Mutluluğun tanımını yapabilir misiniz? Ben uzun süre yapamadım. “Mutluluk başarıdır” dedim sonra ayakta alkışlanan mutsuz insanlarla tanıştım. "Mutluluk eğlencedir " dedim ama hiç durmaksızın eğlenen mutsuz insanlarla sohbet ettim. "Mutluluk sevgidir" dedim, sevgiyle kucaklanmış mutsuz insanlar gördüm. Her seferinde mutluluğun bir parçasını yakalıyordum ama bütününü bulamıyordum. Galiba kolaya kaçıyordum.

Ta ki psikiyatrist Rafael Euba’nın 2019 yayınlanan makalesindeki şu cümleye rastlayana kadar: “Mutluluk, doğamızda yok. Çünkü evrim bizi yalnızca hayatta kalma ve üremeyle ilgilenecek şekilde tasarladı."

Eğer mutlu olmak için tasarlanmadıysak, kendimizi mutlu olmak için tasarlayamaz mıyız? Evrim bize sadece hayatta kalma dürtülerimizi yöneten limbik sistemi vermedi, aynı zamanda mantık, planlama ve özdenetimden sorumlu prefrontal korteksi de geliştirdi. Ve prefrontal korteks, biyolojik programlamayı sorgulayabilir, değerlendirebilir, yeniden tasarlayabilir.

Peki bu mümkün mü? Evet, mümkün. Çünkü beyin öğrenebilir, yeniden şekillenebilir. Yani sorun doğamızda değil, bu doğayı nasıl kullandığımızda, nasıl tasarladığımızda.
Mutluluğumuzun önünde üç büyük engel var. Birincisi dürtülerimizin esareti: Hiç düşünmeden otomatik pilotta yaptıklarımız. Sabah uyanır uyanmaz telefona bakmak, stresliyken sigara içmek. Diyetteyken “bir kereden bir şey olmaz "deyip pasta yemek. Kısa sürede haz veren her şeyin peşinden koşmak. İşte bu dürtünün esaretidir.

İkincisi zihnimizin tiranlığı: Durmayan, hiç susturulamayan bir iç ses. Gece yatarken "Arkadaşıma söylediklerim onu üzdü mü?" diye saatlerce düşünmek. Yarın olacakları kafanda binlerce kez canlandırmak. Zihin şimdiyi yaşamaya izin vermez, sürekli geçmiş ve gelecek arasından gidip gelir.

Üçüncüsü beyin kimyasallarının istilası: Bazen beyin kimyası kontrolden çıkar. Depresyonda sürekli uyumak, enerjisiz olmak. Anksiyete bozukluğunda kalp çarpıntısı, nefessizlik. Bu durumlarda irade tek başına yetmez. Profesyonel yardım gerekir: Terapi, ilaç, sosyal destek.

Bu üç engel olmadığında ya da onları yönetebildiğimizde, artık kendimizi yeniden tasarlayabiliriz. Ama önce mutluluğunhangi bileşenlerden oluştuğuna bakmamız gerekir. Çünkü kolaya kaçmadan mutluluğu tanımlamak için dört temel adımın farkında olmalıyız:

İlk adım değerlerimizi netleştirmektir. Değerlerimiz, hayatta gerçekten neye inandığımızdır. Adalet, sevgi, özgürlük... Başkalarının bize dayattığı değil, içimizden gelenlerdir, pusulamızdır. Peki sizin değerleriniz neler?

İkinci adım bu değerlerle hayatımıza bir anlam yüklemek. Yani “Bu değerlerle ben nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?” sorusunu yanıtlamaktır. Eğer “Adalet” değerinizse anlamınız “daha eşitlikçi bir dünya için çalışmak” olabilir mi?

Üçüncü adım,anlamı somutlaştıracak amaçları belirlemek. Amaçlar, hayatın farklı alanlarında ne yapmak istediğinizdir. Hayatınızın anlamı “Daha eşitlikçi bir dünya” ise amaçlarınız: mağdur kişilere destek vermek, hukuk alanında çalışmayı tercih etmek olabilir.

Dördüncü adım amaca götüren hedefleri tanımlamaktır. Hedefler küçük, net ve uygulanabilir somut adımlardır. Yani bugün, şimdi, burada yapabileceklerinizdir. Amacınız mağdur kişilere destek olmaksa hedefiniz, bir sivil toplum örgütüne gönüllü başvuru yapmak, haftada bir-iki gün çalışmak olabilir. Ne dersiniz?

Artık mutluluğun tanımını yapabiliriz:

"Ne dürtülerimizin, ne zihnimizin, ne de beyin kimyamızın esiri olmadan; kendi değerlerimizle belirlediğimiz anlamlı amaçlara, şimdi ve burada attığımız adımlarla ilerlerken yaşadığımız süreçtir.

Katılıyor musunuz?