak, insanlarla iyi ilişkiler kurmak, aslında kişinin kendisine yapmış olduğu en büyük yatırımlardan biridir. Çünkü ilerde hangi insanla hangi şekilde ve pozisyonda karşılaşılacağını kimse bilemez. İyi bir diyalog o anlamda her şeydir. Örneğin bugün kalbi kırılan iş arkadaşınız, ilerde müdürünüz olarak karşınıza çıkabilir!
Meseleyi biraz daha özele indirgeyecek olursak, kalp kırmak sevdiğimiz insanla olan ilişkimizde de rastlanılan bir durum olabilir. Sevmişizdir birini, belki de belirli bir zaman diliminde en değerli varlığımız olmuştur. Hayat onunla daha güzeldir. Bir şeyleri onunla yapabilmek daha özeldir. Birlikte fikir alış verişinde bulunmak, yürüyüş yapmak, ortak hobileri paylaşmak her şeyden önemlisi sevgiyi paylaşmak paha biçilemezdir. 
Fakat öyle bir gün gelmiştir ki, kalbini kırmışızdır. Gereksiz kaprislerle onu canından bezdirmişizdir. Yapmış olduğumuz hatalı davranışlarla huzurunu kaçırmışızdır ya da  onu kendimizden soğutmuşuzdur. Peki bu tarz durumlarda hatanın bizde olduğunu idrak ettiysek ne yapmalıyız?
Burada şu soru devreye girmektedir. O insan bizim için ne kadar değerlidir? Onu kaybetmeyi göze alabilecek miyiz? Eğer göze alabileceksek hem duygusal hem de sosyal hayat kalitemiz bundan ne kadar etkilenecektir? Bütün bu sorulara verdiğimiz yanıt neticesinde eğer o insanı kaybetmeye gönlümüz razı olmuyorsa bu durumda o insanla olan ilişkimizi kurtarabilmek için elimizden geleni yapmalıyız. 
Klişeleşmiş cümleler, sürekli onlara maruz kaldığımızdan dolayı bizi etkisi altına alır. Bunlardan biri de “gidene dur denmez” cümlesidir. Fakat unutulmamalıdır ki;
Gitmek isteyen iyiyse, hatalı olan taraf o değilse, bir şeyler bizim çabamızla düzelecekse, gidene dur denir! Neden denmesin?