Yakın ilişkilerde tartışma kaçınılmazdır. İki ayrı dünyanın, iki farklı hikâyenin ve iki ayrı duygusal geçmişin bir araya geldiği her yerde zaman zaman fikir ayrılıkları yaşanır. Ancak çoğu zaman tartışmanın kendisinden çok, tartışma sırasında ortaya çıkan ton ve davranışlar bizi daha fazla etkiler. Özellikle de sesin yükselmesi… Bir tartışmada biri sesini yükselttiğinde, çoğumuzun zihninde otomatik olarak aynı düşünce belirir: “Beni kontrol etmeye çalışıyor”, “Bana saldırıyor”, “Saygısızlık yapıyor.” Oysa her yüksek sesin altında gerçekten güç kurma isteği ya da öfke olmayabilir. Çoğu zaman bu yüksek ses, çok daha derinde yatan bir korkunun dışa vurumudur. İlişkilerde sesin yükselmesi çoğu zaman duyulma ihtiyacının bir işaretidir. Kişi kendini anlatamadığını, anlaşılmadığını ya da görülmediğini hissettiğinde, sesini farkında olmadan yükseltir. Çünkü insanın en temel ihtiyaçlarından biri anlaşılmaktır. Duyulmadığını hisseden zihin, sesini artırarak varlığını korumaya çalışır.

SERT KELİMELER

Sert kelimelerin ve aceleci tonun altında çoğu zaman görünmeyen bir cümle vardır: “Lütfen beni anla.” Hatta bazen daha derinde şu korku saklıdır: “Benden uzaklaşma.” Tartışma anında söylenen sözler kulağa sert gelebilir, ancak duygusal kökenine baktığımızda çoğu zaman terk edilme korkusunun izlerini görürüz. İnsan psikolojisi, özellikle yakın ilişkilerde, tehdit algıladığında savunmaya geçer. Bu tehdit fiziksel bir tehlike değil, duygusal bir uzaklaşma ihtimali de olabilir. Partnerin sessizleşmesi, geri çekilmesi ya da ilgisiz görünmesi bazı kişilerde yoğun bir kaygı yaratır. Bu kaygı da bazen yüksek sesle, bazen ısrarla konuşarak, bazen de sert bir tonla kendini gösterir. Bu noktada önemli olan, sadece söylenen kelimeleri değil, o kelimelerin arkasındaki ihtiyacı duyabilmektir. Çünkü tartışmalardaki yoğunluk her zaman saldırganlık değildir. Bazı insanlar için bu bir protestodur. Sessizliğe, mesafeye ve yalnız kalma ihtimaline karşı verilen duygusal bir protesto… Elbette bu durum, her yüksek sesin sağlıklı olduğu anlamına gelmez. İlişkilerde saygı sınırlarının korunması her zaman önemlidir. Ancak davranışı anlamaya çalışmak, onu onaylamak anlamına gelmez; sadece duygunun kökenini fark etmeyi sağlar. Ve çoğu zaman bir davranışın nedenini anlamak, çözümün yarısını oluşturur. Yakın ilişkilerde asıl dönüşüm, tartışmanın içeriğini kazanıp kaybetmekten çok, birbirimizin duygusal ihtiyaçlarını fark edebildiğimizde başlar. Bir partnerin yüksek sesinin altında yatan korkuyu, kırgınlığı ya da duyulma ihtiyacını fark ettiğimizde, tartışma bir güç savaşından çıkıp bir bağ kurma fırsatına dönüşebilir. İlişkilerde gerçek yakınlık, sadece güzel anları paylaşmakla değil, zor anlarda da birbirinin duygusunu görebilmekle kurulur. Gürültünün, öfkenin ve karmaşanın altında çoğu zaman kırılgan bir ihtiyaç vardır: Anlaşılmak ve yalnız kalmamak. Belki de bir sonraki tartışmada kendimize şu soruyu sormak iyi bir başlangıç olabilir: “Şu an duyduğum şey sadece yüksek bir ses mi, yoksa duyulmak isteyen bir duygu mu?”

Bu sorunun cevabı, tartışmanın yönünü tamamen değiştirebilir. Çünkü duyulmak isteyen bir duygu duyulduğunda, sesin yükselmesine artık gerek kalmaz. Unutmayalım, ilişkilerde en büyük değişim çoğu zaman tonu düşürmekle değil, anlamayı artırmakla başlar.