Kahve… Sadece bir içecek mi? Asla! Kahve, kokusuyla güne anlam katan, sohbetiyle dostluğu pekiştiren, falıyla geleceğe göz kırpan, hatta bazen dertleri bile unutturan sihirli bir ritüel. Hele de Türk Kahvesi… Öyle ayaküstü içilmez, aceleye getirilmez. Ona zaman ayırmak, ona hak ettiği saygıyı göstermek gerekir.
Biz Türkler’de kahve içmek, su gibi içip geçilecek bir şey değildir. O, bir tören, bir gelenek, bir sanattır! Sabah kahvesi, öğleden sonra keyif kahvesi, akşam yemeğinden sonra sindirim kahvesi… Duruma göre adı da değişir, anlamı da. Ama ne olursa olsun, her fincanın içinde samimiyet, muhabbet ve biraz da nostalji vardır.
Türk kahvesi, düdüklü tencerede kaynatılmaz, çaydanlıkta yapılmaz, şipşak karıştırılmaz! O bir sanattır ve ustalık ister. Önce soğuk su ölçülür, cezveye eklenir. Şeker miktarı ayarlanır. Kahve ağır ateşte yavaş yavaş pişmelidir. Çünkü acele edenin kahvesi köpüksüz olur. Eh, köpüksüz kahve de olur mu hiç?
Ve en önemli detaylardan biri: Kahve, içerken höpürdetilmez! Bu, büyük bir kahve ayıbıdır. Yavaş yavaş, keyfine vararak içilmelidir. Ritüeller, ritüeller, ritüeller… Osmanlı’da bir misafire "Aç mısınız?" diye soramayan ev sahibinin, misafirine su getirdiğini unutmayın! Eğer misafir suyu hemen içerse, "Evet açım" demek olur ve hemen sofra kurulur. Eğer suya dokunmazsa, "Yok, tokum" anlamına gelir. Bakın işte, kahveyle birlikte kültür nasıl iç içe geçmiş!
DOSTLA İÇİLENİ
Kahvenin yalnız içileni de vardır ama asıl güzeli, yanında dostlarla olanıdır. Kahve içerken yapılan sohbetlerin konusu sonsuzdur: Günlük meseleler, geçmiş anılar, gelecek planları, bazen de biraz dedikodu... Kahve sohbeti, lafın lafı açtığı, kahkahanın su gibi aktığı, bazen de sessizliklerin en anlamlı olduğu bir andır. Kahve içerken herkesin bir tarzı vardır. Kimi kahveyi köpüğünü bozmadan içer, kimi fincanı elinde çevirerek yudumlar. Kimi ağır ağır keyfini çıkartır, kimi bir an önce bitirip fala geçmek ister. "Sana bir yol görünüyor" cümlesi, her kahve falının olmazsa olmazıdır. Hatta "Burada bir kısmet var ama biraz kapalı" denildiğinde, mutlaka fincan sahibi "Aç o zaman!" diyerek kahkahalar atar.
Ve unutmayalım ki, kahve sadece içilmez, dinlenir! “Sessizliği bile güzeldir” derler ya, işte Türk Kahvesi tam da böyledir. İçerken düşüncelere dalarsınız, anıları hatırlarsınız, belki de ufak bir huzur molası verirsiniz. Türk Kahvesi içmek için bahane aramaya gerek yoktur. Bir dost ziyareti, bir iş molası, bazen de sadece kendinle baş başa kalma anı… Hepsi kahveye eşlik edebilir. Kahve, sadece bir içecek değil, bir ruh halidir. O yüzden fincanınızı alın, kahvenizi pişirin ve yanınıza en sevdiğiniz dostu çağırın. Biraz kahve, biraz sohbet, biraz kahkaha… Hayatın en güzel anları işte burada saklı. Ve unutmayın, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır, bu yüzden içerken hakkını verin!