Önümüzdeki hafta; milletçe 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlayacağız. Milli mücadelenin 107. yılında Türkiye Cumhuriyeti nereye evrildi şöyle bir bakmak gerekir… İktidarı, muhalefeti; ülkenin neredeeeen nereye geldiğini hatırlayacak mı acaba bu bayram.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim en büyük eserim” dediği cumhuriyet, demokrasi ile yönetilir. Demokrasi ise: Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimidir.
“Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin”
Atatürk’ün ileri görüşlülüğü tartışılmaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin Önderi Mustafa Kemal Atatürk; bu sözün içeriğinde, bilimin bile liderlerin karşısında durabileceğini anımsatmış Türk Milletine…
Ama Atatürk bilimle hiç ters düşmedi. Tek adamdı ama tek adam rejimi uygulatmadı. Cumhuriyeti kurdu ve “Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir” dedi.
“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
Atatürk’ün karakterinden ipucu veren anılar, bize bazı şeyleri kanıtlar…

Hükmü kalır mı?

Mustafa Kemal İstiklal Savaşı için Anadolu’ya geçtikten ve Erzurum Kongresi’ni topladıktan sonra, Sivas’a dönmüş, orada ikinci kongreyi açmıştı. Bu sırada lise binasında yatıyor, çalışıyor, toplantılar yapıyordu. En basit ihtiyaçlarını bile temin edecek halde değildi.
Bazı geceler sabahlara kadar küçük petrol lambasının cılız ışığında çalışıp duruyordu. Bir aralık, padişahın ona, lise binasından çıkmasını emrettiğini, baskın yapılacağı, yakalanıp asılacağı hakkında haberler şehirde dolaşmaya başladı.
Mustafa Kemal’in hizmetini basit fakat temiz ruhlu fedakar bir Türk genci yapıyordu. Bu delikanlının babası gizli gizli ve sık sık oğlunu ziyarete geliyor, oğluna şöyle diyordu:
--Etme eyleme bir an önce evine dön, bugün yarın şehir basılacak! Mustafa Kemal ve arkadaşları yakalanacak!... Onlar her şeyi göze almıştır sen aileni düşün!...
Mustafa Kemal, bu geliş gidişin farkına vardı. Bir gün delikanlıyı yanına çağırdı, sordu:
-Sık sık sana gelen kimdir?
-Babam…
-Ne istiyor?
Delikanlı her şeyi anlattı.
O zaman Mustafa Kemal ona doğru biraz daha ilerledi, elini omzuna koydu ve dedi ki:
- Ben senin hizmetinden memnunum, fakat baba hakkı büyüktür. Madem ki razı olmuyor, git!
- Git, fakat babana söyle ki, vatan elden giderse evladın ne hükmü kalır?
Çaycı delikanlı, Mustafa Kemal’e hizmete devam etti… (Niyazi Ahmet Banoğlu anılarından)

Neden “Cumhuriyet Savcısı” denir?

Lozan’da doktora yaptıktan sonra Atatürk tarafından “Hukuk Reformu” yapmakla görevlendirilen Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, savcılar için “Cumhuriyet Savcısı” unvanının isim babasıdır.
Ata’nın huzurunda “Hukuk Reformu” için fikir fırtınası yapılırken, Mahmut Esat Bozkurt çok tepki alır ve sıkıştırılır.
“Neden sadece savcılara Cumhuriyet Savcısı denilir?”
Cumhuriyet Başbakanı, Cumhuriyet Müsteşarı, Cumhuriyet Valisi, Cumhuriyet Büyükelçisi olmuyor da, “Neden Cumhuriyet Savcısı?” “Savcılara neden bu kadar imtiyaz?”
Atatürk, Mahmut Esat Bozkurt’a sorar:
-Ne diyorsun?
Mahmut Esat Bozkurt’un cevabı çok net olur:
-Çünkü öyle zaman olur ki, cumhuriyeti korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, validen, büyükelçiden bile hesap sormak gerekebilir. İşte o hesabı soracak olan Cumhuriyet Savcısı’dır!..
Atatürk gülümseyerek hoşnut olduğunu belli eder ve şöyle der:
-Devam et Bozkurt!..(Ruşen Eşref Ünaydın’ın anılarından)