Genç sanatçı Ferhat Budak, masalların evrensel yönünün bu kültür hazinesini yaşatan en güçlü yön olduğunu söyledi ve bu kadim geleneğin daima aktarılacağının da altını çizdi

Ferhat Budak, İzmir’de ve Türkiye’nin farklı kentlerinde çocuklarla buluşan bir masal anlatıcısı. 7 ay önce yaşanan Kahramanmaraş merkezli deprem sonrasında İzmir’e gelen depremzede çocuklarla da ilgilenen bir sanat insanı. Kadim bir kültürü dijital çağın çocuklarına büyük bir özveriyle ulaştıran Ferhat Budak, kentin geleceğinde masal anlatıcılığına dair bir yer görmek istediğini söylüyor. Budak, “İzmir Masalları adı altında masal festivallerinin düzenlenmesinin yaşadığımız kent adına önemli bir kültürel etki yaratacağına inanıyorum. Böyle bir festival İzmir’e yakışır” dedi. Budak, masalların depremzede çocuklar üzerinde iyileştirici bir yönünü görmekten de mutluluk duyduğunu kaydetti. 
Sayın Budak, kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
1991 İzmir doğumluyum. Uzun yıllar kültür-sanat alanında eğitimler aldım. Aktif olarak masal anlatıcılığı ve eğitmenlik yapmaktayım. Masalları her yaş grubuna aktaran bir masalcıyım.
-Adınızın önünde "Masal anlatıcısı" yazıyor. Masal anlatmak neredeyse insanlık tarihi kadar eski. Oysa şimdi çağdaş bir meslek olarak kabul ediliyor. Bu durumu nasıl açıklarsınız?
Dediğiniz gibi masallar edebiyatın en eski ürünüdür. Bu kadar eski olmasına rağmen hala günümüzden bizlere öğretici kesitler sunuyor. Teknolojinin olmadığı dönemlerde insanların kullandığı en etkili iletişim aracıydı. Günümüzde masalın bu kadar popüler hale gelmesinde en etkili nedenlerden biri, sanallıktan ziyade doğal ve samimi iletişime duyulan özlemdir. Anlatıcı ve dinleyici arasında görünmez bir ip vardır. Anlatıcı ve dinleyici hemdem olur, aralarında sürekli bir aktarım hali mevcuttur. Bu durum oldukça büyüleyicidir. Yüzyıllar geçse de bu kadim masal kültürü her daim devam edecektir.

‘MASALLAR EVRENSELDİR’

-Bir çok olgu gibi masal anlatmak da kent yaşamına değil de kırsal hayata dair bir olgu. Oysa Türkiye'de kırsal nüfus neredeyse yüzde 10'a düştü. Masal kültürü bu kentlilik koşullarında nasıl yaşatılacak?
Masallar evrenseldir. Masalları kimlikle, bölge ile yada bir yapı ile sınırlandıramayız. Masallar hayal ürünü ve özünde "uydurma" olduğu için yaşatmak istediğimiz ve anlatmak istediğimiz her şeyi masallar aracılığıyla anlatabiliriz.
-Anadolu masalları ne denli kayıt altındadır? Bu konuda neler yapılmalı?
 İyi arşivlenmiş Anadolu masalları var ancak Anadolu masalları adı altında yapısı pek de masalın özüne ve diline uygun olmayan masallar da var. Anadolu'da zengin bir masal haznemiz vardır. Önerim; bu topraklarda yaşayan insanlarımızdan, özellikle yaşlı bilgelerimizden masallar dinleyerek bunları kayıt altına almak ve kitaplaşmasını sağlamak.

‘SANAT İYİLEŞTİRİCİDİR’

-Sizi depremzede çocuklara anlattığınız masallarla tanıdım. Halihazırda çocukların durumu nasıl ve masal dinlemek onlarda nasıl bir etki yarattı? Gözlemleriniz nedir?
Çocuklarımız çok zorlu ve travmatik bir atmosferden geldiler. Düzenlediğimiz masal etkinliklerinde çocuklarımızın acılarından bir nebze de olsa uzaklaştıklarını ve güzel hayaller kurduklarına şahit oluyorum. Hepimizin bildiği gibi sanat iyileştiricidir. Masallar da sanatın önemli bir parçası olduğu için çocuklarımıza çok iyi gelmektedir.
-Siz çağdaş anlamda masal yazılması konusunda neler yapıyorsunuz? Ve okumalarınız ne durumda?
 Masallar anonimdir, yazılamaz. Masal yazı değil sözdür. Binlerce yıl dilden dile, anlatıla anlatıla günümüze kadar gelmiştir. Okumaların sonu yoktur.

İZMİR MASALLARI FESTİVALİ

-İzmir'de masal kültürüne dair gelecekte ne görmek istiyorsunuz?
 Okullarda masal anlatıcılığının seçmeli bir ders olması gerektiğini düşünüyorum. ‘İzmir Masalları’ adı altında masal festivallerinin düzenlenmesinin yaşadığımız kent adına önemli bir kültürel etki yaratacağına inanıyorum. Böyle bir festival İzmir’e yakışır. Ve bunun hayata geçmesini diliyorum. Yeni anlatıcıların yetişmesi gerektiğini düşünüyorum.

Fatih Gezer'in yeni romanı raflarda

Son dönemlerin dikkat çeken kalemlerinden Fatih Gezer'in yeni romanı "Ruhunu Satanlar Derneği" Everest Yayınları'ndan çıktı. Daha önce, 'Suni Tebessüm" ve "Ölüler Kıraathanesi" romanlarıyla adını duyuran Gezer, yeni romanında da büyülü çarpıcı bir anlatımla yoluna devam ediyor.

"Yas tutacak vakit kalmadı.
Yazıp unutmalı ve defterimi kapatıp büsbütün unutulmalıyım.”

Onun adı Mehmet Aşçı. Kırk yedi yaşında. Her üç erkekten birinin adı ve her on kişiden birinin soyadıyla kutsanmış, alelade bir fert... Ancak klişelerin boşuna klişe olmadığı düşünülürse öylesine atanmış gibi duran bu ismin de bir sırrı var mıdır? Vedat Türkali İlk Roman Ödülü’ne layık görülen Ölüler Kıraathanesi (2020) ve ikinci romanı Suni Tebessüm (2022) ile okurdan büyük ilgi gören Fatih Gezer, üçüncü romanında unutmanın, hatırlamanın ve aşkın kimyasına eğiliyor, “zamanda asılı kalmış” benzersiz bir zihne eşlik ediyor: Ruhunu Satanlar Derneği, yalnızlıktan başka bir tat vermeyen, özel ama “lanetli” bir yemeğin trajikomik hikâyesinin etrafında, tek derdi “anlaşılmak” olan bir adamın bilincindeki dağınık uçları birbirine bağlarken bu topraklara özgü tuhaf siyaset zemininin bin bir yüzlü gerçeğine de bakıyor. Unutmanın lütfunu bilmiyor, idrak edemiyor insanlar. İstiyorlar ki, herkes onlar gibi hatırlasın, hatırlasınlar ki tarihin hafızasında unutulmaz bir yere gömülsünler. Halbuki insanları unutulmaz kılan, keşfedilmemiş sırlarla, arkalarında kocaman bir gizem bırakarak gözlerini yummalarıdır. Ben tüm sırlarımı afişe edip anlaşılmak istiyorum.