Şair-oyuncu Taner Cindoruk, yeni şiir kitabı ‘Sende Kalmak’la okuyucuya bir kez daha ‘Merhaba’ dedi. Şiirindeki umut ve hüznü Ege Telgraf okuyucularına anlattı

Adana’dan yetişen son dönemin önemli oyuncularından Taner Cindoruk daima şiirle iç içe bir yaşam sürdü. Sinemada olduğu gibi şiirde de çeşitli ödüller aldı. ‘Sende Kalmak’ şairin Öteki Yayınları’ndan çıkan son şiir kitabı. Ustaların izinden giden özgün bir ses olmaya çalışan Cindoruk’a şiirindeki hüznü ve umudu sorduk. Cindoruk, “Hüzün, zaman, dünya, aşk, gece, yağmur ve benzeri kelimeler şiirlerde karşımıza çıkarlar. Örneğin zamanın yanına kuş kelimesini koyduğunuzda, zaman kuştur gibi bir anlam çıkar. Zaman yazın, yanına soluk kelimesin koyun, zaman soluk oluverir” dedi. Sözü Cindoruk’a bırakıyoruz.

-Sevgili Taner, uzun bir aradan sonra yeni şiir kitabın ‘Sende Kalmak’ ile karşımızdasın. Hayatındaki değişikliklere baktığımızda Adana’ya döndüğünü ve sanat hayatına orada devam ediyor olduğunu görüyoruz. ‘Sende Kalmak’ dosyasının oluşmasında Adana’ya dönüşün nasıl bir etkisi oldu?

Yazmaya Adana da, çocukluk yıllarımda başladım. İstanbul sürecinde, yazdıklarımı daha yakından tanıma, onlarla daha derinden yüzleşme fırsatım oldu...

Yaşam ve yüküyle kaplıdır şiirin ışığı. Şair de tanığı...

Bütün bir şiir maceramı içinde barındıran bir ıslık oldu bu kitap... Bir önceki kitaplardan seçtiklerim de var. Hoş bir derleme oldu diyebilirim... Şiir de bir bakıma bir sestir doğadan, düşle gerçeğin bir birikintisi. İnsanın öyküsüdür şiir... Dönüşün etkisi ise kültürel alanda kendine yer bulduğundan, yazı da bu serüvene kayıtsız kalamazdı. Aslında doğa da bir bakıma, kendi şiirini- sözünü- üretmiyor mu? Bir mevsim kapanırken bir yenisi açılıyor; bir çiçek, bir çocuk büyürken, bir dükkan kapanırken bir yenisi, devamlı bir akış. Onca akış içinde Türkçeyi de hayat gibi savunabilmektir amacım...

ŞİİRDEKİ HÜZÜN

Ancak ilk dikkatimi çeken “neyse ne işte canım, neticede hüzün va/ onun seferleri başka hem, onun seferleri tuzak” dizeleri oldu. İlk dizeyi, daha doğrusu “hüznü” farklı vurgulamandaki nedeni birazcık konuşabilir miyiz?

Hüzün, zaman, dünya, aşk, gece, yağmur ve benzeri kelimeler şiirlerde karşımıza çıkarlar. Örneğin zamanın yanına kuş kelimesini koyduğunuzda, zaman kuştur gibi bir anlam çıkar. Zaman yazın, yanına soluk kelimesin koyun, zaman soluk oluverir. Kelimeler dizildiklerinde zaten belli anlamlar katıyor bize... Burada bütünlük, özgünlük gibi kavramlar üzerinde durulmalı. Zaten görevi açısından anlamı yeterince belirgin. Bir de şiir yazarak üstüne, o anlamı bambaşka bir yere çekiyorsunuz. Bu da estetik değerlere götürüyor insanı. Sanatın, hayatın her alanında olması gerektiği gibi... Bütün olarak ne söylüyor şiir, buraya bakılmalı...

Hüzün şiirde, karla karışık yağmur gibidir.

Buna ek olarak, söz ve sözcüğün anlam üzerindeki yoğunluğu, etkinliği de şiirimin dolu tarafıdır diyebilirim... Tabii bunu yaparken de ucuza, soyuta, saçmaya kaymadan yapmayı doğru buluyorum. Kelimeler duyguların anahtarıdır. Şiirse açmak istediğiniz kapı. Kötülüğün karşısına ancak şiirin güzelliğini koyabilirsiniz...

A5677296 6C93 46Ed 85Be C31D7Aee905D

SUDAN KARELER’DEKİ DİZELER

-‘Sudan Kareler’ şiirinin adından da anlaşıldığı gibi ‘su’ imgesi etkin. Dizeler ilerledikçe suyun etki alanı genişliyor. Ve “bir başlardın yağmaya, bir nehir yaşlanırdı…” dizesi bence berceste olarak karşımıza çıkıyor. Bu dizede de suyun yağmur haliyle bir yatağa taşırıyorsun. Ancak, nehri yaşlandırarak yine hüzne dalıyorsun. Su imgesine bu ağır yükü vermekten başka bir seçenek yok muydu?

Şiirlerimi kurarken genelde bir duygudan yola çıkmayı ve o duygunun etrafında kelimeler örmeyi seviyorum. Malum, her şiirin bir doğası var. Her şiir bir doğa unsuru ya da... Sudan yola çıkarak demek istediğim esas şeyleri deyip sustum da diyebilirim. Bir gemi vardı onu yüzdürdüm.

Bir an vardır hani, o an donmuştur artık... Resim odur ama o donmuş, sönmüş, kalmış an... Su tam da böyle bir yerde göründü bana. Bu bir ayna da olabilirdi. Ayna su gibi akışkan değilse de, su daima ayna işlevi görülebiliyor. Hatta şairlerin çoğu şiirlerine bakınız, odaklandıkları bir yer görürsünüz hep; örneğin Edip Cansever’in ‘Masa da masaymış ha’da ki masa, Dıranas’ın ‘Kardır yağan üstümüze geceden’deki kar vesaire… -Bu arada, üstümüze yerine, üstüme deseydi şair, aynı oranda etki yaratabilir miydi, o da tartışılır-. Su imgesi, baktığınız zaman dünyanın ilk filozofu Tales’in bile zihnini epey kurcalamıştır. Üzerine yazmayı, yaşamayı sevdiğim bir kelimedir su...

Şiirde bağdaştırma ve söyleyiş şekline de önem veriyorum. Sıkı her şiirin özünde estetik var çünkü. Estetik şiirden kastım, uzunluk kısalık. Şiirin zamanlaması bile estetiğe giriyor. Bu konuyu ayrıca düşünmeyi tartışmayı yeğlerim...

GÖKYÜZÜNÜ SÜSLEYEN HER ŞEY…

-Kitap anneye ithaf edilmiş. Bir şiirde de “Münircan’a” atfını okuyorum. Sonra “annem güllerin de söküğünü dikerdi” dizesini okuyoruz. Ailenin şiirde böylece dolaşması adına neler söylemek istersin...

Doğadan bahsetmişken, aileyi ilk başa yazmalı. Aile her şey... Dikkat edin, gökyüzünü süsleyen her güzel şey aslında yeryüzünde de var...

Benden önce Behçet Necatigil vardı mesela, ev gibi, aile gibi unsurları sıkça işleyen...Şiir nereye isterseniz oraya götürür sizi. Nereye koyarsanız da o yerde kalır...Arada bir estiğiyle kalırsınız siz. Fotoğrafın diyemediği de şiirdir. Belki bir romanın iki üç cümlede söylemek istediği. İnsancıdır bendeki söz. İyi ki bir umut var dedirtiyor insana, iyi ki bir aşk var...

-Ahmed Arif’in “gün ola, devran döne, umut yetişe” dizesini konuk aldığına göre şairin ve şiirin umudundan söz etmeni isteyebiliriz sanırım.

Ahmed Arif gerek Türkçeye gerek de topluma ve hayata dizeleriyle çok güzel bir ses bir renk bir ışık bırakıp gitti. Hatta bir umut. Şiirde umut her daim olmalı Ahmed Arif de o umudun sesi hep vardır...

Taner Cindoruk, Sende Kalmak, Öteki Yayınları, İstanbul, 2025

TANER CİNDORUK KİMDİR?

1981’de Adana’da dünyaya geldi. Adana Seyhan Şehir Tiyatrosu’nda oyunculuk eğitimi aldı… Daha sonra İstanbul’a yerleşerek çeşitli TV dizi ve sinema filmlerinde rol aldı. Bir süre dublaj sektöründe çalıştı. 2011 yılında Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü ‘Çocuğa İnanmanın Sonu Yok’ adlı dosyasıyla aldı. Aynı yıl, Varlık yayınlarınca kitaplaştı. ‘Şehri Terk Eden Çocuklar’ şiir dosyasıyla, 2010’yılında Homeros Arif Damar şiir ödülü ikinciliğine lâyık görüldü. 2011 yılında Kıyı dergisinin düzenlediği Ruhi Türkyılmaz şiir ödülüne değer görüldü. 2012’ de ‘Narın Doruğuna Çıkar Beni’ adlı dosyasıyla, Ali Rıza Ertan şiir ödülünü aldı... 2016 da Chivi Yazıları yayınevinden ‘Ölüm de Yaşlanmadı Gitti’ adlı ikinci şiir kitabı çıktı. 2020 de Aga adlı sinema filminde Aga’yıoynadı. (Yön: Mevlüt Taşçı) Aynı filmle, Antakya ve Haliç GoldenhornUluslararası film festivallerinde en iyi oyuncu ödülüne layık görüldü. Aynı yıl, Ağzı Kiraz Fırtınası Kız adlı şiir dosyası Klaros yayınlarınca kitaplaştı. Şiirleri; Varlık, Şehir, Kurşunkalem, Sarmal Çevrim, Lacivert, Şiirden, Hayal, Şiiri Özlüyorum, Mühür, Edebiyat nöbeti, Sadece Şiir, Har edebiyat, Evrensel Kültür, Akköy, Kıyı adlı edebiyat dergilerinde yayınlandı. 2023’de Oya Gündüz Aksu tarafından hazırlanan 21. Yüzyıl Türk Şiiri Antolojisi’nde yer aldı. Halen yazın ve oyunculuk yaşamına devam etmektedir...