“Hakka Sığındık” romanı ve günümüz

Mazlum VESEK
18 Ağustos 2020

Hüseyin Rahmi Gürpınar (17 Ağustos 1864, İstanbul – 8 Mart 1944, İstanbul) Türk edebiyatının en önemli romancılarından biri olarak adını tarihe yazdırdı. Denilebilir ki, İstanbul’daki yoksulluktan siyaset kurumunun yozlaşmasına, savaşların yarattığı sonuçlardan eşkıyalık olgusuna kadar her konuyla ilgilendi. Ama her romanında merkeze aldığı çizginin “aydınlanma felsefesi” olduğunu söyleyebiliriz.
“Hakka Sığındık” romanı da bu aydınlanma çizgisinin işlendiği bir roman olarak okunabilir. Ancak geçtiğimiz günlerde Everest Yayınları tarafından okuyucuyla buluşturulan özel baskısı konu itibariyle günümüz okuyucularını yakından ilgilendiriyor. Birinci Dünya Savaşı’nın ertesinde İstanbul’un yaşadığı sarsıntılara eklenen İspanyol gribi sanki günümüzün bazı fotoğraflarını barındırıyor. Korona günlerinde “sosyal mesafe” kavramını artık her gün kullanıyoruz. “Hakka Sığındık” romanında da salgına yakalanma riskine rağmen uyarıları dinlemeyen insanlar ele alınıyor. Hastalığa yakalananların evlerini ısrarla ziyaret etmek gibi. Gürpınar, bu durumu sadece toplumun umursamazlığına bağlamaz. Bu davranışın batıl inançlarla olan bağını ortaya koyar.
Selim İleri’nin doyurucu önsözünde de belirttiği gibi roman, yazarın yoksullardan yanan sınıf meselesine daha duyarlı olduğu bir eserdir. 1919 yılında ilk defa basılan kitabın içeriğinin bir asır sonra bile ne denli güncel olduğunu görüyoruz. Elimdeki baskı sadeleştirilmiş bir Türkçeyle hazırlanmış. Açıkçası kitabı okurken eski baskılardan birini de sürekli elimin altından tuttum. Gürpınar’ın özgün üslubunu takip etmek açısından meraklı okuyucuya böylesi bir okumayı tavsiye ederim.
Son notum kitabın kapağı için. Füsun Turcan Elmasoğlu’nu tebrik etmek gerek. Yüz yıl öncesinin yaşayışını temsil eden otantik kıyafetli bir kadına maske takarak iki yüz yılı bir kapakta buluşturduğu için.

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR?
19 Ağustos 1864’te İstanbul’da doğdu. Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa’nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine, Girit’te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula başladı, ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul’a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve İdadi’de okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Şeref Bey’in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye’ye girdi (1878). Okulun ikinci sınıfında iken ciddi bir hastalık geçiren Hüseyin Rahmi buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880). Kısa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi’nde memur, Ticaret Mahkemesi’nde Azâ Mülazımı olarak çalışan Hüseyin Rahmi hayatını kalemiyle kazanmaya çalıştı. 1887’de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi, ardından İkdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalıştı. İkinci Meşrutiyet döneminde 37 sayı süren Boşboğaz ve Güllâbi adlı bir gazete çıkardı. İbrahim Hilmi Bey ile birlikte çıkardığı Millet gazetesi de uzun ömürlü olmadı. Bundan sonra çalışmalarını İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine neşretti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuz bir yılını geçirdiği Heybeliada’daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Paşa Mezarlığı’na defnedildi.

Türk edebiyatının karanlık 33 yılı-8

gazetecisin-sen-hakem-olamazsin

Gazetecisin sen, hakem olamazsın