Dönüp dönüp hep aynı yere geliyoruz. İzmir’in çöpü, Körfezi’nin çamuru, kokusu ve her gün kazılıp bırakılan ve uyarmayınca da bir türlü tamir edilmeyen yollarındaki çukurlar. Bu kentte yaşayanlar ne zaman bir gün yüzü görecek merak ediyorum doğrusu.
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan bir kez daha eleştirmiş İzmir’deki CHP’li yerel yönetimleri. Hem de çöp-çamur-çukur üzerinden. Çok iyi hatırlıyorum. 2011 yılındaki genel seçimlerde miting için geldiği İzmir’de derelerin pisliğinden ve Körfez’in kokusundan dem vurarak adeta yerden yere çalmıştı kenti ve kenti yönetenleri.
Erdoğan yerden göğe kadar haklı. Bakın neredeyse 12 yıl geçmiş üzerinden. O gün doğan çocuklar bugün ortaokul seviyesine gelmiş vaziyette. Cumhurbaşkanı bu ülkede uçan kuştan sorumludur. Elbette eleştirecek ve elbette çözüm için yol gösterecek. Ama bir şartla. Bu işin sorumlularının da önünü açarak, destek vererek.
Bakın AK Parti iktidarı, çoğunluk karşı çıksa da Alsancak Limanı’nı özelleştirmek taraftarı. Bu iş için Katarlılarla anlaşıldığı iddia ediliyor. Doğrudur yanlıştır bilmem. Ama İzmir’in bu güzide limanı yıllardır ihmal ediliyor. Büyük tonajlı gemiler limana yanaşamıyor. Derivasyon kanalının açılması gerekiyor. Yerel yönetim bunu başarabilir mi? Maalesef. O zaman merkezi idare buna neden el atmıyor? Bu sayede Körfez’de sirkülasyon sağlanacak ve kokudan da kurtulacağız. Belki de eskiden olduğu gibi Karşıyaka’da, İnciraltı’nda kurulacak halk plajları ile yüzebileceğiz de.
AK Parti bugünlerde il ve ilçe yönetimleriyle, vekilleriyle de eleştiri üstüne eleştiri yapıyor. Peki eleştirmek yeterli mi? Bence değil. Tıpkı Sayın Binali Yıldırım’ın büyükşehir adaylığı döneminde ortaya koyduğu ve bir kısmı hayata geçirilebilen “35 İzmir, 35 Proje”sinde olduğu gibi ortaya somut şeyler koymak lazım. Bunu da kentin elzem sorunlarından başlayarak yapmak gerek.
Ama bu konuda en büyük handikap, AK Parti’nin İzmir’i almak istememesi. Bunu, bir süre önce partiden ihraç edilen ve şimdilerde siyaset sahnesinde görünmeyen eski bir il başkanının ağzından duyduğumda kulaklarıma inanamamıştım. Bugün o koltukta oturan Sayın Bilal Saygılı ne der ne düşünür bilemem ama, eğer AK Parti İzmir’i almak, “AK Belediyecilik” olarak adlandırdıkları yönetim biçimi ile tanıştırmak istemiyorlarsa açıkça söylesinler.
Kimsenin, ister yerelde iktidar, isterse de genelde iktidar olsun bu kadim kenti kendi başına sorunlarıyla boğuşur halde bırakmaya hakkı yok. Ben her ne kadar eleştirilse de Büyükşehir’in paralarını konserlere, çiçek, böceğe harcadığı söylense de Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tunç Soyer’in iyi niyetli olduğuna inanıyorum.
Başkan Soyer’in, Cumhurbaşkanına yazdığı mektup ve bunu kamuoyuna açıklamasının ardından, İzmir’in yatırımları için Hazine’den onay çıkmasına da çok sevindim. Bunun Sayın Cumhurbaşkanı’nın tensipleriyle gerçekleştiğine de inanıyorum. “Ağlamayan çocuğa meme vermezler” demiş atalarımız. Gerektiğinde ağlamak, yakınmak ve eleştirmek lazım. Halka üslubu ile hakaret etmeden şikayet de bir yöntem. Teşekkürler Tunç Başkan. Ve de Sayın Cumhurbaşkanım.
KÖYİÇİ PLANLARI YENİDEN
Çiğli’nin kanayan yarası Köyiçi Mahallesi’nde yapılan kentsel dönüşüm planları, hak sahiplerinin itirazları ile yeniden görüşülecek. Anlatılanlara göre olay geçmişte de olduğu gibi bir “olup-bitti”ye getirilmek istendi. İzmir’in hiçbir ilçesinde görülmemiş bir AK Parti-CHP ittifakı, Çiğli’de yaşandı. Planlar Çiğli ve Büyükşehir meclislerinden oybirliği ile geçti. Herkesi şaşırtan bu olay halktan döndü. Burada gazetemiz Ege Telgraf’ın halkın düşüncelerini aktaran haberinin de etkisinin olduğunu söylemem yanlış olmaz. Köyiçi’nde tam bir rant tezgahı kurulmuş. Vatandaşın malı elinden yok pahasına alınmak istenmiş. Çok şükür ki birileri buna “dur” dedi. Planlar revize edilirken aynı hataya düşülmemesini umarım.