Sinema dediğimiz olgunun geçmişi, bilindiği üzere yüz yıl önceye gitmemektedir. Sinema, bulunduğundan itibaren çok çabuk bir gelişme göstermiştir. XX. Yüzyılın başlarında, iki Fransız fotoğrafçısı Lumière kardeşlerin yarattığı sinema, daha ileride İtalyan sinema yazarı R. Canudo'nun ifadesiyle yedinci sanat adını alacak ve büyük bir gelişimin içerisinde bugünlere kadar gelecektir. Dünyada bugün sinemanın yaygın bir sanat dalı olduğu ve insanlar üzerindeki büyük etkisi herkesçe kabul edilmektedir. Günümüzde sinema etkin bir kitle iletişim aracı olarak, tüm insanlar üzerinde önemli etkileri olan ve büyük kesimi ilgilendiren bir sanat dalıdır. Teknolojisiyle, yönetmeniyle, sanatçısıyla tüm dünya üzerinde sinema bugün büyük bir endüstri haline dönüşmüştür. Kısacası, sinema dünyamızda işgal ettiği konumla, çağdaş bir sanat dalı olma niteliğini kazanmıştır. Sansür olayı da, sinemanın doğumunu takiben ortaya çıkmıştır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri'nde daha 1910'larda yani sinemanın doğuşundan henüz onbeş yıl sonra çeşitli eyaletler değişik sansür uygulamaları başlatmışlardı. Daha sonra, bu uygulama geliştirilmiş ve 1930'larda, Amerikan Yapımcılar ve Dağıtımcılar Birliği Başkanı W. Hays'in döneminde hazırlanan "Hays Yönetmeliği" ile geniş ve kapsamlı bir sansür uygulaması başlamıştır. Avrupa'da da sansür uygulamasına 1912 tarihinde geçilmiş, daha sonra da Fransa ve diğer ülkelerde de bu uygulamaya başlanmıştır. Ülkemize baktığımızda, epeyce eskiye giden bir sinema geçmişimiz var. Genellikle kabul edilen ilk Türk filmi, 1914'te Fuat Uzkınay tarafından çekilen belgesel film olduğuna göre, sinema tarihimiz yetmiş yıl önceye kadar gitmekte. Her ne kadar, ilk Türk filmini Uzkınay'ın çektiği konusunda kuşku ve tartışmalar var ise de kuşkusuz ülkemizdeki sinema olgusunu XX. yüzyıl başlarına kadar götürmek imkânımız mevcuttur. Ülkemizde de, sansür konusunda yabancı ülkelerdeki gelişme aynen ortaya çıkmış ve daha 1919 yılında kendini göstermeye başlamıştır. 1930'lara kadar, bu konuda özel hükümler konmamış ve sansür yetkisi her ilde valiyi temsilen yerel polis tarafından kullanılmıştır. Daha sonra yeni yasal düzenlemelerle uygulama genişletilmiş ve çeşitli kanun ve tüzüklerle sinema filmlerinin sansürü uygulaması günümüze dek süregelmiştir. Biz bu incelemede, film sansürü hakkında genel bilgilerle, Türkiye'deki film sansürü ile ilgili ayrıntılı bilgiler olmak üzere iki yönlü bir açıklamada bulunacağız. Bu arada, 1982 Anayasası'yla
getirilen düzenleme ve 1983 tarihli yeni Sansür Tüzüğü de incelememizin büyük bir kısmını oluşturacaktır.
II - FİLM SANSÜRÜ NEDİR?
Sansür kelimesi, dilimize Fransızcadan geçmiş bir kavramdır. Kelime, değerlendirmek, vergilendirmek anlamında kullanılan Latince fiil censere'den türemiştir. Türkçe Sözlük, sansür kelimesini her türlü yayının, sinema ve tiyatro yapıtlarının hükümetçe önceden denetlenmesi işi, yayın ve gösterilmesinin izne bağlı olması, sıkıdenetim şeklinde tanımlamaktadır. Meydan Larousse da, biraz önceki tanıma benzer bir tanım vermekte ve sansür kelimesini şöyle tanımlamaktadır: "Her türlü yayının (özellikle basın organlarının), sinema ve tiyatro eserlerinin hükümetçe önceden denetlenmesi işi; yayının ve gösterilmelerinin izne bağlı olması". Bir sinema yazarımız, kavram için denetleme karşılığını kullanmakta ve şöyle demektedir: "Bir filmin yürürlükteki yasalara aykırı yönü ya da sakıncaları olup olmadığını anlamak amacıyla, kamuya sunulmadan önce, ilgililerce yapılan inceleme" . Geniş anlamda yapılan bir tanımlamayla sansürü, her türlü yayın üzerindeki önleyici devlet kontrolü olarak anlamak mümkündür. Kavram, dar anlamda kullanıldığı takdirde, sinema filmleri üzerinde, devletçe her aşamada yapılan inceleme olarak anlaşılmak gerekir. 1982 Anayasası'nın 28. maddesinde sözü edilen sansür ile 23.8.1983 tarihli sansür tüzüğünde ifadesini bulan filmlerin denetimi kavramı her anlamda sinema filmlerinin sansürü olarak değerlendirilmelidir. (DEVAM EDECEK)