Bazı ilişkilerde sevgi, dengeyle değil, güçle ölçülür. Bir taraf verirken, diğeri almayı bir hak gibi görür. Sevgi göstermek yerini hesaplı bir ilgiye bırakır; duygular artık doğal akışında değil, bir kontrol aracının içinde dolaşır. İlgi, bir ödül gibi verilir; sevgiden çok, itaat beklenir. Ve en acısı, bu süreç yavaş yavaş yaşanır; kişi farkına vardığında, kendini zaten duygusal olarak bir labirentin içinde bulur. Bazı erkekler ilişkiye bir bağ kurmak için değil, üstünlük kurmak için girer. Sevmekten çok, sevilmeyi “kazandıkları” bir güç göstergesine dönüştürürler. Partnerinin sevgisini sorgular, duygularını sınar, ilgisini çekmek için tutarsızlık yaratırlar. Bir gün ilgi, ertesi gün sessizlik…
Bir gün “sen benim her şeyimsin”, ertesi gün “neden sen hiç değişmiyorsun?”

EGONUN STRATEJİSİ

Bu tutarsızlık sevgi dilinin değil, egonun stratejisidir. Ve zamanla kadın, bu ilişkide sevilmeye değil, onaylanmaya çalışan biri haline gelir.
Kendini hep “biraz daha iyi olursam, belki bu kez değer görürüm” noktasında bulur. Oysa gerçek sevgi, çaba ile sınanmaz; varoluşla kabul edilir. Ama güç dengesizliğine dayalı bir ilişkide, sevgi bir yarışa dönüşür.
Kadın, duygusal olarak aç bırakılırken, partnerinin ilgisini kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarını bastırır. Bu sessizlik bazen cezadır, bazen sınav.
Ve en sonunda kişi, “Ben neyi yanlış yaptım?” sorusuyla kalır. Oysa sorun onun yanlış yapmasında değil, ilişkinin dengesiz doğasındadır. Çünkü güç temelli bir ilişki, iki tarafın da özgürce sevemediği bir zemindir. Bir taraf yönetir, diğeri uyum sağlar. Bir taraf sessiz kalır, diğeri yön belirler.
Zamanla kadın, kendi duygularını, kendi benliğini koruyabilmek için sessizleşir. Ama sessizlik, her zaman olgunluk değildir — bazen tükenmişliğin en sakin hâlidir. Gerçek sevgi, bir güç mücadelesi değil; iki insanın birbirine alan açma halidir. Bir tarafın diğerine hükmetmediği, herkesin kendisi olabildiği yerde güven doğar. Ve güven, egonun değil, kalbin dilidir. Sevgi, “Ben senin üzerindeyim” değil, “Ben senin yanındayım” diyebilmektir. Bir ilişki sürekli senin çabanla ayakta duruyorsa,
belki de o ilişki çoktan sende bitmiş, sadece alışkanlığın gölgesinde sürüyordur. Çünkü bir bağ, tek tarafın emeğiyle değil, iki tarafın ortak niyetiyle büyür. Bazen sevgi sandığın şey, sadece kaybetme korkusuna dönüşür. Ama unutmamalısın: sevgi, korkudan değil, özgürlükten beslenir.
Korku seni bağlar; sevgi seni büyütür. Belki de kendine artık şu soruyu sorma zamanıdır: Bu ilişkiyi sevgi mi sürdürüyor, yoksa kaybetme korkusu mu?