Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı’nda hayatla kendisi arasında ince bir cam olduğundan, yaşamı gördüğünü fakat ona bir türlü dokunamadığından bahseder. Yaşam, kimileri için apaçık değildir; ilmek ilmek örülen kısıtlayıcı ‘o’ düzen vardır. Companion (2025) filmindeki robot Iris’in de hissettiği ve söylediği gibi içimizde, sanki sürekli olarak bizi engelleyen bir şey vardır. Iris’i engelleyen programlanma biçimidir. Biz de kendimizi programlanmış hissedebiliriz. Bu hisler soruları, sorular ise cevapları aramayı getirir. Kimileri şanslıdır, bir amaç, bir cevap veya anlam bulurlar. Iris, filmde şöyle söyler: 

“Çoğu zaman sanki her şeyi kapatan, kalın bir bulut var. Sanki dünyayı görüyoruz ama aslında görmüyoruz.. Hepimiz yön bilmeden, bir anlam, amaç aramadan tökezliyoruz.. Ve birden bir anlam, bir amaç oluyor. Şanslıysanız bunu hayatınızda bir kere deneyimliyorsunuz.”

Iris’in bulduğu amaç özgür olmak olabilir mi? Anlamı, özgür olma istencinde bulmuş olabilir mi? Iris’in robot olduğunu öğrendiği andaki şaşkınlığını hatırlayalım. Hafızasının olduğunu, hislerinin olduğunu öne sürerek ‘gerçekten var olduğunu’ anlatmaya çalışır. Bu var olma biçimi hayatın bir imitasyonudur ve seyirciye, Iris gibi robotların, Platon’un sanat felsefesi gibi hakikatin bir taklidi olup olmadıklarını sordurur. İmitasyon olduğunu öğrenmek zor olabilir. Hiç robotlar gibi yaşadığınızı hissettiniz mi? Sanayi devriminden başlayıp devinimle hızlanan makineleşme, şimdilerde dijitalleşme, kendi özümüzden, artık bu öz her ne ise, ne kadar uzaklaştırdı? Yapay zekânın veya makineleşmenin insanların işlerini ellerinden aldıklarını biliyoruz. Yapay zekânın ve makinelerin yerimize geçmeleri ancak özgür ve rahat, kaygısız kaldığımız sürece mantıklı olmaz mı? Biz de bu sayede kendimizi felsefemize, sanatımıza, sporumuza, dolaşma özgürlüğümüze hatta kendi tembelliğimize adayabiliriz. Bu düşüncenin neresindeyiz? 

ÜÇ ROBOT YASASI

Bilimkurgu yazarı Isaac Asimov’un üç robot yasası yazdığı bilinir ve şu şekilde sıralanır:

1. Bir robot, bir insana zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.
2. Bir robot, birinci kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.
3. Bir robot, birinci ve ikinci kuralla çelişmediği sürece kendi varlığını korumak zorundadır.

İlerleyen zamanlarda bu yasaları genişleterek robotların bir insanın değil tüm insanlığın zarar görmesini engelleyeceğini belirtmiştir. Olması gereken de bu değil midir? Filmdeki Iris’in, ilk satın alındığında zararsız olduğu belirtilmiştir fakat ne yazık ki para hırsı yüzünden insanlar tarafından kullanılmıştır ve kendini korumuştur. Filmde dikkatimizi çeken şey, Asimov’un koyduğu 3. yasadır. “Bir robot kendi varlığını sürdürmek zorundadır.” 

İnsan, filmde o kadar ‘kıyıcı’ ve ‘para zavallısı’ olarak temsil edilmiştir ki robotun var olma hakkını savunması, özgürlüğüne kavuşma çabası özenilecek bir hâl almıştır. Merak edilen soru bizim ne zaman, bir robot kadar anlamını ve amacını özgürlüğünde bulacak insanlar olacağımızdır.