İzmir yanıyor, ata ana baba ocağım Ödemiş'im de yanıyor, her yer yanıyor, içim yüreğim yanıyor. Tesadüf olamaz hiçbir şey. Her şeyin de bir nedeni vardır. Çocuklara yapılan her türlü edepsizlik, bir de orman yangınlarına, dayanamıyorum. Binlerce canlı yanıyor, toprak yanıyor, toprak. Gideceğimiz yer, son durak da yanıyor, yandı, kül oldu. Gel de yaz şimdi. 'Hayat devam ediyor' imiş, buyrun burdan yakın, pardon yazın. Hayat ne tuhaf, radyomuzu dinleyip yazarken, hala ormanlarımız yanıyor. 'Yapacak bir şey yok', gerçekten yok mu ? Geleceğimiz ne kadar kaldı bilemem ama. Bir gelmişimiz geçmişimiz var, yazım, yazın hayatımızda. Gördüm, yaşadım, okudum, düşündüm, hissettim ve de yazmaya devam ediyorum, nasipse kısmetse devam. Hiçbir maddi, manevi beklentim olmadan. Bu da garip. Kullanmıyorum yani, medyayı, basını. Yazmak hoşuma gidiyor, o kadar. Yazacak da kimse de kalmadı, akranlarımdan. Sağdan say, soldan say Bir Sinan Genç bir Erkut Şahin bir Haluk Güney bir Seçkin Öner bir Murat Adıtatar o kadar. 'Kelaynak kuşu' gibi kaldık. Bu bir 'Gençlere bırakın, yer açın, koltuğu bırakın' durumları hiç değil. Meydan boş, hatta hodri meydan. Geçmişte, 40'a yıla varan ölçüde yazım hayatıma o kadar etki yapan, iz bırakan, öğreten, büyüklerim, küçüklerim var ki. Adı geçenler de dahil, geçmeyen de çok. İlk müdürüm Avni Erboy, 'Evladım bak yol yakınken git sonra arkamdan beddua okuma' dedi. 2025 haziranı itibarıyla şimdi dualar okuyorum. Bed'ini kaldırdım ki üstüne bir de Allah razı olsun diyorum. Öyle bir insanlar tanıdım ki. İçlerinde mikrop, cibilliyetsiz yok, gel de başlama, gel de yazma. Var mıdır bilemiyorum, öğrenmekti maksadım görmedim, göremedim, görmemezlikten geldim belki de. Avni abime özel yer ayıracağım sonra, az sonra, belki de yarından da yakın. Yazar, kulüp başkanı, fair-playli centilmenlik adamı, iyi baba, vefalı eş. Öyle bildiğiniz başkanlardan değil, hizmet veriyor yıllardır Bostanlıspor'da. Öyle de iyi bir eş ki, ablam, yengem Nergiz Erboy'a evde misler gibi bakıyor, bir kez daha Allah razı olsun Erboy müdürüm. İspatı budur. Kartvizitsiz, torpilsiz 'Yazmak istiyorum' diye kapısından daldığım insan, düzgün biri olmayıp Eşrefpaşalı deyimi ile yalap şalap, faldırfoş, uyduruk, kibirli olsaydı, aynen geri çıkardım o kapıdan, ya da hiç girmezdim. Bu yazı da olmazdı, bugünlere gelmezdim. İlk önce 'Bence' güzel 'Ajanda'ya yazmak gerek, Avni Erboy Akhisarsporlu ve Karşıyakalı, Muhittin Akbel Altaylı, Osman Gençer İzmirsporludur aman 'Kimse Duymasın'.
SEVECEĞİM SONSUZA DEK
Hürriyet, Yeni Asır ile Gazete Ege'nin ardından Haber Hürriyeti'nde yeniden dirilten ustam, hemşehrim İbrahim Irmak abimdir. Yelpaze çok geniş, isim çok maşallah. Hepsini yazmam mümkün değil, sığmaz. Elimden tutup Ege Telgraf'a getiren, yaşatan büyüklerimdir, rahmetli Can Suphandağlı abim, rahmetli Talat Kırcan hocam. Fotoğraf bu, belki tek anı. Şakir Kuruş kaptanım, abim, hocam da var. Hepsine rahmetle, şükranla. Maalesef kapatılan Denizgücü'nde harikalar yarattıkları yıllarda, maçını yönettim, yardımcılık hakemlik de yaptım. Hürriyet'te kritik yazardı, önce kalemle, eliyle. Sonra ikimiz birlikte, daktiloyla A4 sarı kâğıda. Şevket Özçelik cennet mekân ustam, telefonla yazdırırdı, ertesi gün 'tek kelime hata yok, noktasıyla virgülüyle, üstten ayracı ile de'ler da'lar düzgün teşekkürler aferin evlat' derdi. Heyecan zirvede, kolay mı Özçelik'in yazısını alıyorsun. Büyük sınavı geçtim, maç yönetmek çok daha kolay. Belki de bugünleri görme, hala daha yazabilme sebeplerimizsiniz, hepiniz. Şakir hocam da 'Güzel başlık, iyi yazı oldu evlat içime sindi' derdi. O sert bakışlı ama yufka yürekli, merhametli, dünya iyisi insan evladı. Yeni Asır'da müdürüm Abdi Karagözoğlu, merhum 'sayfaların efendisi' Lütfi Çelik abimle harika eküri olmuşlardı Muhittin Akbel ustam ile. O Muhittin usta ki, her derde deva, harika insan. Osman Gençer abim, Hürriyet'te de Yeni Asır'da da yazı işleri müdürümdü. Aristokrattır, ağır abidir, iyi tenisçidir, teniste çok hareketlidir. O alanda da plaketleri topluyor, tebrikler. 'Ajanda' idi köşesinin adı, orada beni de yazdı. Erken gönderdiler, boşuna gitmişim geri döndüm turistik seyahat oldu Samsun maceram. Üç ay sonra kesin gittim, 34 gün kaldım, yedek subay eğitim okulunda, yazdı Gençer müdürüm. İsmail Özelçinler ustam canım ustam çok erkendi. 'Sarı civciv' olduk demişti 7 yıl önce Akbel ustamla, hatıra kaldı bu foto. Öğreten, eğiten adam oldu İsmail abim. Rakibiz, rekabet, haber atlatma kavramı var ya, güya. Haddim değil zaten rakip olmaya. 'Meto bak şurda bu var' derdi. Destek oldu, ödül verdiler bir de. Bir de 'senin emeğin' demez mi. Gel de sevme, gel de yazma. Ben bu insanlarla çalıştım, öğrenmeye çalıştım. İyi ki vardılar, iyi ki varsınız. İyi ki sizleri tanımışım, çok ustam var. Çok şanslıyım. Bu kadar değil, bir daha ki yazıma kadar adını yazmazsam çatlarım, Gürkan Ertaç, Gürkan baba. Biri kapıyı açtı öğretti yazdırdı, biri yazdı, bir yazsana gazete Gebze'ye gitti dedi gazladı yazdırdı. 'Hani bana hani bana' dedirtmediler. Bir rakamla 1 değil, gelişine vole. Soyadı ile alakası yoktu parayla pulla işi yoktu, büyük hoca Kuruş'un deyimiyle. Hoş sada kaldı bize, bitmesin de, devamı gelecek inşallah, umarım, sevgiyle, saygıyla...