Bilin İstedim: Bir cevap aramanın şiirleri

Mazlum VESEK
28 Haziran 2022

Tuğçe Yerdelen, çok yönlü bir meslektaşımız. Edebiyat, hayatının bir parçası. İlk şiir kitabı “Bilin İstedim”in adından da anlaşılacağı gibi hem şiirini hem bazı değerleri duyuran bir örgüyle karşımıza çıktı. Yerdelen ile şiirle olan bağını, şiirleri arasındaki geçişi ve neler okuduğunu yani beslendiği kaynağı sorduk.

Sevgili Tuğçe, her kitabın adının bir bildiri taşıdığını düşünenlerdenim. Senin kitabının adı da bildiri kadar bir sitemi de içeriyor. Kitabın adını belirlerken ne yapmak istedin?

Kitabın ismini belirlerken pek çok şeyi düşündüm, ilk şiir kitabım olduğu için bir nevi ilk olmasını da vurgulayarak “Bilin İstedim” ismini seçtim. Fakat aynı adı taşıyan şiiri de yani “Bilin İstedim” şiirinin ismini de vurgulamak istedim. Onun dışında da kısaca anlatmak istediklerimi şiirle anlattım ama bağıra bağıra anlatmadım. Sade ve anlaşılır olmaya çalışarak olabildiğince naif olmayı arzulayarak da kitabın ismini seçtim.

-Kitaba ad olan şiiri okuduğumda ilk sorumu doğruluyor sanırım. Yaşam ve ölüm kavramlarından günlük hayata kadar bir şeylerin birileri tarafından bilinmesini istiyorsun. Bu şiiri tamamladıktan sonraki ruh halini merak ediyorum. Bir yönüyle kitap en çok bu şiir için basılmış gibi…

Evet tam olarak hayatı, ölümü ve yaşama dair ne varsa onları yansıtmaya çalıştım. Sevgilinin güzelliğini betimlemek için kullanılan kelimeler yay gibi kaşlar, ok gibi kirpikler, aşığın ahı, aşığın gözyaşları…. gerçek hayattan sıyrılarak aşk kurgusu içine düşüyor. Klasik edebiyatta kalan şarap metaforu, güzellik ve aşk arasında kalan şiiri, ben divan edebiyatına yakıştırıyorum. Elbette aşka dair şiirler yazılmalı çünkü hayatın içinde aşkta var. Ancak akıp giden bir hayat var, herkesin hayat kaygısı, endişesi var. Çok hızlı bir çağda yaşıyoruz, bu çağa ne kadar ayak uydurduk, o konuda da endişelerim var. Değerlerimizi koruyabildik mi? Kendimize saygı duyuyor muyuz? Ya da başkalarına saygımız var mı? “Bilin İstedim” şiirinde de insanlar kendilerine bu soruları sorsunlar istedim, biraz düşünsünler ve herkes kendinde bir cevap arasın. Şiirde de iyimserliğin, huzurun, saf sevgin altını çizerken, bir de bakıyorsun etrafın gül bahçeleri ile çevrili değil. Bazıları inatla yaşadığı alanı miski amber kokusu gibi algılamaya devam etsin, ne yazık ki önüne geçemediğimiz olgular var, ölüm gibi.. Bu noktada gerçekleri tokat gibi vurmak gerekiyor.

Şiir kitabını sadece tek bir şiir için yazmadım, tüm şiirlerim birbirinden bağımsız, fakat birbirlerine de uyum içinde. Sevgili meslektaşım değerli İsmail Küçükkaya’ya imzalı kitabımı gönderdim. Sevgili Küçükkaya’da “Çalar Saat” programında kitabımı tanıtırken, “Bunu bilin istedim” diyerek, kitabın bilinmesi gerektiğini ifade etti. Sizin aracılığınızla da tekrardan İsmail Küçükkaya’ya teşekkür ediyorum.

-“Çıkmaz Sokak” şiirindeki düzenleme ya da akış bir girdapla son buluyor. Şiirin adındaki negatifliği azaltacak bir sonucu neden tercih etmedin?

Sosyoloji bölümünü okumaya başladım, okumaya da meraklı birisiyim. Okuyucularımız da bilir, sosyoloji yaşadığımız toplumu, toplumsal kurum ve ilişkileri incelerken içinde felsefeyi de barındırır. “Çıkmaz Sokak”ta da bir yanılgıdan bahsediyorum, büyük bir adanmışlıkla, tüm varlığıyla inanırken, birdenbire görüyorsun ki hiçbir şey aslında gördüğün gibi değil, görünen başka, görünmeyen ise bambaşka… Öyle bir şaşkınlık hali var ki, bedeninde de o şaşkınlık hissediliyor. Karşılaşılan durum derin bir düş kırıklığı olduğu için, pozitif bir olgu ile anlamı azaltmadım.

 

-“Çıkmaz Sokak” şiirinden bir önceki şiirin adı “Sevgilim”. Ardı ardına okunduğunda bir ironi içerdiğini bile düşünebiliriz. Şiir sırası konusunda nasıl bir yol izledin?

Tabii ironi de içeriyor. “Sevgilim”den sonra “Çıkmaz Sokak” da şiir sırasında düşünülerek yerleştirildi. Neşe ve hüzün günlük yaşamımızda en çok yaşadığımız duygulardan ikisi. Tam bizi iyi hissettirecek günümüzü güzelleştirecek bir haber, bir terfi ya da arzuladığımız ne ise onu öğrendiğimizde içimizde büyük bir neşe oluşurken, biraz sonra canımızı sıkacak yeni bir bilgi öğrenebiliyoruz. Gabriel Garcia Marquez, diyor ki: “İnsanlar plan yapar ve Tanrı onlara güler.” Bırakın hayatımızın birkaç yılını belki gün içinde birinden farklı duygulara bürünüp duruyoruz. Lakin, umudu da aşılamak istedim. “Umut” şiirimde: “Reçelli ekmeği sonrasında umut dolu bir dilim yiyordu” diyerek içimizdeki umudu her zaman korumamız, tazelememiz gerektiğini belirttim.

-“?” işaretiyle ad verdiğin kısa şiirindeyse ihtimalli bir durum var. Oysa biz okurken bilme ihtimalinin sonucunun doğru olduğunu hissediyoruz. Ne dersin?

Sokrates’in: “Bildiğim bir şey var, o da hiçbir şey bilmediğimdir.” paradoksu üzerine büyük tartışmalar yaşandı. Günümüzde de bu söz, kişisel gelişimden tutun da, okul sıralarına, çay-kahve içerken yaptığımız konuşmalara, bazen ise hararetli konuşmalarımıza taşınıyor. Milattan önce (MÖ) 400’li yıllarda söyleyen o söz, hala sıcaklığını koruyarak tartışılmaya, üstüne tezler yazılmaya devam ediyor. Ben de Sokrates’e atıfta bulundum, bir yandan da kader olgusuna dikkat çektim. Ve bu noktada us, yani akılda var, akılı da ekledim.

Bize biraz da özellikle Türk şiiriyle olan bağından, sevdiğin şiirlerden ve bunların senin yaratımındaki etkilerinden söz eder misin?

Türk edebiyatı benim için derin bir tutku. Mevlana’nın (1207-1273) “Gel gel kim olursangel/ Kafir de olsan Yahudi veya putperest de olsan gel” ile başlayan, Fuzuli’nin, (1494-1556) “Elindeki gümüş kadeh ile kırmızı renkli şarap mı? Yoksa su mu dudağının rengini kıskanarak, kırmızı yüzük taşına dönüşmüştür?” şiiriyle süren, Mahmud Abdülbaki’nin (1526-1600) “Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş” dizeleri doğrultusunda süre gelen köklü edebiyata sahibiz. Klasik edebiyattan, Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati, Milli Edebiyat…. gibi Türk edebiyatı dönemlerinden günümüze geldikçe yaşadığımız coğrafyanın ne kadar büyük ustalar yetiştirdiğini görüyoruz. Edebiyattan söz ederken, Dede Korkut’un altını çizmek istiyorum. Türk edebiyat tarihinin en büyük alimlerinden birisi olan Prof. Fuat Köprülü, derslerinde şunu söyler: “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut’u ise öbür gözüne koyarsanız, yine Dede Korkut ağır basar.” Dede Korkut, milli bir destandır. Türk kültürünün zenginliklerini, folklorunun sayısız değerlerini aktarır. Dede Korkut, dil bakımından da Türkçe’nin şaheseri olarak kabul görür. Şiir içinde öncelikle, edebiyatımıza hakim olmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü temelimiz Türk edebiyatıdır ve öz Türkçemizdir. Tevfik Fikret’in Rübab-ı Şikeste’si, Ahmet Haşim’in Merdiven şiirini, Recaizade Mahmut Ekrem’in Yadigar-ı Şebab’ı, vatan şairimiz Namık Kemal’i bilmeli ve edebi akımların ortaya çıkışı hakkında da fikir sahibi olmalıyız. Şiir, kulağa hoş gelen yahut alt alta, yan yana yazılmış kelimeler değildir. Şiir bir tarihtir. Öyle ki Sanayi Devrimi, Fransız İhtilali, savaşlar, soğuk savaş, büyük buhran gibi tüm yaşananlar şiiri etkiler. Rusya-Ukrayna savaşının da şiire tesir edeceğine inanıyorum. Bu soruya ek olarak şunu eklemek istiyorum; Türkiye Türkçemize sahip çıkalım. Bir ulusu ulus yapan değerlerden birisi dildir. Türk dilbilimci Talat Tekin, Sümerce ile Türk dili arasındaki benzerlikleri üzerine çalışmalar yapmıştır, hatta bir rivayete göre tüm dünyada ilk konuşulan dil Türk dili idi. Türkçemiz çok kıymetli, bunu unutmayalım. Gerek şiir, gerek öykü, gerekse günlük konuşmalarımızda Türkiye Türkçesi’ni kullanmaya özen gösterelim. Benim sevdam dilimiz ve alfabemiz. Alfabemiz için yazdığım şiiri, okurlarımızla armağan ediyorum:

Alfabenin ilk harfiydin sen,

“A” ile başlıyordu her şey, usulca yerini “Z”ye bırakırken,

Adlarımız, Atalarımız bize ait olan her şeyin içinde vardın,

Ömrümüzün tanımını seninle yaptık,

Kendimizi seninle anlattık,

Şimdi çok daha bahtiyarım,

İyi ki varsın alfabe.

İzmir’de yaşayan biri olarak kentin senin şiirindeki etkisi nedir?

İbrahim Şinasi, Paris’te olduğu zaman Paris’i yakından gözlemler, tiyatrolarına, operalarına gider, İstanbul’a geldiğinde de hem Paris’i hem de İstanbul’u değerlendirir. Ahmet Hamdi Tanpınar “Beş Şehir” eserinde şehirleri mekanları ve tarihçesiyle birlikte anlatırken, şehirlerin kendilerine özgü ruhlarından da söz eder. Ben de İzmir’in kendine ait aurası olduğunu düşünüyorum. Öncelikle bir metropol. Kalabalık ve gün geçtikçe kalabalıklaşan bir şehir olması beni de daha çok gözlem yapmaya sürüklüyor. Birbirinden farklı insanlar ve olaylar zihnimde yer ediyor. Elbette sadece insan değil, tabiatın da şiir üzerinde büyük etkisi var. Tabiatı seyretmek, hatta seyrettiğini aynı resim yapar gibi şiire de yansıtmak mümkün. Sokaklarda gezerken duyduğun sesleri, o seslerin iç dünyandaki yankısını da şiirle anlatabilirsin. Herkesin kendine göre bir tarzı var, bazıları odalara kapanıp konsantre olarak şiir yazmayı tercih eder, bazıları da benim gibi hayatın içinde… Galiba gazeteci olmanın avantajını şiire taşıyorum, sürekli insanlarla bilgi alışverişi içindeyim, yoğun iletişim hali de şiire etki ediyor.

Masandaki çalışmalardan ve okumakta olduğun kitaplardan söz eder misin?

Elbette söz ederim. Bir İdam Mahkumunun Son Günü – Victor Hugo, İnsan Ne ile Yaşar ? – Tolstoy, Yeraltından Notlar-Dostoyevski, Sineklerin Tanrısı William Golding, Sanat Nedir? Tolstoy, Aşk ve Öbür Cinler- Gabriel Garcia Marouez- Şiir Okulu-David Meltzer, Toplum Sözleşmesi- Jean Jacoues Rousseau, Denemeler- Michel de Montaigne, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu-Italo Calvino

Memleketimden İnsan Manzaraları-Nazım Hikmet, Semaver Sait Faik Abasıyanık, On Üç Günün Mektupları-Cemal Süreya, İçimizdeki Şeytan- Sabahattin Ali, Son Ada-Huzursuzluk- Kardeşimin Hikayesi- Zülfü Livaneli, Bir Ömür Nasıl Yaşanır?- İlber Ortaylı, Var mısın? Doğan Cüceloğlu, Cüce-Leyla Erbil, Öykünün Kedi Gözü-Semih Gümüş, Türk Hikayesi Tahlileri-Prof. Dr. Nurullah Çetin, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri-Kenan Akyüz, Servet-i Fünun’da Edebi Tenkit-Prof.Dr. Bilge Ercilasun, Çağdaş Türk Dili – Süer Eker, Üniversitelerde Türk Dili ve Kompozisyon- Rekin Ertem, İsa Kocakaplan, Osmanlı Divan Şiiri Üzerine Metinler- Hazırlayan Mehmet Kalpaklı, Türk Edebiyatının Ulus-Devlet Oluşumuna Etkisi-M. Onur Hasdedeoğlu.

Tuğçe Yerdelen, Bilin İstedim, Klaros Yayınları, Ankara, 2022

Yazın korkulu rüyası: Selülit

urdun

Kayıp Kent Petra ve Ay Vadisi’nin ışıltısıyla; Ürdün