Bağımlılığın her çeşidi, kişinin hayatını bağımlı olduğu şey etrafında şekillendirmesine neden oluyor gibi gözüküyor. Bunun nedenlerini yazmak bana düşmez fakat 28 Days (2000) filmindeki karakter Jasper, bağımlılığın nedenlerinden birini özetliyor gibidir:
“Hiçbir yetişkin mutlu değildir. İnsanlar doğar. Çok kısa bir süre boyunca hayatın tatlı olduğunu sanırlar. Sonra trajediler yaşanır ve hayatın kaybetmekten ibaret olduğu anlaşılır. Önemli olan, bu durumdan doğan acıyı azaltmaktır.. Kimileri bunun için sarhoş olur.”
Bu sahne alkolizmin ve bağımlılığın, mutsuzluk ve acı çekmeyle olan ilişkisini hatırlatır. Filmdeki bir başka bağımlı karakter Cornell, “ayık olmanın ne kadar kötü bir şey” olduğundan, “normal bir insan gibi hissetmek” istedikleri için içtiklerini söyler. ‘Normal insan gibi hissetmenin’ ne olduğunu bilmiyorum fakat aşırı alkol içmenin normal hissettirmekten anormal hislere ve durumlara doğru bir yola soktuğu ortada gibi. Filmdeki Gwen karakterinin alkol tedavisi için rehabilitasyon merkezine girdikten ve alkolü bırakmaya başladığı ilk günlerden sonra kendisiyle göz göze geldiği anı hatırlayalım. Kireç gibi bir surat, morarmış gözler, titreyen eller, dağılmış bir beden. Bunlar fizyolojik tepkimelerdir. Kişide anksiyete, kaygı ve öfke belirtileri de gözlemlenebilir. Literatürde bunun adı Hangxiety’dir.
ACI VE ALKOLİZM
İnsan yaşamının problemlerinden olan acıdan kurtulmak için alkole eğilim gösterilmesine dikkat çeken konuşmalar, Gwen karakterinin kendisi gibi alkolik olan annesinin “eğlenmezseniz güzellerim, hayatın ne anlamı var?” cümlesiyle bu argümanı destekler gibidir. Acı o kadar baskındır ki hayatın anlamını acıdan kaçmaya, acıyı unutmaya ve eğlenmeye bağlamıştır. Maalesef Gwen’in annesi alkolden ölmüştür.
İç dünyamızı ve hayatı ne kadar anlamaya, anlatmaya çabalasak da nasıl bir halde olduğumuzu bir türlü ifade edemiyormuşuz hissine kapılırız. Bu his, insanları yalnızlığa itebilir. Etrafımızdan sevgi göremeyebiliriz. Öyle ki sevgi, güven ve birliktelik insanın ihtiyacı olduğu duygular ve ortamlar arasındadır. Filmin sonlarına doğru ablasının Gwen’e itiraf ettiği şey tam da bu sevgi gösterme eğilimimizin eksikliğidir. Bir şekilde herkesin yalnız olduğunu unutmak, çoğu kimsenin yardıma ihtiyacı olduğunun farkında bile olmamak duyarsız bir yaşam ortaya çıkarır. Filmdeki Andrea, bu yüzden aşırı doz alarak ölmedi mi? Belki de rehabilitasyon merkezinden ayrılırken kimsesizliğe dönmek istemedi. Ortak kaderi paylaşan kimselerin acılarını, komedilerini, üzüntülerini hatta öfkelerini paylaşmanın güzelliğinden yoksun kalacağını hissetti ve bu eksiklik kendi canına mal oldu. Bizim de ortak kaderimiz insan olmak değil mi?
VEDA ETMEK
Bağımlılığı yalnızca alkole ve maddeye indirgemek yanlış olur. Kişilere bağımlı insanlar da vardır. Gwen’in hatırlattığı gibi “yalnız ve sakin kalabilmeyi öğrenmek” gerekir. Değişimi gerçekleştirmek için belki de çevrenin değişmesi gerekir. Bunun yolu da veda etme cesaretinden geçiyordur. Tıpkı Gwen’in yaptığı gibi.