Futbol oyununun en ilginç gösterilerden birinin adıdır turnuva. Oyun aynı oyun ama oyun anlayışları birbirinden fersah fersah uzak belli sayıda takım, ortaya konmuş bir kupayı havaya kaldırabilmek için bir araya gelip kıyasıya mücadeleye girişince heyecan katsayısı öyle yükseliyor ki buna yürek dayanması mümkün değil. Şimdi efendim, hangi futbol kültüründen geliyorsanız geliniz, önce turnuva oynamanın bir sanat olduğunu kabulleneceksiniz.Öyle benim adım şu, şöyle yıldızlarım var, ben böyle kralım, formayı sahaya bırakayım da tabelaya peşinen1-0 galibiyet yazsınlar anlamına gelen davranışlar sergilemekle kazanacağını düşünenler sadece hayal aleminde yaşayanlardır. Hele katılımcılar sahaya gökten zembille inmediklerine göre büyük küçük demeden her rakibe saygı duymanın altını çizmek gerektiğini söylemekte hiç mahzur yok. Turnuva oynamak bir sabır işidir. Böyle olduğu halde bazen büyük bilinen takımlar bile nedense üstenci tavırlara köle olarak dizilirler yeşil çimlerin üzerine. Zaferlerle dolu futbol geçmişlerini omuzlarına parıltılı apolet olarak takmış olduklarından, bambaşka duygularla sahaya dizilen rakiplerin gözlerindeki azmi, hırsı ve futbol açlığını fark edemezler. Büyük olarak bilinmenin verdiği bilinç altı böbürlenme onları öyle derin yanlışlara ve dahi yenilgilere taşır ki, bu durum onların sahadan ayrılırken yüzlerinde görülen şaşkınlık ifadelerine net biçimde yansır. Turnuvayı uzun soluklu bir mücadele hatta deyim yerindeyse bir maraton gibi tasvir ettiğimizde bunu idrak edebilmiş olanlar yönünden herhangi bir sıkıntı olmadığı kesin. Zira herkesçe bilinir ki aklın gereğini içselleştirebilmiş olanlar her zaman için kazanmaya en yakın olanlardır. Turnuvalarda genelde birbirinden farklı hatta bazen çılgın diye tabir edilebilecek futbol anlayışları çarpışmaktadır. Burada bazen şans bazen dış koşullar sonuca bir şekilde etki etse de, final günü geldiğinde suyun hep aktığına ve bir şekilde yolunu bularak hak edenlere arzuladıklarını verdiklerine şahit oluruz. Bu süreçte, nefesi sona dek yetmeyenlerin günlük başarıları, her birinin tarihinin “önemli günler “sayfasına büyük harflerle yazılsa bile sonraki nesle bir miktar hazdan öte bir şey bırakmaz.

İDRAK ETMEK

Oysa sürdürülebilirliktir esas olan ve bu da sınırlı bir zaman diliminde yaşanacaklara kafaca hazırlanmanın önemini idrak etmekten geçmektedir. Makulü normalde aramaktan başlayarak bir sonraki adımı atabilecek imkânı yaratmak, turnuvanın temel taşlarını oluşturur ki, siz önünüzdeki azgın sular üzerine atacağınız o taşlara basa basa bir sonraki aşamaya geçebilesiniz. Her şey sizin kafanızdakilerden ibaret değildir çünkü. Karşınıza dikilenlerin de uzaylı değil insanoğlu olduğunu, teorik ve fiziksel anlamda çok ama çok çalışmış olabileceklerini hesap etmelisiniz. A planının, olmadı B planının ve hatta oyunun gidişatına göre sayısız değişim yaşama ihtimalinin bulunduğu bir yerde, siz olayı topu topu bir iki varyasyon, bir iki değişiklik ve kuru gürültü nitelikli demeçlere indirgerseniz, başarı denileni ayağınızın bastığı yerde değil, ancak ve ancak gökyüzündeki pembe bulutların arasında görürsünüz. Bu nedenledir ki rakip ceza sahasına doğru hilal şeklinde dizilen bir ekip olarak gençlik avantajınızla hızlı oynayıp kaleye göndermeniz gereken bir topu, işbu hilalin uçları arasına gerilmiş bir beşiğe koyarsanız, elbette istediğiniz sonucu elde edemezsiniz. Hele bu beşiği bir sola bir sağa sallarken : “Dandini dandini dastana, danalar girmiş bostana diyerek” rakibi uyutacağınızı zannediyorsanız aslında rakibinizin de istediği üzere sadece topu uyutmuş olursunuz. Kaldı ki, sizi bu ninniyi öğrenecek kadar iyi etüt etmiş olan rakibinizin çok ince bir satranç hamlesine kurban gidebileceğinizi hiç hesaplamamışsanız eğer, eh döner dolaşır “ nasip değilmiş” cümlesinin arkasına saklanmaktan başka bir çare bulamazsınız. Hâlbuki nasiptir nasip olmasına da, hak etmeden nasibe yönelmek de biraz anlamsız bir beklenti olsa gerek. Özetlersek, turnuvada temel kural kazanamayacağınız bir maçı asla kaybetmemektir. Başka deyişle işin özü her maçta önce puan almak, sonra da gelinen duruma göre strateji geliştirmekten ibarettir. “Futbol on birer futbolcudan oluşan iki takım ve bir topla oynanan, genelde Almanların kazandığı bir oyundur” cümlesi ne denli abartılı olsa da içeriği itibariyle bünyesinde taşımaktan bıkmadığı ince bir disiplin ve bilinci anlatır bize. Ne denli yetenekli oyunculara sahip olursanız olun, işin içine akıl girmedikçe, ne futbol ve ne de hayat şans tanır insana. Aksini söyleyecek olanlarınız şöyle biraz beri gelsin lütfen. Hayal gemimiz siz değerli izleyicilerimizi, bu akşam sahil evleri Rüyam açık hava sinemasında otuz iki kısım tekmili birden oynayacak olan “Bugün aslında dündü” adlı filme ücretsiz taşıyacak efendim.