“Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın. Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır”
Bu dünyada birilerinin sizi sevmesini istiyorsanız, önce kendinizi seveceksiniz. Kendini beğenmişlikten bahsetmiyorum elbette. Demek istediğim inançlarınızla, doğrularınızla ve size iyi gelen şeyleri bilmenizle ilgili farkındalığınız.
Mesela herkesle samimi olan ya da olmaya çalışan yılışık insanların kendilerine saygısı olmadığını düşünürüm.
Birilerine duygusal ve psikolojik bağımlı olan insanların günümüz koşullarında git gide arttığını düşünüyorum. Dikkat edin bağlı demiyorum bağımlı diyorum!
Bağımlılığın her türlüsü tehlikeli, maddeseli de psikolojiği de…
Bağımlı kişilik bozukluğunu “İnsanların duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak için, başkalarına bağımlı olduğu, aşırı korku ve kaygı ile karakterize edilen bir kişilik bozukluğu” olarak tanımlanıyor. Uzmanlar; bu bozukluğa sahip kişilerin muhtaç, pasif ve yapışkan davranışlar sergilemeye eğilimli ve ayrılık korkusu yaşayan itaatkâr insanlar olduğunu söylüyorlar.
Tanrı korusun! Ne zor bir travma! Tabii durduk yerde olmuyor psikolojik rahatsızlıklar. Çocukluk ve ergenlik dönemindeki travmalarla filizleniyor.
Gerçekten çok zor. Hele kadın erkek ilişkilerinde. Bu tip insanlar bir de narsist bir kişinin eline düşerse, vay o kişinin haline! Tam bir kukla misali diğerinin elinde.
Âşık olmak güzel şey tabii ki! Büyüleyici, kimyasal bir gizemin içine düşmek! Alman psikanalist ErichFromm ‘Sevme Sanatı’ adlı kitabında, sevgi için sarf edilen birçok çabanın, kişinin bireysel potansiyelini ve kişiliğini aktif bir şekilde geliştirmeye çalışmadığı takdirde, başarısızlığa uğrayacağını söyler. Fromm’a göre sevgi; “Saygı, sorumluluk ve bilgi gerektiren bir zenginliktir. Kişinin sahip olduğu sevme kapasitesinden doğarak sevilen kişinin gelişme ve mutluluğuna yardımcı olma yolunda süregelen bir çabadır.”
Sevgi koşulsuzdur. Olduğu gibidir. Hamdır. İlişkiye başladıktan sonra birbirini değiştirmeye çalışma hali değildir.
“Evlenirse değişir” “Çocuk yaparsak değişir” düşünceleri, siz de etrafınızda tanık olmuşsunuzdur, hüsranla sonuçlanır hep!
Uzmanlar bağımlılığın üç etmenden oluştuğunu belirtiyorlar:
Takıntı veya kaygı, kontrol dışı olma hissi ve muhalif fiziksel veya psikolojik sonuçlara rağmen gerçekleşen davranışlar…
Malum kadın- erkek beyinleri ayrı. Bu yüzden duygusal ve bağlanma durumları kadınlarda daha fazla.
Ama eşini aldatıp duran adamın, kadın ihaneti öğrenip restini çektiğinde, nasıl karısına kul köle olduğunu da gülerek izlemişizdir çoğu kez. Hani şu Türk filmlerindeki Şener Şen’in oynadığı roller gibi…
Kadınlara gelince alışkanlıktan mı, bağımlılıktan mı yoksa ekonomik nedenlerden mi mutsuz ilişkilerini sürdürdüklerinin nedenini pek anlayamayız.
Kadınlar daha karmaşıklardır çünkü. Bir de düzen bozulmasın kimsenin kalbi kırılmasın düşüncesi kadınları daha bir bağımlı hale getiriyor sanırım. Düzen bağımlılığı!
Problem yaratmamak için, gerçek problemi gözardı ederiz. Sonra da his, doğallık, özgünlük belki de yaratıcılık özelliklerimizi azaltırız ya da bunlardan vazgeçeriz… Kendi his ve ihtiyaçlarımızdan vazgeçip başkalarına önem vermek! Ne büyük bir hata!
-Kırgın ya da kızgınken gülümsemek
-Başkalarının duygularını incitmemek için gerçeği saklamak
-Kendi değerlerine ters düşen davranışlarda bulunmak
-Kendini savunamamak
-Gerçek hislerini diğerlerine söylememek
-Başkalarının ihtiyaçlarını daha önde tutmak
-Kendi hayatını başkalarının programına uydurmak
-Hayatını ertelemek
-Bir kişi için tehdit olacaksa kendi başarını sabote etmek
-Düzeni bozmamak için yalan söylemek
Ne kadar da tanıdık geliyor kulağa değil mi?
Evet, aslında şöyle bir bakınca, eski insanlar, annelerimiz hep öyleydi. Ama kendileri için pek bir şey yapamadılar kısacık hayatlarda ne yazık ki. Zaten devir de değişti, insanlarda. Sık sık nankörlükle karşılaşmalarımız bu yüzden. Kendimizden fazla ödün vermekten!
Bu hayatta sevin, sevilin ama asla bir başkasının hayatını yaşamayın!
Çünkü “Hayat, kendini bulmakla ilgili değildir; kendini yaratmakla ilgilidir.” George B. Show