Yaşamın her günü birbirinden farklı çatışmalarla geçiyor. Biri bitmeden diğeri derken bir de bakıyorsunuz ki hepsi birden sizi bulmuş. Böyle bir halde doğallıkla bunalıyor ve kendinizi, canınızı yakmaktan hiç çekinmeyen bu dikenli çemberin dışına nasıl atacağınızı düşüne düşüne bir hal oluyorsunuz. Gerçek dünyada gözünüzün yaşına bakacak kimse olmadığından ötürü de epeyce yalnız kalıyorsunuz elbet. Buna rağmen, bazen bir el uzanıyor size, etik değerlerin dahi üzerinde bir duruşla. “Ben” diyor usulca kendisini işaret ederek ve ekliyor: “Benden kaynaklı, benim hatam”. O an bir şeyler alabora oluyor çevrenizde ve iyi düşünmeye olan inancınız yeniden canlanıveriyor dimağınızın sisle kaplı köşelerini dağıtan koca yürekli bir rüzgarla. Ve birden anlıyorsunuz çok sevilen bir şiirin son mısrasından yansıdığı gibi “gökyüzü zaman zaman kararsa bile asıl rengi mavidir. ”Bu sabah haftalık köşe yazımı hazırlamak için klavyenin tuşlarına dokunduğumda yukarıdaki satırların benden habersiz sizlerle buluştuğunu fark ettim. Sözcükler öylesine ön almışlardı ki ben de pek itiraz edemedim doğrusu yazılanlara. Ağır ağır tekrar okuduğumda bunların yaşam kitabımızda az rastlansa da altının çizilerek okunması gereken fair-play”e dair duyguları anlattığını gördüm. Adil oyun ya da dürüst oyun olarak dilimize çevrilebilecek bu sözcük diziminin ruhunda büyük bir alçak gönüllüğün yanı sıra kurala ve rakibe saygı, eşit şartlarda yarışma isteği barındığı bir gerçek.

KEMALE ERME

Sadece futbolda değil sporun her alanında geçerli olan “dürüstlüğü kendisine şiar edinme”den öğreneceğimiz çok şey var. İnsanoğlunun kişisel çıkar ve hırslarını bastırarak adım adım yürüyeceği yaşam yolculuğundaki “kemale erme” sürecinde en büyük yoldaşı olan dürüstlük, fair -play ile neredeyse iç içe geçmiş olduğundan her sporcunun bu kavramı muhakkak içselleştirmesi gerekiyor. Fair- Play’e örnek mi? Bir değil binlerce var, hangisini anlatayım. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi tarafından 1982 yılında ilk kez verilen fair-play ödülüne layık görülen Varol Hepaguşlar adlı duyma ve konuşma engelli yelkencimizin, Balkan şampiyonasında parkuru şaşırarak yanlış yöne sapan Yunanlı rakibini yarışı kaybetme pahasına doğru yöne çevirmek için mücadele etmesi insanın gözlerini yaşartmıyor mu? Keza Konya Amatör Küme’de 0/1kaybettikleri küme düşme maçında, topu kendi kalesinin gol çizgisini geçmesinden sonra çeviren, ancak hakemin görmediği için doğal olarak vermediği golün nizami olduğunu hakeme bildiren Derbentspor’lu İsmet Karababa’ya Dünya Fair- Play büyük ödülünün verilmesi boşuna değil. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Boş pozisyonda gol atabileceği halde, yerde yatan ağır derecede sakatlanmış rakip oyuncuyu görüp topa basan ve hakeme işaret eden ya da takımı lehine haksız verildiği sabit olan penaltıyı dışarıya atan yüksek sporcu ahlakına sahip futbolcuların fair -play ruhunu en iyi şekilde içselleştirdikleri ve bilmeyenlere anlattıkları ortada. Kalbi taşlaşmamış herkesin mutlaka onaylayacağı bu hareketler şüphesiz insanı insan kılan yanlarıyla baş tacı edilmeye değer. Yalnız tüm bu güzelliklerin varlığı, pencerenin öbür yanında durup bu duygu yüklü anları dahi alaya alan kimliklerin varlığını ortadan kaldırmıyor elbet. Kazanma adına, hak içerip içermediğine bakmaksızın her fırsatın peşinde koşanların dünyasında şu anlatmaya çalıştıklarım size çocuksu ifadeler içeriyor gibi gelebilir ancak fair-play ruhu ne kadar çok insanın belleğinde yer bulursa, dünyamız o denli güzelleşecek inanın. Yoksa yaşam hangi bedele mal olursa olsun sadece kazanma- kaybetme yahut yöneten- biat eden ikilemlerini içeren bir yol olarak kaldığı sürece, bu yolda yürüyen mutlu insan sayısının mutsuz olanların kat be kat gerisine düşeceği aşikâr. Bu çıkarımım sizi şaşırtmasın. Yaşadığımız çağda ne kadar çok mutsuz ve çaresiz insan varsa, bunun “düzen” denileni olumsuz yönde etkileyeceği ortada.Bu yüzden ben mutlu insan sayısının artmasının dengenin oluşumuna önemli katkı koyacağını düşünüyorum.Malumunuz tahtıravelli denilen oyunda bir taraf sürekli havada kaldığı sürece oyun asla bitmez.Buradan hareketle diyeceğim odurki , artan mutlu insan sayısı, “denge” yi oluşturmak suretiyle hiçliğin kapılarını bir şekilde kapatacaktır efendim. Nasıl mı? Tıpkı yerde acıyla kıvranan Aston Villa’lı oyuncuyu görmezden gelerek golü atan oyuncusuna kızıp, bu golün santrasının akabinde oyuncularına beraberlik golüne izin verilmesini söyleyen Leeds United’ ın teknik direktörü Bielsa’nın davranışında olduğu gibi. Tıpkı sakatlık nedeniyle 10 kişi kalan ve oyuncu değişikliği hakkı bulunmayan rakipleri Eskişehirspor’la eşit şartlarda mücadele etmek için bir arkadaşlarını oyundan çıkarıp 10 kişi oynamaya devam ederek Dünya Fair Play ödülüne layık görülen Fenerbahçe’nin yüce gönüllü U-15 takımı oyuncularının yaptığı gibi. Tıpkı yüreğinde insan sevgisini önceleyen her kişinin, neye mal olursa olsun haksızlığa uğrayanın yanında korkmadan durabildiği gibi.