Aldatma konuşulurken genellikle oklar hep aynı yere döner: “Yuvayı yıkan o kadın”, “O adam baştan çıkardı”, “Karşısına biri çıktı, aklı gitti.” Oysa mesele çoğu zaman göründüğünden daha derindir.
Bir çift terapisti olarak şunu net söyleyebilirim: Çoğu aldatmada mesele yalnızca üçüncü kişi değildir. Ama bu, aldatmanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aldatma bir tercihtir. Kimse zorla aldatılmaz. Fakat o tercihe giden yolda genellikle konuşulmamış duygular, birikmiş kırgınlıklar ve ifade edilememiş ihtiyaçlar vardır.
Uzun evlilikler zamanla değişir. İlk zamanlardaki heyecan, merak ve tutku yerini daha güvenli, daha sakin bir bağa bırakır. Bu kötü bir şey değildir. Güven, bir ilişkinin temelidir. İnsan kendini güvende hissettiği yerde kök salar.
Ama şunu da unutmamak gerekir: Güven ile arzu aynı şey değildir.
Zamanla çiftler eş olmaktan çok “hayat arkadaşı” olur. Sonra ebeveyn olur. Ev geçindiren iki ortak haline gelir. Günlük hayatın koşturması içinde ilişki bir organizasyona dönüşür. Çocukların programı, faturalar, iş stresi… İlişki yürür ama çoğu zaman “yaşanmaz”.
İşte tam burada bir şey sessizce azalmaya başlar, arzu.
Arzu biraz merak ister. Biraz farklılık ister. Biraz da bireysellik ister. Ama bazı ilişkilerde “biz” o kadar büyür ki “ben” kaybolur. Kişi artık sadece anne, baba, eş ya da sorumluluk sahibi biri olur. Kadınlığını, erkekliğini, flört eden yanını, oyunbaz tarafını unutur.
Terapide sık duyduğum cümlelerden bazıları şunlardır: “Yanında kendimi yeniden canlı hissettim.” “Uzun zamandır ilk defa arzulandım.” “Kendimi hatırladım.” Bu cümleler çoğu zaman üçüncü kişiye değil, kişinin kaybettiği bir parçasına işaret eder.
Ama burada çok önemli bir çizgi var: Bir ihtiyacın olması, aldatmayı haklı çıkarmaz. Konuşmak yerine gizlemek, yüzleşmek yerine kaçmak bir tercihtir. Aldatma çoğu zaman cesaretsiz bir iletişim biçimidir.
Elbette her aldatma aynı sebeple olmaz. Bazı insanlar ilgiye doyamaz. Bazıları bağlanmaktan korkar. Bazıları ise sorun çıktığında konuşmak yerine kaçmayı seçer. Bu yüzden aldatmayı tek bir nedene bağlamak doğru değildir.
Yine de şunu söyleyebiliriz: Uzun ilişkiler iki şeyi aynı anda yapmak zorundadır. Hem güvenli bir liman olmak hem de canlı kalmak. Sadece güven varsa ilişki sakinleşir. Sadece tutku varsa ilişki savrulur. Denge gerekir.
Belki de asıl soru şudur: İlişkide hangi duygular konuşulmuyor? Hangi ihtiyaçlar sürekli erteleniyor? Ve arzu ne zamandır gündem dışı?
Aldatma bir son olabilir. Ama bazen de bir alarmdır. Görmezden gelinen bir sorunun yüksek sesle duyulma biçimidir.
Yine de unutmayalım: Alarm çalıyor diye evi yakmak zorunda değiliz. Konuşmak, yüzleşmek ve sorumluluk almak her zaman mümkündür.
Çünkü çoğu zaman mesele yalnızca üçüncü kişi değildir. Mesele, iki kişinin uzun süredir birbirine söyleyemedikleridir.
Sevgilerle…