Kamuran Kaya, yıllara dayanan bir araştırmayla ve titiz bir seçicilikle İzmir’e önemli bir kitap kazandırdı. “100 İz/mir” kitabında İzmirliliğiyle kentin kimliğinde yer etmiş isimleri anlattı
Kamuran Kaya’nın Yakın Kitabevi etiketiyle okuyucuya ulaşan eseri “100 İz/mir” unutulmaması gereken yüzleri anlatıyor. Adeta bir roman kurgusuyla her portreyi birbiriyle bağlayan Kaya, bu isimler üzerinden İzmir’e dair bir yakın tarih okuması yapmamızı sağlıyor. Farklı mesleklerden olup İzmirliliğiyle öne çıkan bu portrelerde 19’uncu yüzyıldan başlayarak İzmir’deki fikir hayatını takip etmiş oluyoruz. Kitabın hatırlatma eylemine katkı sunmasını istediğini söyleyen Kaya, “Başlangıç düzeyinde bir kent portreleri görünümündeki bu kitabımın okuyucu nezdinde bir hatırlatma, bellek yenileme işlevine katkısı olursa benim için kitap yazım amacını gerçekleştirmiş olacak” dedi. Sözü Kamuran Kaya’ya bırakıyoruz…
-Sayın Kaya, kitabın önsözünde, “İzmir’de doğanlar oradan kopamadılar ama İzmir, başka kentte doğanları da İzmirli yaptı” diyorsunuz. Siz de İzmir doğumlu olmayan bir yazarsınız. Biraz da kendinizden yola çıkarak bu sözünüzü biraz açar mısınız?
-Evet, belirttiğiniz gibi ben de İzmirli değilim. Memur bir babanın çocuğu olarak asıl memleketimden başka yerde doğdum ve birçok kentte yaşadım. Öğrenimimi farklı kentlerde sürdürdüm. Ben de kamu görevimden dolayı birçok kenti dolaştım. İzmir’e ilk olarak 1998 yılında geldim. Daha sonra uzun bir eğitim ve çalışma hayatım ve tekrar İzmir’e dönüş dönemim var. İzmir’i diğer büyükşehirlerden ayıran özellikleri bulunmakta. En başta insanların genel olarak daha bir yavaş, cittaslow tarz denilen hayatı tercih etmeleri ve benim özelimde de en başta kültürel ortamlara erişiminin daha kolay olması. Kendimden bahsettikten sonra sorunuza geri dönersek, belirttiğiniz gibi kitabımda da İzmir’de doğanların oradan kopamadığını belirttim. Bunun birçok nedeni var kuşkusuz. Ancak en baştaki nedenin İzmir’in ve genel olarak da kıyı Ege’nin daha çok pandemi döneminde de belirginleştiği üzere kendisine sığınılan, daha dingin bir akışının olması olduğunu düşünüyorum.
Kentin ve bölgenin İstanbul gibi hırgürü çok olan şehirlerin bunaltıcı havasından kısmen uzaklaşma amacına hizmet ettiğini görüyoruz. Bir nevi sanatlarını İzmir dışında icra etmelerine karşın hep bir özlem içinde olmaları. Ve onlar için İzmir’in kendine has rahatlatıcı atmosferinin kenti benzersiz kılması. Örneğin, Sezen Aksu için İzmir’in kızlarının anlamı ve verdiği değer çok büyük değil mi? Sezen Aksu’nun aslen Denizli-Sarayköy doğumlu olduğunu unutmayalım. Ya Dario Moreno. Ölene kadar “İzmir İzmir” diye sayıkladı ve ölürse mezarının İzmir’de olmasını vasiyet etti. Aslında o da Aydın-Germencik doğumlu.
-Siz bir hukukçusunuz. Röportaj öncesinde de edebiyat-hukuk ilişkisi üzerine çokça konuştuk. Hukuk metinleriyle iş yapan biri olarak edebi metinlere, edebiyata olan bağınızın kaynağını konuşabilir miyiz?
Hukuk fakültesi mezunuyum. Ancak ayrı bir parantez açmam gerekirse okuduğum dönemdeki akademik kadro ve İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu konumun tarihi alanı içinde olması nedeni ile en az okulum kadar İstanbul’un tarihi ve kültürel aurasından istifade etmeye çalıştım. Zaten hukuk kitaplarının tuğla kalınlığından da anlaşılacağı üzere, hukukçu kimlik ister istemez okuma eylemini sevmeyi gerektiriyor. Bunun yanı sıra küçük yaşlardan beridir gazete köşe yazılarını okumayı, filmler izlemeyi, sanatsal faaliyetleri takip etmeyi hep sevmişimdir. Okumak ve yazmak benim için vazgeçilmez tutkular.
KENTİN KAHRAMANLARI
-Kitabınız için “şehir kahramanları biyografisi” diyorsunuz. Peki bu 100 portenin hepsi aynı zamanda sizin kahramanınız mı yoksa İzmir’in kent kimliği açısından mı “kahramanlık” sıfatını koyuyorsunuz?
Kitabımın çerçevesini belirlemek bakımından kitabıma bir biyografi dizini olarak bakmak zor. Çünkü konu edilen kişileri kentle bütünleştirerek, onsuz düşünmeyerek sunmaya çalıştım. Temel meselem ise İzmir’in genel olarak çeşitli alanlarda sevilen ya da kimi yönleri ile olumsuz manada eleştirilen isimlerini yani şehrin kahramanlarını kendi merceğimden sunmaya çalıştım. Kuşkusuz bunların hepsi benim kahramanlarım değil. Ama olabildiğince bu yönüyle öznel duygularımdan kendimi yalıtarak kentin gözünden bakmaya çalıştım. Alanı ise geniş çerçevede tutmaya gayret ettim. Kitapta Attilâ İlhan da var, Harika Avcı da. Metin Oktay ile Yalçın Menteş de bulunmakta. Audrey Hepburn gibi dünyaca tanınır isimler de var, Lucien Arkas gibi sermayenin önemli isimleri de.
-Kitapta İzmir doğumlu olup aslında sanat eserlerinde İzmir’i değil de özellikle İstanbul’u işleyen epeyce isim var. Bu isimlerden siz de söz ediyorsunuz. Buna rağmen bu sanatçıların İzmirliliğini hatırlatmanın kent kimliğine nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?
Haklısınız. Aslında İzmirli olan Attilâ İlhan sanat yapıtlarında mekânsal olarak İstanbul’u ya da Paris’i daha çok konu etti. Ancak bunların İzmir geçmişi var. Onların eserlerinin şekillenmesinde kent hafızasının o kadar çok rolü var ki. Aslında İzmirli olup da başka kenti odağına alan sanatçıların sanırım İzmir’de aradıkları ortamı bulamamaları bunda çokça pay sahibi. Yoksa Karataşlı Ayhan Işık elbette doğduğu kentte film çekmek isterdi. Ya da Dario Moreno Paris’te değil de daha çok İzmir’de sahne almayı arzulardı. Bunun kentin her yönden kapasitesi ile ilgisi var. Ancak tekrar edersem bu isimler İzmirli kimliklerini unutmadılar. Belki biz İzmir’de olanlar öyle sandık.
-Kitabın adında İzmir adının “İz/mir” olarak bölündüğünü görüyoruz. Burada bir iz sürme eylemine atıf olduğunu seziyoruz. Kitabın adı hakkında bize neler söylemek istersiniz?
Kitabın adının İz/mir olarak bölümlü olarak kullanımı dediğiniz gibi öncelikle iz sürmenin hemen akla gelmesini sağlamak gayesiyleydi. Gerçekten de kitap en başından sonuna doğru birbiriyle ilintili olarak ilerlemekte ve bu da okuyucu için okuma pratiğini daha canlı tutmaya imkân verirken, benim de yazma serüvenimde daha önce bilmediğim çokça bilgiyi edinmeme olanak sundu.
METİN OKTAY’DAN NECATİ CUMALI’YA
Her portrenin sonu bir başka portreye bağlanıyor. Fiilen olmasa da kişilerin üretimleri ya da ortak yanları bu hikayeleri bağlıyor. Peki, bağlantı yapacağınız zaman kişi seçmekte ya da silmekte zorlanmadınız mı? Muhtemelen Metin Oktay’ı ya da Necati Cumalı’yı devam ettirecek başka isimler de vardır…
Az önce de belirttiğim gibi her portrenin diğerine bağlanmasını öncelikle okumayı daha canlı tutmak için tercih ettim. Ancak ilintileyerek sağladığım bu anlatımı zorlama bir saikle yapmadım. Bir karakterin diğerine geçişine yol alırken benim anımsadıklarımın ve yaşanmışlıklarımın çok etkisi oldu. Ancak kuşkusuz okuyanlar için başka bağlantıların kurulması mümkün. Sonuç olarak samimiyetle belirteyim ki, bir zorlama yaşamadım. Tamamen benim için bilinç akışı benzeri bir yolla bağlantı sağlandı.
-Portreler içinde bugün hayatta olmayan kimseler olduğu gibi yaşayanlar da var. Örneğin Tuğrul Keskin ilk dikkatimi çekenlerden. Yine Hüseyin Yurttaş da aklımda kalanlardan. Bu isimleri kent içindeki aktif çalışmalarına göre seçme durumunuz oldu mu?
Kitapta ağırlıklı olarak maalesef şu an yaşamayan kişiler bulunmakta. Hatta uzun süren yazım sürecinde Bilge Umar, Necdet Güvenç, Şadan Gökovalı gibi önemli değerlerimizi de yitirdik. Tuğrul Keskin, Yaşar Aksoy, Hüseyin Yurttaş gibi yaşayan isimler kuşkusuz hayatın birçok alanına dokunan kişilikleriyle bana ve kente çok şey kattılar. Onların benim yüz listemde olmasında birçok etkinlikte kendilerini dinleme ve kent hayatına kattıkları etkili olmuştur.
Önsözde Alsancak için çok önemli bir isme teşekkürünüz var: Yusuf Akın. Doğrusu onu ayrı bir portre olarak beklerdim. Siz ne dersiniz?
Yusuf Akın, bir avukat. Aynı zamanda kitapları da olan bir şair. Ancak bu vasıflarının dışında özellikle Alsancak için tam bir hazine. Bu semte ilişkin ne sormak isterseniz adres olarak ilk durak olmak zorunda. Kitabın yazılış sürecinde ve sonrasında kitaba ve bana kattıklarını listelememçok güç. Ayrı bir portre olabilir miydi? Kuşkusuz akla gelmesi gerekenlerden. Ancak Yusuf Bey dostluğu ile benim için zaten daha özel bir yerde. Bu soru vesilesiyle kendisine teşekkürlerimi yineleyeyim.
-Çalışmanızda adı neredeyse hiç olmayan kesim politikacılar. Bir yandan buna sevindim doğrusu. Yine de politikacıların kitapta yer almamasıyla ilgili birkaç cümle duymak isterim sizden.
Kitabımın kent kimliğini inşa etmede faydası dokunan kişileri yansıtmaya çalıştığını belirtmem gerek. Bu kişiler arasında politikacılar yok mu? Ya da az mı? Aslında var. İzmir’in ilk kadın mebusu Benal Nevzat İstar ya da dönemini önemli derecede etkileyen Hüsamettin Cindoruk, Mahmut Esat Bozkurt, Ahmet Piriştina, Edouard Balladur gibi isimler en başta politik kimlikleri ile akla gelmekteler. Dolaylı olarak da anlattığım kimi yazarlar da politik söylemlerini ağızlarından hiç eksik etmeyen kişilikler. Dolaysıyla kitapta benim açımdan politik/apolitik figür ayırımına gidilmedi, olması gerektiği kadar yer etti.
VEFAYI UNUTMAMAK
-Münci Kapani adı yine dikkatimi çekti. Açıkçası adı pek anılmayan bir isim. Elbette buna benzer başka isimler de var. Kitabınızın bu hatırlatma eyleminin karşılığını nasıl görmesini beklersiniz?
Münci Kapani gibi isimlerin az bilinir olması onun eksiği değil kuşkusuz. İzmir’in önemli bir ailesinden gelen, iyi bir eğitim alan ve hukukçuların çok iyi bildiği birisi. Evet dediğiniz gibi adı az bilinen başka değerler de var. Örneğin kitaptaki son portre olan Atilla Ergün. Çok mühim bir karakter oyuncusu ve aynı zamanda bilinen birçok şarkının bilinmeyen söz yazarı. Sizin haklı olarak belirttiğiniz bu hatırlatmalar bence karşılığını en iyi vefa duygusunu hiç eksiltmeyen eylemlerle vermekle mümkün. Mesela sokakları anlamsız numaralarla isimlendirme yerine bunların isimlerinin verilerek ya da birçok medeni ülkede olduğu gibi doğdukları yerlere ilişkin bilgi panoları vermek gibi basit işler ilk aklıma gelenler. Paris’te Sinematek’i kuran Henri Langlois’in ya da Urla doğumlu Yorgo Seferis’in İzmirli kimliğinin hatırlatılması en başta bu kente değer vermekle ilgili. Günümüzün en önemli meselelerinden biri kültürel yozlaşma ve bunun da özelinde balık hafızalı olmamız değil mi? Bu nedenle başlangıç düzeyinde bir kent portreleri görünümündeki bu kitabımın okuyucu nezdinde bir hatırlatma, bellek yenileme işlevine katkısı olursa benim için kitap yazım amacını gerçekleştirmiş olacak.