İzmir yıllardır kuraklık yaşıyor, yağmur yüzü görmüyordu. Tarlası takkası, ovası dağı kurumuş, ekini yeşermez, çeşmeleri akmaz olmuştu. Kentin çeperinde konuşlandırılmış Tahtalı gibi dev bir baraj bile yıllar sonra dibi görmüştü. Dibi delik Gördes çare olmuyor, Balçova yetmiyor, Çeşme'deki Kutlu Aktaş kuruyor, Aliağa'daki Güzelhisar İzmir'in yardımına koşuyordu.
Su kesintilerini uygulamada bir yıllık gecikme, barajları “tamtakır” bırakmış, yeraltı suları sarıldığımız tek kaynak olmuştu. İşte tam da bu noktada kentin suyundan sorumlu Büyükşehir Belediye Başkanı, önce denizden su arıtılmasını gündeme taşıdı, ardından da yağmur bombasını.
İyi her şey güzel de, öyle 21 derece tuzlu ve de balıkların bile yaşamakta zorlandığı Körfez suyunu arıtmak kolay mı? Hem bu su içilebilir mi? Kullanım suyu olarak belki. Başkan ikinci çare olarak da "yağmur bombası"nı gündeme taşıdı. Semayı kaplayan bulutlar tohumlanacak, yağmur yağdırılacaktı. Bu yöntem yıllar önce susuzluktan kıvranan megakent İstanbul için düşünülmüş ancak uygulanmamıştı. Bu kez de İzmir'in susuzluğuna çare olsun istendi. Unutulan tek şey ise cümbür cemaat “yağmur duası”na çıkılmasıydı.
Kentte tüm bunlar yaşanıp da çözüm yolları tartışılırken, Yüce Allah İzmir’in haline acımış olacak ki yağmurları yağdırıverdi. Neredeyse bir aydan beri aralıksız, yağışlar İzmir semalarından bu topraklara düşüyor. Adeta bereket yağıyor. Kuruyan topraklar canlanıyor, barajlarımız dolmaya yüz tutuyor. Çok şükür.
Ancak ne var ki, susuzluktan kurtulduk derken, bu defa altyapı yetersizliği nedeniyle afetlere maruz kalıyoruz. En ufak bir sağanakta kent merkezi göle dönüyor, cadde ve sokaklara taşan sular araçlara da yayalara da geçit vermiyor. Bununla kalsa iyi de, evleri, işyerlerini ve çarşıları seller basıyor. Zarar gören insanların feryat etmekten öteye ellerinden bir şey gelmiyor.
İşte bu noktada insan ister istemez, "İzmir'in bu makus talihi ne zaman sona erecek?" diye soruyor. Bu sorunun cevabını vermek gerçekten güç. Zira geçmişte yapılan hatalar kentin yıllardır bu ızdırabı çekmesine neden olmuştur. Tıpkı çöp krizinde olduğu gibi. Kentin her yağmurda göle dönmesinin sebebi bir dünya projesi olan Büyük Kanal'ın planlandığı gibi inşa edilmemiş olmasıdır. Bunun da müsebbibi 20 yıl önce yapılan hatalardır.
Hataları yapanlar artık yaşamıyor veya kenti terk edip gitti. Ancak bugün iş başında olanları suçlamak da sorunu çözmüyor. Zira tüm bu yaşananlar bugünün değil 25 yılın birikimleridir. Herkes bu kentin çeyrek asırdır kimler tarafından yönetildiğini adı gibi biliyor. Ve o yönetenlerin neler yapıp yapmadığını.
Ya peki ne yapılmalı? Vakit kaybetmeden Büyük Kanal Projesi rehabilite edilmeli. Yağmur suyu kanalları işlevsel hale getirilmeli. Simdi çıkıp denilecek ki, "Bilmem kaç km yağmur suyu kanalı inşa ettik." Peki ettiniz de ne oldu? Neden hala her yağmurda aynı manzaraları yaşıyoruz biz?
Kemeraltı aylarca kazıldı, yağmursuyu kanalları döşendi. Tarihi çarşı ufacık bir yağmurda dahi neden Venedik'e dönüyor. Kordonboyu desen ondan da beter. Neden, neden, neden? Neden bu güzelim kente bakamıyor, çareler yaratamıyoruz? İşin kolayına kaçıp, kent insanının acıları ve perişanlığı üzerinden siyaset devşiriyoruz.
Kentin belediye başkanlarından tutun da devleti temsil eden valisine, kaymakamlarına kadar herkes elini taşın altına koymalı. Bırakıp yağmur bombasını, altyapı bombasının her yağmur patlamasının önüne geçilmeli. Hele hele siyasiler sorunlar üzerinden birbirlerini suçlamayı bırakmalı. Yoksa zaten çözümü gecikmiş olan sorunlar daha da çözümsüz hale gelecek ve bu kent yaşanmaz olacak. Demedi demeyin!