Futbolun gidemeyeceği yer, ulaşamayacağı herhangi bir insan var mıdır acaba? Sanmam. Bir topun peşinden durup dinlenmeksizin oradan oraya savrulan insanlar dörtte üçü sularla kaplı dünyanın beş büyük kara parçasına yayılıp kutuplar dahil keşfedilmemiş yer bırakmadıklarına göre, futbol her yerde karşımıza çıkacak demektir. Bu gidişle suyun üzerine bile platolar konup üzerine futbol sahası inşa edilirse hiç şaşırmayınız. Uzaya giden teknoloji için bu iş çocuk oyuncağı da şimdilik kıtalarla idare ediliyor işte. Sosyolojinin uzak habercilerinden sayılan İbn-i Haldun, Mukaddime adlı eserinde yedi iklim bölgesine ayırdığı dünyada iklimin aşırı sıcak veya soğuk olmasının insan mizacını etkilediğini; ılıman bölgelerde yaşayanların daha dengeli, sanata ve siyasete yatkın topluluklar oluşturduğunu savunmuş, birkaç çağ sonra Fransız düşünür Montesquieu de paralel biçimde soğuk havanın insan vücudundaki lifleri gererek kan akışını hızlandırdığını, bunun da insanları daha enerjik, çalışkan ve cesur yaptığını, sıcak iklimlerde yaşayanların ise tembelliğe ve despotik yönetimlere daha yatkın olduğunu ileri sürmüştü. Futbol insan ve insan topluluklarına yönelik olduğundan sosyolojinin bu yöndeki tariflerini yabana atmamalı. Oynandığı kıtaların iklimleri olduğu kadar sosyo kültürel yapıları, buralarda yaşayanların neredeyse gen haritalarına zerk edilmiş durumda. Nitekim Amerika kıtasının Latin ağırlıklı olarak bildiğimiz güney kısmının, yaşam biçiminden tutun, topu oynayış biçimindeki coşkusuyla, eski dünya diyebileceğimiz Avrupa’nın berikine göre daha çok disipline önem veren kompakt futbol anlayışı karşılaştırıldığında hangisinin daha cana yakın olduğuna karar vermek zor. İlk bakışta Latinlerin tamamen tekniğe dayalı oyunlarının göze hoş gelmesi dairesinde etkileyici olduğu kabul edilse bile bir noktadan sonra kazanmaya yetmediği yakın zamandaki sayısız örnekle sabit.

ANORMAL ÖTESİ

Neymar’lı Brezilya’nın, evinde şampiyonluğu hedeflediği 2014 yılı Dünya Kupası’nın yarı finalinde Almanya’ya1-7 gibi anormal ötesi unutulmaz bir sonuçla kaybedişi bunun en açık örneği değil mi? Peki ya yaşlı kıta Asya ile henüz yeryüzünde muhteşem bir varlık gösterememiş olması hasebiyle uzak bir ada olarak kalan Avustralya’nın aksine, son dönemde parlayan yıldız olarak kabul edilen Afrika kıtasının bu iki devin karşısına giderek birkaç başlı ejderha gibi dikilmesine ne buyrulur! Yaşadıkları yerin koşullarından ötürü inanılmaz derecede atletik yapıya sahip Afrikalıların, ülkelerinin alt yapı zenginliklerini sömürenler tarafından futbol anlamında teknik olarak eğitildikten sonra dünya piyasasının ön sıralarına çıkmaları, belki de yitirdiklerini fazlasıyla geri alma adına bir rövanştır, kim bilir? Bu arada, dünyanın en büyüğü kim sorusunu kulüp ya da ülke bazında yanıtlamaya yarayan turnuvalar açısından bakıldığında,1960 yılından beri düzenlenen, Güney Amerika'daki CONMEBOL Libertadores şampiyonu ve Avrupa'daki UEFA Şampiyonlar Ligi (1992’ye dek Şampiyon Kulüpler Kupası adıyla düzenlendi) şampiyonunun arasında oynanan tek maçlı Kıtalararası Kupa’nın kazananının bu soruya yeterli cevabı verdiğini söyleyebiliriz. Ancak bununla da yetinmeyen FİFA son dönemde bir adım ileri giderek birden fazla takımın katıldığı Dünya Şampiyonlar Ligi final maçının sonucunu bu konuda en değerli yanıt olarak kabul ediyor. Ülkeler bazında ise hem fikir olacağınıza emin olduğum üzere Dünya Kupası en önemli ölçek. Yeri geldiği için söylemekte yarar görüyorum ki “Ha o kıta kazanmış ha bu kıta, ne olacak yani” sorusunun cevabını arayanlara tavsiyemiz dünyadaki tüm gelişmeleri yakından takip etmeleri olacak çünkü tarih göstermiştir ki içe kapanmış toplumların kafalarına, onların ufuklarını her konuda açmaya yetecek fikirler ekseniz dahi o fikirler zerre kadar büyümez. Başka deyişle “Coğrafya kaderdir” den yola çıkan anlayış, yönünü demokratik hukuk devletlerindeki ışıklı ortama yöneltebildiği sürece futbolun her oynanış şekli kabulümüz efendim. Öyle, “Şu mu büyük yoksa bu mu büyük” tartışmasıyla oyalanmak yerine, her yiğidin yoğurt yiyişini kendisine bırakıp işimize bakalım. Zira dünyayı tersine döndürecek bir güçve yaşamlara alabildiğine dokunabilecek yetiye sahip futbol, insanlar arasında güçlü bir iletişime ve builetişimin üreteceği dinamiklere neden olması hasebiyle, toplumları geriye değil, bulunduklarından daha güzel bir geleceğe taşıyan sihirli bir değnek.