CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç hızlı başladı. Daha göreve geleli bir ay, bir hafta oldu ama hem İzmir'i dolaşıp ilçeleri tanımaya çalışıyor, hem de bir zamanlar genel sekreteri olduğu Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'a destek olmaya, kendisine yönelen eleştiri oklarına göğsünü siper etmeye çalışıyor...
Kongrede konuşma yaparken heyecandan olsa gerek bir anda yere yığılmış ve herkesi korkutmuştu...
Genç ve enerjik görünümüyle Çağatay Başkan, CHP İzmir için bir şans bana göre... Hâlbuki cezaevindeyken tek aday gösterilen Şenol Aslanoğlu'nun yerine sürpriz biçimde onun aday yapılması, CHP içinde bile "Acaba" denilerek kuşku ile bakılan bir durum yaratmıştı. Şimdi görülüyor ki endişeye hiç mahal yokmuş...
Çağatay Başkan sabah-akşam, hafta içi-hafta sonu demiyor, partisinin gündem ile ilgili fikirlerini aktarıyor, yetmiyor büyükşehir üzerinden CHP'ye yöneltilen eleştirilere cevap vermeye çalışıyor. İyi de yapıyor... Zira kentin medyası ile barışık olmayan, sırça köşkünden çıkmayan siyasetçinin görevinde başarılı olması mümkün olamaz... Koltuğa oturalı bir ayı geçen genç il başkanı, ben inanıyorum ki, karargâhtan cenk alanlarına daha çok çıkacaktır...
Buraya kadar ifade ettiklerimden Çağatay Güç'e "güzelleme" yaptığımı zannetmeyin sakın! Asıl zor bir dönem onu bekliyor. İşi harbiden soyadı kadar "güç..."
Baksanıza İzmir'de muhalefet olan AK Parti, yılların birikmiş sorunlarını gündeme getirip CHP'nin üzerine üzerine doğru gidiyor. Hem de ne gidiş. Milletvekillerinden, il başkanına, meclis grup başkan vekillerinden, ilçe başkanlarına tam bir yaylım ateşi sürüyor. Bu da demokrasinin cilvesi tabii ki...
Geçtiğimiz hafta sonu basının karşısına gecen CHP İl Başkanı'nın "İzmir'e haksızlık yapılıyor, biz üvey evlat mıyız?" sözleriyle dile getirdiği serzeniş haklı ve yerinde... Evet maalesef İzmir yıllardır üvey evlat muamelesi görüyor.
Peki bu konuda hatalı olan sadece iktidar mı? Hayır! Bu kenti yıllardır yönetenlerin, bugünlerde dillerden düşürülmeyen "inovasyon" yani bizim dilimizle "yenilenme" denilen bu kavramın yanından dahi geçmedikleri, çöpünden suyuna, imarından ulaşımına, yollarından havasına baktığınızda apaçık anlaşılmıyor mu?
YENİ DÖNEM
Şimdi İzmir'in önünde yepyeni bir dönem var. Cevap bulması gereken soru ise şu: "Cemil Tugay-Çağatay Güç ikilisi tabii ki, belediyeci kadroları ve örgütleriyle İzmir'i içine düşürüldüğü cendereden kurtarabilecekler mi? Tek dezavantaj 5 yılın 1,5 yılının bir çırpıda geçip gitmiş olması. Diliyorum ki bu sürede vaat edilen projelerin en azından kağıt üstünde olması gereken hazırlıkları yapılmıştır.
İster büyükşehir, isterse ilçe olsun belediyelerin görevi, "asgari müştereklerde yaşanabilir bir kent" oluşturmaktır. Nedir bu asgari müşterekler? Hemen sıralayalım. Kentin yolunu, asfaltını, otoparkını yaparsın, kanalizasyonu işler hale getirir, suyunu temin edersin. Çöpünü toplar, çevresini temiz tutar, parklarla yeşillendirir ve sosyal donatılarla donatırsın.
Bundan başka asli görevi yoktur belediyelerin. Kadrolarını da buna göre şekillendirmeleri, gelir-giderlerini hesap etmeleri yani kısacası ayaklarını yorganlarına göre uzatmaları gerekir. Peki bu bugüne kadar layıkı ile yapılmış mıdır? Hiç sanmıyorum...
Lafım sadece bugünün sorumlularına değil. Bu kenti, 40 yıl öncesinde "büyükşehir", yakın zamanda da "bütünşehir" statüsüne kavuştururken, gereken plan ve projelerin yapılmış olmaması veya yapılsa da zamanında hayata geçirilmemesidir...
Ondandır ki bugün İzmir ve İzmirli sancılı... Çeri-çöpü, suyu-arıtması, yamalı bohçaya dönmüş çukur dolu yolları, giderek bir keşmekeşe dönüşen trafiği ile acı çekiyor... Ötekileştiren, çaresiz bırakan siyasi taassubu da tüm bunlara eklerseniz tablo maalesef işte bu. Tabiat harikası Körfezi'nden yükselen kokuları, ölen tonlarca balığı saymıyorum bile... Zira o konuda tren çoktan kaçtı...
Şimdi anladınız mı, Çağatay Güç-Cemil Tugay ikilisinin işinin ne kadar zor olduğunu...
Bir kez daha tekrarlıyorum. Kağıt üzerinde her şey güllük gülistanlıktır... Sırça köşklerden çıkıp sahada gezmek lazım... Bunu başarana helal olsun...