Edebiyat denilince aklınıza ilk gelen nedir sorusuna “duygu” yanıtı verilirse buna hiç şaşırmam. Hele edebiyatın bünyesindeki en naif ama kuşkusuz biro kadar da çarpıcı etkiyi yeryüzüne taşıyan şiir, insan ruhunda açan çiçeklerin en güzeline benzerliğiyle duygu sözcüğünü daha da anlamlandırır. Abartmış olmayayım ama bence şiirin diğerlerinden farkı binlerce değişik melodiyi sözcüklerde taşımasında. Duyguları uzun uzadıya betimlemeler yerine okuyanın aklına iki üç mısrada sokup oradan da geri dönmemek üzere kalbe yerleştiren şiir, ilk mısraından son mısraına dek yeri geldiğinde insanı pembe bulutlara yollayan bir romantizm, yeri geldiğindeyse ürperten bir gerçekçilik içermesi ile ünlü. Buraya kadar tamam da şimdi bunu futbolla nasıl ilişkilendireceğiz orası biraz muamma gibi duruyor derseniz hiç telaş etmeyin. Aranan yanıt futbolun oynanış şeklinde kuşkusuz. Tarihsel periyotta bugüne değin futbol adına pek çok değişik sistem denenmiş ve bunların her bir kendi dönemleriyle sınırlı biçimde başarılı olmuşsa bile hiçbiri dağları yerinden oynatacak güce sahip olmadıkları gibi, izleyenlere kuru kuruya elde edilmiş bir galibiyet mutluluğundan fazla bir şey tattıramamıştır. Şimdi eğri oturup doğru konuşmakta yarar var. Futbolun özel yetenekli kişiler tarafından oynanması ona kendisinin dahi hayal edemeyeceği bir hava verirken, bazen tek bir şık hareketin binlerce kişiyi hayranlık nidalarıyla ayağa kaldırarak coşkuya ulaştırdıklarına tanık değil miyiz? Diyeceksiniz ki nereden bulacağız o söylediğin özel yetenekli kişileri ki izlerken herkes aynı anda coşkuya ulaşabilsin. Hem mümkün mü ki onlardan her takımda bulunsun. Haklısınız efendim ama benim kastım da zaten olayı bir kişinin yeteneği üzerinden tarif etmek değil. Yazarken aceleci davrandığımdan ötürü sizin tarafta bu yanılgı doğmuş olabilir. Benim anlatmaya çalıştığım bu oyunun bir sanat eseri kıvamında akıp gitmesi için bazen tek bazen de takım olarak yaratıcılığın doruklarını yakalamaya çalışmaktan ibaret. Bu noktada konuyu daha iyi işleyebilmek için sözcükler yetersiz kalacağından dönüp dolaşıp yine futbol sahasına inmemiz gerekecek. Günümüz futbolunda bu tür oyuncular veya takımlar sınırlı sayıda olduğundan geçmişten bugüne örnekler taşımak zorundayım.

EFSANE ES-ES

Bir dönemin efsanelerinden Es-Esleri izlemiş olanlar bilir. Kaleci Taşkın’ın plonjonla kurtardığı topu bekletmeden Kamuran’a ya da koca usta Vahap‘a, onun da hızla Koko Burhan’a ulaştırmasını takiben Koko’nun orta sahada oyalanmadan topu kanattaki Ender’in önüne yuvarlaması ve onun da bel kıran şık bir çalımı takiben yaptığı ortaya bazuka gibi vuran Fethi ya da Nihat ‘ın topu ağlarla buluşturma süresinin çok çok bir dakikanın içinde olduğunu düşünürsek, bugün aynı sürede futbol adına “hazırlık pasları” adlı kimin yazdığı belli olmayan ve topun orta sahaya 2-3 dakikada zor ulaşmasını anlatan sıkıcı piyesin sergilenmesine ne demeli. Ya bir diğer efsane Göztepe kalecisi Ali’nin topu elle oyuna sokuşunun ardından topun saniyeler içinde İngiliz Nevzat’a,ondan Gürsel Aksel ‘’e ulaşması ve koca kaptanın tribünlerden duyulan “Fevziii..” haykırışı ile birlikte 40 metreden ceza sahasına yolladığı adrese teslim pasa Türkiye Ligi’nin gol kralı buldozer Fevzi’nin havaya yükselerek çaktığı volenin ağlarla buluşmasını görmüş olanların şiir gibi futbol izlediğinin aksini kim iddia edebilir.Göztepe ve milli takımın eski kalecisi Ercan Ertemçöz “uyurken bile aynı rüyayı görüyorlardı” diye tanımlar onları. Bu konuda fazlaca düşünmeye gerek yok. Arjantin’in tangocularının, Brezilya’nın siyah incilerinin, Fransız horozlarının, İspanyol boğalarının takım, Pele’nin Maradona’nın Cruyff ‘un Platini’ nin, Ronaldo’nun, Messi’nin bireysel olarak nakış işlercesine oynadıkları baş döndüren güzellikteki bir futbolu mu tercih edersiniz yoksa sabırla rakip hatası bekleyen, oraya buraya presle insana nefes aldırmayacak biçimde rakibe top oynatmayan, kupkuru ve salt kazanmaya endeksli negatif futbol oynayan takımların futbolunu mu? Para verip gittiğiniz bir maçta gol attırmamaya yeminli insanlardan kurulu takımların oynadıkları futbol yaşamınıza hangi güzellikleri katabilir ve ruhunuzdaki hangi açlığı doyurabilir? Bakın açık söylemek gerekirse mesele salt futboldaki bu estetikten ibaret değil. Kabul, insanların yaşam mücadelesi sürerken muhtelif sıkıntılar yaşadıkları bir gerçek lakin ama bu her şeyi izah etmiyor. Yaşam öyle güzellik ve mutluluk verici anlarla dolu ki, bu konuda yol almak yalnızca bakmak ile görmek arasındaki farkı bilmekle ve biraz da insanın kendisine layık olanı inatla aramasıylamümkün. Sonsuza dek yaşanmayacağına göre,hangi koşullarda yaşarlarsa yaşasınlar, “Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş” sözünün ışığında yola çıkmış olanların hayattan daha çok keyif alacaklarına eminim. Gerçeklerin biz istemesek dahi bize hükmetmeyi sürdürdüğü bir dünyada, bari bir de bizler layık olduğumuz şeylere ulaşmanın önüne kendi kendimize engeller koymayalım. Paranın gücüne söylenecek sözümüz yok ama para dedikleri de alt tarafı bir kağıt parçası. Siz satmadığınız müddetçe, ruhunuza sarılmış yüzlerce renk ve melodi nasıl satın alınabilir ki?