Vahdettin bitti. Şeyh Sait başladı. Hain mi? Kahraman mı? Herkes işine geldiği gibi konuşuyor. İkisini de boş verin. Size tescilli bir kahramanın hikayesini anlatayım.
Hans Tröbst. 
Alman Ordusu’nda yüzbaşı. 1914-18 arası Baltık Cephesi’nde savaştı. Ve bir gün geldi o bitmez denilen savaş bitti. Almanya yenilmişti. On binlerce subay gibi onun da rütbeleri sökülmüş, dağıtılan ordudan eline 3-5 kuruş verip terhis edilmişti. Her şeyden önemlisi onuru kırılmıştı. Başta İngiltere, Fransa ve ABD olmak üzere ihtilaf devletleri Alman ulusunu küçümsüyor, Versay Antlaşması ile egemenlik haklarını tek tek ellerinden alıyordu. Üstelik Alman halkı da ağır mağlubiyetin sorumlusu olarak askerleri görüyor. Sokakta bile aşağılanmadan dolaşamıyorlardı. Oysa tüm arkadaşları gibi o da canı pahasına hem de defalarca kurşunlara göğsünü siper etmişti. Yenilgiyi ve aşağılanmayı bir türlü hazmedemiyordu. Bir sabah eline bir gazete parçası geçti. Osmanlı’da İhtilaf Devletleri’ne karşı bir direniş başlamıştı. Dünyanın tek silahlı direnişi.
Şaşırdı!
Araştırdıkça Mustafa Kemal’e hayran oldu. Bir akşam “ben gidiyorum” dedi annesine. Mustafa Kemal’in Ordusu’na! 1920 kışında düştü yola. Önce Tuna’yı geçti. Varna’ya vardı. Oradan da İstanbul. Pay-i Taht işgal altındaydı. Her yer casus kaynıyor, ortada İngilizlerin Mustafa Kemal’e suikast düzenleyeceği yönünde iddialar dolaşıyordu. Anadolu’ya asker kaçıran gizli cemiyetleri bulması uzun sürmedi. Ancak o bir Alman’dı. Casus olabilirdi. Uzun soruşturmalardan sonra nihayet “Talih” adlı gemiye binmesine onay çıktı. İnebolu’ya vardı. Karaya ayak basar basmaz eşyalarına el konuldu. Bir refakatçi eşliğinde hana yerleştirildi. Almanca bilen kimse yoktu. Bir sabah yanına genç bir adam sokuldu. Fransızca konuşuyordu.
-Ben bir Türk şairiyim dedi. Ama yalnız; küçük bir şair.
Tröbst’ün uzun süre Mustafa Kemal ve edebiyatı üzerine sohbet ettiği o şair Nazım Hikmet’ti. Dost oldular. Nazım şiirlerini okudu. O da dinledi. Alman Yüzbaşı’ya tam 40 gün sonra onay çıktı. Rütbesi geri verildi. Yoğun tipi altında 4 günde 400 kilometre yol kat ederek Ankara’ya ulaştı. Cephede en ön saflarda görev almak istiyordu. Fakat o bir Alman’dı. Esir düşerse büyük problem olabilirdi. İkmal ve demiryolu hatlarında görevlendirildi. Cepheye mühimmat yetiştirme ve depo düzeni konusunda çok başarılı oldu. Sakarya Savaşı ve Büyük Taarruz’da kritik görevler üstlendi. Zafer kazanıldıktan sonra ise kırmızı şeritli istiklal madalyası ile ödüllendirildi. Ve bir yabancı olarak İstaklal Madalyası kazanan tek kişi olarak tarihe geçti. Şimdi siz karar verin! Kim kahraman? Türk’ün istiklali için taa Almanya’dan koşup gelen elin Hristiyan Alman’ı mı? Yoksa Yunan Söğüt’te Ertuğrul Gazi’nin türbesine at bağlarken, Ermeni çeteler Erzurum’da kundaktaki bebekleri süngülerken susup, istiklal kazanıldıktan sonra dağa çıkanlar mı? Karar sizin.