İzmir’de yeni dönem belediyeciliğin tabelası asılı sanki: “Geçmiş yedi, biz ödüyoruz.”
Fıkrayı bilirsiniz… Karnı aç bir vatandaş, “Sen ye, torunun ödesin” yazan lokantaya girer, güzelce karnını doyurur. Çıkarken torunun adresini verir. Tam rahatlayacakken önüne bir hesap pusulası konur. Meğer o pusula, dedesinden kalma borcun hesabıdır. “Senin yediğini torunun ödeyecek ama deden de burada yemişti, onun hesabını da sen ödeyeceksin” denir.
İzmir’de yeni CHP’li belediye başkanlarının durumu da bu fıkradan pek farklı değil.
Seçim bitti, koltuklara oturuldu. İlk icraat ne? Hizmet mi? Proje mi? Kent vizyonu mu? Hayır…
Basın toplantısı, sunum dosyası, rakamlar ve aynı cümle:
“Geçmiş dönemden enkaz devraldık.”
Borçlar, usulsüzlük iddiaları, bitmeyen projeler, yanlış ihaleler… Anlat anlat bitmiyor. Anlatıldıkça da fıkradaki lokantanın kapısı yeniden açılıyor.
Ama burada küçük bir sorun var.
O lokantada yiyen aynı aile.
Dede kim? Baba kim? Torun kim?
Hepsi aynı soyadını taşıyor. Menü değişmiş, garson değişmiş, masa örtüsü yenilenmiş ama mutfak aynı.
Vatandaş soruyor haklı olarak: “İyi de siz yıllardır bu lokantanın mutfağındaydınız. O yemekler pişerken neredeydiniz?”
Yeni başkanlar bugün garsonun elindeki hesap pusulasını gösterip, “Bu borç bize ait değil” diyor.
Ama seçmen hatırlıyor: Dün mecliste el kaldıran da sizdiniz, Bütçeye onay veren de, Projeyi başlatan da, ‘Sorun yok’ diyen de…
Şimdi vatandaş masaya oturmuş bekliyor. Hizmet bekliyor. Ulaşım, temizlik, sosyal destek, kent estetiği bekliyor.
Ama önüne sürekli aynı pusula bırakılıyor: “Geçmişin borcu.”
Fıkrada işin ironisi şuydu: Torun, dedesinin borcunu ödemek zorunda kalmıştı.
İzmir’de ise torunlar hâlâ dedeyi anlatıyor, Ama kasaya elini atmıyor.
Oysa seçmen, “Kim yedi?” tartışmasını değil, “Kim ödeyecek, kim düzeltecek?” sorusunun cevabını istiyor.
Çünkü bu şehir artık fıkra dinlemek istemiyor. Lokantadan doymadan kalkan bir İzmir var.
Ve tabelada hâlâ aynı yazı asılı: “Geçmiş yedi, bugünün İzmirlisi ödüyor.”