Hayri Caner, 1936’da İstanbul’da doğdu. Lise eğitiminden sonra Çapa Eğitim Enstitüsü’ne devam etti. İdeali öğretmen olmaktı. Edebiyat dergisi çıkarmayı planlayarak iki arkadaşı ile birlikte birikimlerini bir araya getirmiş ve topladıkları paranın bir bölümü ile kitap satın alıp köylere göndermiş, okuma odası ve kitaplık açılmasına idealist adam olarak öncülük etmiştir. En büyük destekçisi hayatta annesiydi. Eğitim hayatını yarıda bıraktı. Çeşitli işlerde-semt pazarında su satmak, simit satmak, berber çıraklığı, avukat katipliği gibi işler - çalışmak zorunda kaldı.1954’de yönetmenliğini Tarık Buğra’nın yaptığı Türkiye Spor Gazetesi’nde ünlü isimlerle ropörtajlar gerçekleştirdi. Gözü gönlü hep sinemada olduğundan rejisör Halit Refiğ’in önerisiyle Akşam Gazetesi’ne geçti. Sinema yazılarına 1959’da Şükran Kurdakul’un çıkardığı Yelken Sanat dergisinde devam etti. Hayatının sonuna kadar sinemayla ilgisini sürdürdü. Çeşitli sinema dergileri de yayınladı. İstanbul’da “Sinema Sanatı”,”Akademik Sinema “ (6 sayı) ,”Sinema Ekspres”, “Film Market” isimli dergileri yayınladı. Türk sinemasına bu yolla önemli katkılar sağladı. Film Market adlı dergiyi Londra’da çıkardı. Yazı kadrosunun İngiliz Sinema Okulu öğrencilerinden oluşturdu. Derginin 2.sayısını Cannes Film Festivali’nin düzenlendiği tarihe denk getirerek ülkesinin ve derginin tanıtım ve reklamı amacıyla bin tanesini ücretsiz dağıttırdı. Hayri Caner, Türk Sineması’nda esasen bir karakter oyuncusuydu diyebiliriz. Sinemaya 1961 yapımı, Metin Erksan’ın yönettiği “Mahalle Arkadaşları” ile adımını attı. Kısa zamanda sempatik kişiliği, gülümseyen yüzü ve oyuncu yeteneği ile aranılan oyuncular arasına girdi. Sinemada 101 filmde ve TV dizisinde oynadı. Bir gazetenin magazin eki için fotoroman çekmiş ve rejisörlüğünü yapmıştır. Hayri Caner bu arada Yeşilçam’ın auteur yönetmeni Metin Erksan hayranıydı. Onun sinema dilini ve felsefesini savunmuştur. 1968’de Ajda Pekkan’ın rol aldığı “Zehirli Hayat” filminde Ajda Pekkan’ın filmi yarıda bırakıp gitmesi üzerine zor durumda kalıp intihara teşebbüs etti. 1970’de “Yeşil Gözlü Melek “ romanını yazdı. Bir rivayete göre, roman Caner’in kalbini açtığı fakat karşılık göremediği bir sinema oyuncusu güzel kadını anlatmaktaydı. 1995’de Yeşilçam anılarının ve çeşitli gazetelerde yazdığı film eleştirilerini “Yeşilçam Filmleri-Türkan Şoray’ın Kucağındaki Ölü Martı” başlıklı kitabında topladı. Sanatçı aslında Yeşilçam’ın çok yönlü kıymeti bilinmeyen isimsiz emekçilerindendir. O sadece bir oyuncu değil, senaryo yazarı, yönetmenlik, yapımcılık yapmış, gazete ve dergilerde sinema üstüne yazılar yazmış, sinemanın her şeyini derinlemesine tanıyan bir kimliği olan,ismi çok da hatırlanmayan kahramanlar sınıfındandır desek yanlış olmaz. Hayri Caner Sosyete Şaban’da Kemal Sunal’ın yakın adamıdır, Tarzan Rıfkı’da mahalle sakinlerinden biridir, Orta Direk Şaban’da çaycı rolündedir. Hiç başrol oynamamış olan Hayri Caner yardımcı karakter rolünün tam adamıydı denebilir. Ufak rollerin, kısa süreli görüntülerin insanıydı. Özel hayatını düzene sokamadığından sinemadaki başarısı da sınırlı kalmıştır. Yeşilçam emekçilerinin
birçoğu gibi alkolizm sınırlarında dolaştı. İçki alışkanlığı çoğu kez mesleğini yapmasına engel olmuştur. Bu durumu onun sanatını takdir eden film sektörü sahiplerinin sunabileceği iş fırsatlarını kaçırmasına neden olmuştur. Annesini kaybettikten sonra hayatı daha da kötü gitmeye başlamıştır. Bekar odalarında ,soğuk gecekondularda, kötü otel odalarında barınmaya devam etmiştir. 1998 mayısında aşırı alkol almaktan dolayı sarılık ve siroz teşhisi konmuş ,üç gün yoğun bakım sonrası vefat etmiştir. Yaşamının son döneminde 2 sinema kuruluşu SESAM ve SODER’in olumlu çabalarını anmak gerekir. Hayri Caner son tahlilde senaryolar yazmış, film yönetmiş, yazılar yazmış, sinema dergileri çıkarmış, aktörlük yapmış ama daha çok sefaleti, intihara meyli ve mutsuzluğuyla hatırlanan,unutulmaz bir Yeşilçam ustası olmuştur.